Selma Erdal

Tüm Yazıları


Gündem

  • 02 Mayıs 2019 Perşembe


Minareyi çalacaklar da, henüz kılıfını uyduramadılar...Dolayısıyla İmamoğlu koltuğunda otursa da...Onu imambayıldıya çevirmek için yapılan çalışmalar 1 Nisan'dan bugünlere henüz hız kesmedi.Ola ki Cumhur İttifakı çıkmış olsaydı sandıktan... Olacak mıydı bunca tantana?...Yine aynı yollarda yürüyeceklerdi yan yana; kimseciklere hesap vermeden...Bu nedenle;ülkenin gündemini yalnızca İstanbul yerel yönetim seçimleri ile sınırlamak, bunun yanı sıra ülke içinde ya da dışında olan bitene kör, sağır ve dilsiz kalmak olacak gibi değil...Belki de egemenlerin istediği de bu... Daha önceleri "tepkisiz" olarak varsaydıkları bu halkı,ilgisiz, güvensiz, siyasetten soğumuş, siyasal katılımdan kendini soyutlamış, bir bakıma yabancılaşmış bir kimliğe dönüştürmek...Kim bilir?...Demokrasiye tahammülü olamayanların, özellikle de eleştiriye katlanamayanların; böylesi bir amacı olamaz mı?...İstanbul üzerinden; ülkenin geneline bir mesaj ya da gözdağı mı veriliyor?...Belki de...Biz onları "sayım, suyum, böyledir benim huyum...işime gelmezse; oynamıyorum,geri ver koltuğumu" çatışmasında bırakalım, başka konulara odaklanalım...Yoksa bu çözümsüzlüğün koşullarında bizler çözüleceğiz.Bir başka deyişle; biz Ak-Egemenleri kendi gündemleriyle baş,başa bırakalım, kendi gündemimize bakalım...
Kansız,kayıpsız bir Emeğin Bayramı'nı daha geride bıraktık.Hemen ardından bir başka bayram daha vardı; Türkçülük Bayramı...Gecikmeli de olsa kutlayalım 3 Mayıs Türkçülük Bayramı'nı...Gerçi Türkçü geçinenler çoktandır devirdi ayranı; hepsi deve sidiği içecekler kutsal saydıkları Araplar'ın elinden, kimliklerini ışık hızıyla yitirirken...Ama yine de sağlam kalanlara selam olsun diyelim...

