Ercan Deva

Tüm Yazıları


Gençlerin geleceğini çalanlar

  • 12 Ocak 2020 Pazar


Ne kadar gizlenirse gizlensin, gerçeğin mutlaka, ama mutlaka bir gün ortaya çıkmak gibi iyi bir huyu vardır. Bunun somut örneğini yine yaşadık ve aradan 9 yıl geçtikten sonra onarılması zor bir gerçek ortaya çıktı. Yıllardır yazılıp çizilen, ancak sürekli yalanlanan “sınav soruları çalındı” iddialarının doğru olduğu 9 yıl sonra anlaşıldı. Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) eski Başkanı Ali Demir’in görevde olduğu dönemde tüm sınav sorularının çalındığı ortaya çıktı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ali Demir hakkında FETÖ üyeliği iddiasıyla dava açtı. ÖSYM içindeki FETÖ’cülerin kurum bilgisayarlarına yükledikleri bir program üzerinden tüm sınav sorularını önceden ele geçirdikleri kaydedildi. Bu bilgiler, Ali Demir hakkındaki iddianamede yer aldı. Böylece, 2010 ve 2015 yılları arasında yapılan sınavlarda, soruları önceden öğrenerek başarılı olanların haksız kazanç sağlamış oldukları anlaşıldı.
O yıllarda yapılan sınavlar arasında üniversite seçme ve yerleştirme, memur alımı, polislik sınavı ve doktorların uzmanlığı ile ilgili TUS sınavlarının da bulunması olayın boyutlarının çok geniş olduğunu gösteriyor.
Şimdi, toplumda adalet kavramını derinden sarsan, binlerce hatta on binlerce insanın geleceğini karartan bu şaibeli sınav sonuçlarının devlet tarafından derinlemesine incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu dönemlerde ( 2010 - 2015 yıllarında ) kimlerin bu şaibeli sınavlarda başarılı oldukları, bu kişilerin kamu kesiminde nerelerde görev üstlendiklerini tespit edilmelidir. Yapılacak incelemeler sonucunda ortaya çıkan bilgiler kamuoyuyla paylaşılmalı ve hukuki süreç işletilmelidir.
Geleceği çalınan gençlere de bir çağrım olacak. Söz konusu şaibeli sınavlar nedeniyle mağdur olanlar, bir yıl içinde, ÖSYM eski Başkanı Ali Demir başta olmak üzere, o dönemin sorumluları hakkında maddi ya da manevi tazminat davası açabilirler.
Bu tehlikeli sınav hırsızlığına sessiz kalınmamalı, sorumlular mutlaka cezalandırılmalıdır.


Yemek, empati ve Sibel
Üniversite gençliğini açlıkla terbiye etmeye çalışmak beyhude çabadır ve çağdışı bir yaklaşımdır. Prof. Mahmut Ak, İstanbul Üniversitesi’ne rektör olmuştur, ancak öğrencilerin sorunlarına çözüm arama ve bulma konusunda maalesef sınıfta kalmıştır. Ellerindeki kısıtlı imkânla, okuyup ülkeye yararlı fertler olmaya çalışan öğrencilerin yiyecekleri yemeğe göz dikenler utanmalıdır. Aldıkları kredileri geri ödemede zorlanan üniversiteli gençlere başta rektör olmak üzere tüm akademisyenler saygılı olmak zorundadırlar. Hatta, rektör Mahmut Ak’ın empati yapma konusunda mutlaka eğitim alması gerektiğini düşünüyorum.
Üniversitedeki akademisyenlerin ve öğretim görevlilerinin de öğrencilerle ilgili yine empati yapmaları da yararlı olacaktır.
Yaşadığı ekonomik sıkıntılarla savaşmaktan yorulan ve umudunu yitirip yaşamına son veren İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli ise yüreklerimizi derinden yaralamıştır. Vicdan sahibi olan herkes bu acıyı hissetmeli ve bu acı olayı hiç unutmamalıdır.
Sonunda akıl galip geldi. Üniversite Rektörlüğü, yemekhane ile ilgili kararını iptal etti ve öğrencilerin sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeklerinin önceden olduğu gibi aynen devam etmesini kararlaştırdı. Şimdi sormak gerekiyor: Rektörlüğün bu kararı alması için öğrencilerin isyan etmesi ve Sibel Ünli’nin canına kıyması mı gerekiyordu? Yazıklar olsun.
Haram ve günah…
Diyanet İşleri 2020 yılı için 3 milyon 384 bin takvim bastırmış. Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, takvimlerin Diyanet’e maliyeti 5 milyon lirayı geçmiş. Kurumun harcayacak parası çok olduğu için, bunu hiç yadırgamadım!
Bu arada, Diyanet, bastırdığı takvimlere koyduğu fetvalarla da gündeme geliyor. Bu fetvalar arasında “Lades haramdır” da bulunuyor. Kuruluş, bütün şans oyunlarını kumar kapsamında değerlendirerek “haram” sayıyor.
Yıllardır Milli Piyango bileti alırdım. Milli Piyango’nun Futbol Federasyonu eski Başkanı, şöhreti sınırlarımızı aşmış bulunan Yıldırım Demirören’in şirketine satılmasından sonra bu yıl Milli Piyango bileti almadım. Hani, tabir yerindeyse bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Hem param cebimde kaldı, hem de “haram” iş yapmaktan kurtulmuş oldum! Daha ne isteyebilirim ki?
Ancak, 2 Ocak günü TRT 2’nin Viyana’dan canlı yayımladığı Viyana Filarmoni Orkestrası’nın yeni yıl konserini izledim. Diyanet’in “haramları güzel gösteren müzikleri dinlemek günahtır” fetvası nedeniyle, bu konser yüzünden günaha girmiş bulunuyorum!
Kesin kararımı verdim, bundan böyle Diyanet’in fetvalarını okumayacağım!


