Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Gerçek niyet

  • 24 Aralık 2018 Pazartesi


Elimizde niyet okuyan bir aygıt olmadığından, kimin ne düşündüğünü tam olarak bilemiyoruz. Bir halk söylemimiz derki; “Görünen köy kılavuz istemez!” Ya da; “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.” Bu söylemler, yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız halinde, neler yaşayabileceğimizi de tahmin etmemizi sağlar.


Genel olarak halk, devletin satacak bir şeyinin kalmadığı düşüncesindedir. Bu yaklaşım gerçekçi bir algıyı yansıtmıyor. Kişiler bu söylemle kendilerini olası ve istemsiz bir gelecekten muaf tutmaya çalışmak eğilimindedirler. Oysa, bu günleri mumla aratacak olan yarınların hedefinde gerçek kişilerin varlıkları var.


Konuyu şöyle açıklığa kavuşturabiliriz; insanca bir yaşamı sürdürebilmek için yeterli bir gelire ihtiyaç duyulur. Fiyat artışları karşısında gelirlerin yetmeyeceği kesin. Her birey kendi koşullarının gereği olarak yetmezlikler noktasına sürüklenmektedir. Normal koşullarda gelir yetersizliği eğer var ise, önceki birikimlerden(araba, ev, arsa, hisse senedi, tahvil, bono vb.) karşılanacaktır! Bu gereklilik şu anlama gelmektedir: geçim sıkıntısı çekenler ağır ağır ve istemeyerek önceki birikimlerini elden çıkarmak zorunda kalacaklar. DEMEK Kİ, HALA SATILABİLECEK ŞEYLER VAR ve ONLAR, BUNU BİLİYOR(!) Yani, gerçek kişilerin soyulup soğana çevrileceği süreç yolda olabilir. Böyle bir olasılığa karşı alınacak önlem, aklını başına devşirmekte. Yaşama ilişkin istem ve tercihlerini yüksek sesle ifade etmek ve ona sahip çıkmak.


DEVLET.


“Devlet kazansın” dileği her normal vatandaşın en samimi istemidir. Fakat, bu konu biraz irdelendiğinde istemde ikircikli olmak kaçınılmaz oluyor. Devlet kazandığını kimin hizmetine sunacak? Zor günlerde öncelikli olarak kurtarılacak olanlar kimlerdir? Devlet kazandıklarını tüm vatandaşlarının yararına kullanırsa sorun yok. Ancak kazanılanlar sadece egemenlerin hizmetine sunulduğunda sorun yok demek mümkün değildir.


Devlet adına tüm üretilenlere el koyanlar, sıradan vatandaşlar için; şansa şans tanımalılar. Milli Piyango ve öteki şans oyunlarında istedikleri numaralara ikramiye çıkarmaları ile ilgili iddialar mide bulandırmaktadır.


KURULUŞ SÜRECİ.


Devletlerin en demokratik oldukları süreç kuruluş aşamasıdır. Görece farklılıklarına karşın; yaklaşık eşitlerin oluşumda söz sahibi olmaları gerçeği yadsınamaz. Sanatçılar yaşamları boyunca yönetimlere muhalif olmalarına karşın(konumları ve üretkenlikleri ile ilgili yaklaşımları bunu gerektirir), kuruluş sürecinin gönüllü katılımcıları olurlar. Kuruluş süreçlerindeki özgür iradi katılımcıların belirleyici olmaları bundandır. Bu nedenlerden dolayı kuruluş süreçleri en demokratik dönemdir.


Kuruluştan sonra her şey yerli yerine oturunca(aslında bu nokta tartışmaya açık olan kısımdır), yapıya egemen olanlar devleti yönetmeye başlarlar ki; muhaliflik bu noktadan sonra devreye girer. Eğer yönetim biçimi “doğrudan yönetim” olur ise, demokratiklik varlığını sürdürür. Temsili demokraside ise adım adım demokrasiden uzaklaşılır. Bir yapı demokratiklikten uzaklaştıkça muhalifleri artar. Daha insanca yaşam koşulları talep edenler; sanatçılar, yurtsever aydınlar ve düşünürlerdir. Özünde pozitif muhalefet, daha insanca bir yaşam talebinin dillendirilmesidir!


Yaşamın baharı bu, ele avuca sığmaz.


Doğaya güneşin gözüyle bakar,


Sürgünün diliyle konuşur dallarda.


Namluda filiz, tetikte umudun parmağı!