Öldürme ve yaşatma içgüdüsüyle doğmuş şu insan türü...Ama nedense bir türlü baskın gelmez yaşatma dürtüsü...Öldürür; din adına, iman adına...Hele bir de varmış ya etin tadına; acımadan öldürür, acımadan keser koçları, tavukları, avlar balıkları...Gün gelir de kaynaklar tükenir ve yiyebileceği ne varsa biter; işte o koşullarda aslan gibi yavrusunu bile yer...Bu aymazlık, bu boşvermişlik, bu tembellik sürdükçe; tarım ve hayvancılık ihmal edildikçe...
Kim demiş ki karışılmaz Tanrı'nın/Doğa'nın/Tabiat'ın işine?...Değil mi ki açgözlü, doyumsuz insanlar var aramızda; karışırlar ve çomak sokarlar bu düzenin gidişine...Oynarlar her şeyin; eniyle de, geniyle de...Değiştirirler doğal olan ne varsa; yaratırlar istedikleri biçimde...Çünkü onların ne gözleri doyar, ne de karınları; deveyi hamuduyla yutmayınca...Yalnızca hibrit tohumlar, GDO'lu besinler bağlamında değildir sözlerimiz; bir de Doğa Anamız'ın düzenine karışmalarına yönelikdir yakınmamız ve öfkemiz...Özellikle de şu toprak çalma konusuna yönelikdir sözlerimiz...Konuya ilişkin örnekler mi istersiniz?...İşte sıra, sıra; bir kaç tanesi burada...Amerika Birleşik Devletleri'nin New Orleans kenti; Missisipi Nehri'nden çalınan topraklar üzerine kurulmuş...Hollanda ülkesini sorarsanız o da denizden çalınan toprakların üzerinde...Durumlar böyle olunca, Batılı Akiller böyle bir kentleşme uygulaması gerçekleştirince,Batılı'nın iyi yanlarını değil de her dem yanlışlarını örnek alan Türkiye'nin egemenleri; aynı yolu, yöntemi izlemez mi?...İzler ki hem de nasıl...Ne kıyı koruma alanlarına özen gösterir, önem verir...Ne de dere yataklarına saygı duyar...Bıkmadan, usanmadan ve utanmadan; denizlerden,göllerden, derelerden sürekli toprak çalar.Deniz kıyılarını, dere yataklarını yapılaşmaya açar,sel ve heyelan felaketlerinin ardından yaşanan can ve mal kayıplarına ilişkin sorumlulukdan da kaçar.Doğa bu; alır eninde, sonunda kendisinden çalınanı...Üstelik de geri alırken, suçluların verir cezasını...Ama "kendini Dünya'nın Efendisi sayan" insansoyu nedense akıllanmaz, uslanmaz ve yaşanan acılardan da ders almaz.Yalnız bizde mi?...Elbette ki Batı'da da tutum ve davranışlar hiç değişmez, yaşanan felaketlerin ardından da bu hırsızlıklar sürer gider ne yazık ki...Örneğin; 2005 yılında yaşanan Katrina Kasırgası, bilindiği gibi en çok can ve mal kaybını işte bu Missisipi Nehri'nden çalınan topraklar üzerine kurulmuş olan New Orleans kentinde yaşattı.Bize ne bunlardan, Okyanus kıyısında değil ki ülkemiz diye denizlerden, göllerden, derelerden toprak çalmayı sürdüren doyumsuz yaratık; olmasa da sen de geleceği düşünmeye yönelik bir mantık...Ne yazık ki ülkemiz artık; tropik iklim kuşağına özgü özellikler taşımakta...Çünkü insan eliyle bozulan Doğa'da iklim değişikliği yaşanmakta...Sonucunda ölümcül kasırgalar ülkemiz topraklarında da gerçekleşmekte...Batılı'nın yanlışlarını almasını, Batılı'yı "taklit etmesi"ni pek iyi beceriyorsun da...Batılı'nın yaşadığı felaketlerin birgün senin de başına gelebileceğini neden düşünmüyorsun?...
Bilindiği gibi Dünya genelinde; her ne kadar siyasal sorunlar, baskıcı yönetimler nedeniyle ayaklanmalar, kıpırdanmalar, hoşnutsuzluklar yaşansa da...Yine özellikle Ortadoğu topraklarında sonu gelmeyen kanlı çatışmalar olsa da...Bütün bunların da üzerinde;en öncelikli sorun bilindiği gibi bir türlü son bulmayan göçler...Savaşlar, siyasal çekişmeler ve çatışmalar nedeniyle yaşanan göçlerin yanısıra; bu göçleri tetikleyen en birinci neden bugün artık iklim değişikliği gerekçesiyle yaşanan olumsuzluklardır. Suriyeli uyanık, kurnaz, asalaklar dışında yalnızca ülkemize değil, özellikle Batılı ülkelere gidenler arasında; iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunlar sonucunda göçler yaşanmaktadır ki uluslararası literatürde onlar "iklim göçmenleri" diye anılmaktadır.Böylesi sorunların ülkemizin da başına gelmeyeceğinin güvencesini, acaba kim verebilir?...Elbette ki hiç kimse...Üstelik de "her ne kadar mistik, dinsel bir öykü ile bilinse de" Nuh Tufanı da iklim değişikliği sonucunda yaşanmış bir göçtür, bilimsel çevrelere göre...Ve Türkler'in Ergenekon Destanı...Çoğalan insan sayısına karşılık, yetmeyen kaynaklar ve sonrasında dağın eritilmesiyle kısılıp, kalınan dar alandan; yeni yerler arayışıyla göç etmek...Günümüze dönersek...Dünyamız'ı yüzyıllardır acımasızca kendi çıkarları için tüketen, sömüren, kaynakları yok eden varsıl ülkeler için pek çok varsayımlar türetiliyor; Mars'a kaçacaklarına ilişkin...Oysa ülkemiz gibi azgelişmişler; küresel iklim değişikliği sonucunda, buzulların erimesiyle, deniz sularının yükselmesi sonrasında Kars'a kaçabilecekler mi acaba?...Velhasıl; bu ülkenin, bu ulusun İstanbul seçimlerinin dışında pek çok soruna odaklanıp, çözümler üretmesi gerekir aslında...Ama ne yazık ki onlar uykusu kaçan kişinin koyunları sayması gibi, halkı uyutmak için oyları yeniden sayma faslında...Ne diyelim?...Tanrı herkese akıl, us bağışlaya!...