Yalan ve istatistik
Darrel Huff Amerikalı bir yazar. Iowa Üniversitesinde eğitim görmüş ve bir kitap yazmış. Bu kitap 20. Yüzyılın ikinci yarısının en çok satan kitabı olmuş. Darrel Huff’a göre üç tür yalan varmış; yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.
Çevirmenliğini Ergin Koparan’ın yaptığı Sarmal Yayınevi’nden çıkan kitabın adı da oldukça ilginç: İstatistik ile nasıl yalan söylenir.
Yazdıklarım, bu kitabın reklâmı gibi oldu ama, asıl belirtmek istediğim farklı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yetkilileri, bu kitabı tüm ayrıntısıyla incelemiş olmalılar ki, 2019 yılının enflasyonu yüzde 11,84 çıktı. Mutlaka dikkatinizi çekmiştir, yıllık enflasyon yüzde 12 değil, yüzde 11,84. Yani, verilerin bilimsel (!) biçimde hesaplanmasıyla ortaya çıkmış bir rakam. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın TÜİK’deki arkadaşı hesaplamada yanlışlık yapacak değil ya!
İşte TÜİK’in bu rakamı ölçü alınarak memurun maaş zammı yüzde 5,5 olurken, işçi emeklilerin maaş zammı da yüzde 6,5 olarak gerçekleşti. Peki, nasıl yorumlayalım? Yorum yok!
Geçmişten izler
Yıl 1973. Ankara’da sancılı günler yaşanıyordu. Cumhurbaşkanlığı için yapılan spekülasyonlar durmak bilmiyordu. Adalet Partisi(AP) ile Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) henüz anlaşıp Fahri Korutürk’ü seçmemişlerdi.
Bir gece, o zaman AP Genel Başkanı olan Süleyman Demirel ile Hayrettin Erkmen, gecenin ilerlemiş bir saatinde AP Genel Merkezi’nden çıkıyorlarmış. Tam otomobile binecekleri sırada karşılarında bir adam görmüşler. Adam, “Ben, Parti Başkanı ile görüşmeye geldim.” demiş. Demirel, “Buyurun benim” karşılığını verince, adam, “Ben Hatay’dan geldim. Cumhurbaşkanı adayı arıyormuşsunuz. Onun için geldim” demiş. “Seni Allah gönderdi” diyerek adamı yanaklarından öpen Demirel, Erkmen’e dönüp şunları söylemiş:
“ Artık, yeni cumhurbaşkanı adayımız belli oldu. Yarın gelsin, adını kamuoyuna açıklayalım.”
Güçlü ve etkili politik kimliğine, nüktedanlığı da eklemiş siyasetçi Süleyman Demirel, mizah ustası ve son derece hoşgörülü bir şahsiyetti. Rahmetli Demirel’i saygıyla anıyorum. (Bu güzel anıyı bana aktaran, uzun yıllar birlikte çalıştığım sevgili Türker Sanal (rahmetli) ise hep kalbimde yaşıyor.)