Selma Erdal

Tüm Yazıları


Günün İçinden

  • 03 Ocak 2019 Perşembe


MS... OTİSTİK.. .Hiperaktivite...Bozulan ve değişen yaşam koşulları nedeniyle ortaya çıkan sayrılıklardan bir kaçı...Özellikle de hiperaktivite sorunsalı; sanıyor ki cahil cühela tayfası, bunun anlamı üst düzeyde hareketli olmak...Ah be ahmak; hiperaktivite sorunu demek, UYUMSUZLUK sorunu demek...Sayrılıkların ne olduğunu bilmeden, kendilerine "marifetmiş gibi" hiperaktif payesi veren uyumsuzlar ordusu, oy kullanacaklar 31 Mart 2019 gününde...Bizler de sonuçları görünce; of diyeceğiz hep birlikte...Ve onların marifetiyle değişiyor bu ülke...Örneğin SABANCILAR; yabana yurtdaş oldu diye yaygara yapan halk, onlar daha 90'ların başında Mısır'a fabrikalarını taşıdılar...Bu ülkede kazandıkları sermayelerini çokdan aşırdılar...Ama senin ruhun duymadı...Ki onlar...Önce Kayseri...Sonra Adana...Daha sonrasında İstanbul,Kocaeli,Sakarya, Bursa..Son aşamada ülkenin neredeyse genelinde SA ile biten işyerleri yayıldıkça...Yerlisi de, yabancısı da sanmağa başladı ki bir sözün içinde SA ile biten ne varsa, onların sanmağa başladılar... Ki BURSA ilini bile SABANCILARIN şirketi sanan yabancılardan söz edilirdi o yıllarda...İnsanların göbeği çatlardı; Bursa ülkenin büyük kentlerinden biridir, Osmanlının ilk başkentidir, Sabancıların şirketi değildir gerçeğini yabana anlatana kadar.
Şimdi kendileri de toplamış olsa bavulları...Ne fark eder?...
Arkalarından ağlayacak mısın?...


Ama ben onlar fabrikalarını topraklarımızdan söküp götürürken yıllar öncesinde duygularımı dışa vurmuşdum "ben olsaydım" sözleriyle başlayan tümcelerimle...

BEN OLSAYDIM bu ülkenin yöneticisi ve karar vericisi; üretim girdilerinin yüksekliğinden yakınan, dolayısıyla bu ülkede üretmekten sakınan ve de III.Dünya Ülkeleri’nin topraklarına taşınan kuruluşların, boşalttığı sanayi kuruluşlarının, fabrikalarının yapılarını, ülkemizde üretilen “üretim makinaları” ile donatıp, kapı önüne bırakılan emekçileri/işçileri yeniden işe alıp, ülkenin olanakları çerçevesinde başlardım üretime dokumacılıktan, “Devrim otomobili”nin benzeri arabacılığa kadar ülekeye gereken ne varsa…
Ve bu ülkenin olanaklarıyla semiren, semirdikçe şımaran, şımardıkça daha da doyumsuzlaşan, artı değer karından azaldı diye neredeyse azan ve de düzen bozan /oyun bozan, göç yollarına düşen… İşte onları var ya, onları birer, birer ülkenin nüfusundan düşüp, ülkenin olanaklarıyla edindikleri taşınır/taşınmaz varlıklarının karşısında yazan adlarını da silip, “ya sev, ya terk et” yalnızca dağdaki teröriste denmez, artı değer karını ülkesinden, ulusundan çok sevenler de bu ülkeye dönmez/dönemez diye bir de buyruk verip, “ille de sanayileşme, bundadır gelişme” diyerek ovamızı, ormanımızı, otlağımızı talan edenlerden topraklarımızı kirletip de kaçmalarının bedelini de alıp (bunun açık anlamı “tazminat istiyorum” demektir), koyardım kapıya “ kar marjından ödün verdiler diye, Türk ekonomisini öldürenleri”…
İşte bugünlerde yayılan söylencelere göre; kimselerin onları göndermelerine gerek kalmadan, onlar kendilerine ülke beğenmişler yabanın illerinden...İşte böyledir; paranın dini, imanı, merhameti, vatanı olmaz...Kendini nerede daha mutlu algılarsa, oraya kaçar...Ülkesini, ulusunu kafasına kim takar?...

Ne diyelim?... Kim bilir daha neler göreceğiz bu ülkede?...Batan gemiyi önce fareler terk etdiğine göre...Biz gelelim günün sözüne, yaşamımızın özüne, ülkenin özetine:
Naylon torba parası bahane...Halk gerçekten eleştirmek istedikleri hakkında konuşsa...Belli mi olur?...Belki soluğu alır F tipi koğuşda...Dokunmayın işte naylon torba sayesinde bir rahatlama yaşıyor ileri demokratik bir ülkede...