Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Güç odakları

  • 24 Ocak 2018 Çarşamba


Güç denen olgu farklı koşullarda ve farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bu konuda birden fazla güç oluşumundan söz edebiliriz. Ancak, her gücün temelinde bireysel güç vardır. Bireysel güçlerin birlikteliği örgütlü gücü ortaya çıkarır. Örgütlü gücün en üst yapılanması devlettir. Örgüt dediğimiz zaman tepeden oluşan değil(sivil) tabandan ve iradi katılımlarla oluşan demokratik örgütleri kastediyoruz. Bu tür örgütlere sivil toplum örgütleri diyoruz. Modern devletlerin kuruluş süreçleri en önemli sivil oluşumlardandır. Bu noktada sivil örgütleri tanımlamak gerekir. Sivil olan otoriteye karşın oluşabilendir. Sivil toplum örgütünü şöyle tanımlayabiliriz: Bir sorun çevresinde, çözüm temelinde bir araya gelen; ast ve üst ilişkisi olmayan ve eşitlerden oluşan, hiçbir otoriteden emir ve direktif almayan(buna inanç temelli otoritelerde dâhildir) oluşumlara sivil toplum denir.
Güç odakları istedikleri çözümleri en güçlü oldukları anda ve alanda gündeme getirirler. TBMM bir zamanlar halkın meclisiydi ve demokratik açıdan güçlüydü. O meclis artık gücünü halktan alan bir meclis olmaktan çıkmaktadır. Tek partinin egemen olduğu bir meclis baskıcı olabilir, otoriter olabilir ama ulus boyutunda ve dış algılarda güçlü olamaz. Bir parti gücü oranında istediği her türlü düzenlemeleri yapabilir ve hatta hukuka aykırı kanunlar bile çıkarabilir(!) Dahası OHAL koşullarında istediği tüm düzenlemeleri anayasaya aykırılıklarına rağmen yürürlüğe sokabilir.
KHK'lar yayınlandıktan sonra yasal süresi içinde(bir ay) mecliste görüşülmez ise, yok hükmünde olur. Şu ana dek 31 KHK yürürlüğe konmuş ama bunların sadece beş tanesi meclisten geçmiştir. İlk yayınlanan KHK'lar ile yüzbinlerce kişi görevlerinden uzaklaştırılmışlardır. En tipik örnek, 11 bin kişi "BAYLOK" kullandıkları için görevlerinden atılmış, sonradan bir ilgilerinin olmadığı anlaşılınca görevlerine iade edilmişlerdir(!)
Özellikle AYM, yasal olarak görevli ve sorumlu olmasına karşın hiç hakkı ve yetkisi olmamasına karşın kendisini görevsiz kılması sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. AİHM, KHK'lar ile ilgili şikayetleri inceleyecek komisyonun varlığını, yasal sürecin bitmemiş olduğu biçiminde yorumluyor ve başvuruları geri çeviriyor. Bir hukuksuzluk hali ortaya çıkıyor. Anayasa yok, hukuk yok, kurumlar yok!...
Basın iktidardan yana olunca otoritenin bildirimlerini, halktan yana olunca bilgileri yayınlar. Mevcut basının büyük çoğunluğu, basın özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir. Fakat bilgi algısının bilinçli olmayışı da otoriter yönetime katkılar sunuyor. Normal ve bilimsel bilgi üstün bilgi ile yarışamıyor. Üstün bilgi inanç temelli olan bilgidir. Normal bilginin üstün bilgi ile anlaşması ve uzlaşması olanaksızdır çünkü; normal bilgi değişir olan iken, üstün bilgi değişmez olandır, yani dogmadır(!)
Koşullar, gerçekten ve bilimselden yana olmayan güç odaklarının ezici egemenliğine olanaklar sunmaktadır. Bundan yararlanan çağ dışı oluşumlar toplum yararına olmayan gelişmeleri körüklemektedirler. Örgütlü cehalet güç odaklarından aldığı güçle toplumu ortaçağ karanlığına sürüklemektedir!
Bir ey... nidası da benden: Ey insanlar...yarınsız kalmak istemiyorsanız, lütfen yarınlarınıza sahip çıkınız!