Selma Erdal

Tüm Yazıları


Günler Yürürken Sonbahar'a

  • 08 Eylül 2020 Salı


Oldum olası severim Sonbahar’ı…Ne de olsa 1 Aralık doğumlu Sonbahar çocuğuyum ben, sanırım ondandır bu mevsime düşkünlüğüm. Sarıyı, kızılı, nefti yeşili kendime yakın buluşum hep Sonbahar’a yönelik tutkumdandır. Ve belki de yaşam yolculuğumun Sonbahar’ında oluşumun da katkısı var mıdır acaba?... Kim bilir, vardır belki de...Ama ben yaşam yolculuğumda; tüm zorluklara, güçlüklere ve acılara karşın, yine de her dem coşkulu, her dem taşkın, her dem umutlu oldum. En karanlık çıkmaz sokaklara bile sapsa yolum ve yaşam yolculuğum bazen çetrefilli olsa da olmadı duygularım hiç bir koşulda içinden çıkılamayacak denli endişeli… Ben hep çabalarımla aydınlığı buldum; yeter ki olmasın işin içinde ölüm dedim.
Yıllar önce yine bir Eylül ayında yaşamımda kökten değişiklikler gerçekleşti; bir dönem delicesine aşık olduğum İstanbul’u terk ediverdim ansızın. Ege’nin ılık, suskun kıyılarında olmaya karar verdim. İstanbul’un o “çılgın kalabalık” dokusundan ve dokunuşundan uzaklaşarak; 8 Eylül 2016’dan beri ben bir Egeli, daha da özel bir belirtişle bir Didimli oldum.Gördüm ki Ege durgun, Ege kaygısız, Ege bir başka alem… Ben de bu girdaba katıldım mı sandınız?… Ne gezer?… Benliğim de benimle gezer; ben nerede, onlar da orada…
Ve Ege'ye geldiğimiz o ilk günlerden beri kayıtsız kalamadım ülkede yaşananlara ve soyutlayamadım kendimi halkımızın yaşadığı sorunlardan… Başkaca bir aldırmazlık içinde nasıl olurdum ki ben ?… Ne yapayım özümde kolaycılık yok; kolayına kaçamıyorum işin, yaşamak için bile…
Üstelik Ege'ye geldiğimiz 8 Eylül 2016 gününden, 8 Eylül 2020 gününe kadar geçen süreçte yaşanan ve gündemden hiç düşmeyen pek çok olumsuz olay yetmezmiş gibi, illa ki şu kadın cinayetleri ve çocukların yaşadıkları, nasıl da acıtıyor canımı, kanatıyor yüreğimi... Ne yazık ki ikinci baharım için seçtiğim bu kent bile avutamıyor beni, cehenneme dönüşüyor gözümde şu Cennet gibi Didim, şu Cennet gibi ülke... Ve şu küresel salgın için kaygılanmak bile, düşüyor daha gerilere; öncelikle çözülmesi gereken sorunlar sıralamasında...
Eylül günleri; yol alırken Sonbahar’a doğru, ne olur özgürlüklerin de son baharı gelmesin bu ülkede… İyi tutunun haklarınıza kızlar, kadınlar ve iyi sahip çıkın çocuklarınıza analar, babalar ki her gün yeni bir felaket duyumları almayalım, sizlerin bu kaygısızlığı, bu umursamazlığı sonucunda...
Ve seller... Onlar da çok acıtıyor canımı...

Ülkemizde inşaatçılık; en birinci sektör olduğundan beri, bakir topraklarımıza sürekli çimento-beton-demir ekiyoruz. Hey rantiye; kurma artık şantiye diye feryad ediyoruz. Ne duyan var, ne de durduran bu yoz gidişi… İnşaatçıların tek işi; dere yatağı, mera, tarla, orman… Savulun geliyor gözü doymaz inşaatçı Vandal!… Ne olmuş a canım; çifter, çifter otomobil alacağınıza, bir de olsun garajınızda sandal…El tedbir; her an gökten düşer rahmet, coşar, taşar yağmur suları, evlerinizi basabilir sel, el tedbir bre Müslüman!…Yağmur, sel dediğin; Cenab-ı Allah’dan…
Ve bu ülkede "en iyi yazar" geçinen birileri; bekareti bozulan ayı ve ona tecavüz eden tilki hakkında çocuk kitapları yazarken... Toprakların bekareti bozulmuş, topraklar kirletilmiş, toprağın sağlığı gitmiş, olmuş kanser…Toprak yapılaşmayla biyolojik özelliklerini yitirmiş; gökyüzü Tengri Baba ile yeryüzü Toprak Ana’nın arasına katranlık asfalt girmiş. Makyajlı, slikonlu dilberlerin teni gibi; toprağın teni kimyasal atıklarla bezenmiş. Gökyüzü Tengri Baba’nın verdiği suyu, Toprak Ana içine sindiremiyor; kuraklığını dindiremiyor ve can vermesi gereken saf su yağmur damlaları, sel olup can alıyor, yıkıyor, önüne geleni sürüyüp götürüyor açık denizlere…
Ama etkililer, yetkililer bu yaşananlara duyarsız kalıyor. Yanlışlardan geri dönülmesi için hiç bir etkili ve de yetkili ussal kararlar almıyor.
Ağaçlar söküldükçe sel suları; tozumaya, erozyona uğratıyor Toprak Ana’yı… Çarşamba’yı sel aldı türküsü; hemen, her yıl "ülkeyi sel aldı" ağıtlarına dönüşüyor. Altyapı hizmetleri; aman ne de güzel yetişmiş bu ülkede inşaat ve çevre mühendisleri, acaba Batılı da yaşıyor mu bu hezimetleri diye usanmadan yaşananları sorguluyoruz.
Sonuç olarak....
Doğanın düzeninin de, demokrasinin düzeninin de karmakarışık olduğu bu ülkede; korkarak yarınlarımıza bakıyoruz.