Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Gelen geminin ardından… baka-kalmak!

  • 23 Mart 2018 Cuma


Emperyalizmin çağımızdaki stratejisi, “sol düşünce” üzerine kurgulanmıştır.
Kültür emperyalizmi hedefini, bu kez sorgulama yeteneği giderek arızalanan “aydın” çevrelere yöneltmiştir.
Sözünü ettiğimiz çevreler, içinde debelendiğimiz süreçte –ne yazık ki- artık tırnağın içine dahi sığmamaktadır.
Böylece… Emperyalizm, attığı bir taşla birden çok kuşu vurmakta, ülkenin çatı-düşüncesini kendi çıkarlarına zarar veremeyecek bir mecradan akıtmaya çalışmaktadır.
Bu yeni yapılandırmanın amacı, sol düşünceyi "emek-sermaye ekseni"ne sıkıştırarak, hapsetmektir.
Temel çelişki, emek ile sermaye arasındadır.
Artı değer, bu düzlemde oluşmaktadır.
Sömürü, anti-kapitalist bir mücadele ile yok edilecektir.
Dolayısıyla temel hedef, [yerli] patronların düzeni ile mücadeledir.
Siyasi mücadele, tek tek patronların örgütü olan “devlet” iledir ve [sadece] bu kadardır!
Emperyalist güçler, dünya ölçüsünde sürdürdükleri vahşi saldırılarını işte bu kandırmacanın arkasına saklamaktadırlar.
Bu kandırmacanın temel amacı, [mazlum] uluslarının sürdürdükleri mücadelenin rotasını emperyalizmden başka bir yöne çevirme gayretidir.
Batılı işçi sınıfı, emperyalizmin getirilerinden aldığı pay oranında Dünya ölçüsünde sürdürülen sömürü düzenine ses çıkartmamaktadır.
Sömürüye karşı mücadele eden bağımsızlık güçlerinin yanında değildir.
Emperyalizmin temel stratejisi ise, bu mücadeleyi bölmek, yıpratmak ve çökertmektir.
Mücadele nasıl bölünür?
Etnik parçalanmalarla, dinsel ayrımcılıklarla…
Ulus devletleri yok etmekle…
Emperyalizme karşı mücadelenin adı olan tam bağımsızlık hedefini saptırmakla…
Bu nasıl yapılır?
Öncelikle, mücadelenin hedefini emperyalist güçlerden kaydırmakla…
İşte kültür emperyalizminin günümüzdeki manşeti böylece ortaya çıkmaktadır:
- Mücadelenin hedefi tam bağımsızlık, yani anti-emperyalizm değildir!..
Ya nedir?
- Anti-kapitalizmdir!
Siz işte bu eşikte debelenir, enerjinizin tümünü bu çukurda tüketirsiniz…
Bu arada toplum mühendisliği devreye girer ve bilincinizin bir kenarına da sosyal demokrasiyi iliştirir…
Siz de solcu-toplumcu ortalarda dolaşırsınız.
Ve atı alan Üsküdar’ı geçer.
Ülkenin neredeyse bütünü satılır, kiralanır…
Yönetim şeklinize, yönetim birimlerinize, yönetim erklerinize çuval geçirilir.
Çanakkale boğazından savaş gemileri ile geçemeyen emperyalizm gelir, ülkenizdeki en yumuşak koltuklara oturur, kurulur.

Ve siz, sosyal demokrat yurttaş, “solcu”luğunuzla kalır, bakakalırsınız giren geminin ardından…