Didem Bekar

Tüm Yazıları


Geçmişten Geleceğe

  • 02 Temmuz 2018 Pazartesi


Şüphesiz ki dış borçlar bir ülkeyi ekonomik ve siyasi açıdan etkileyen en önemli faktörlerin başında geliyor. Geçmişe baktığımızda dış borç almanın bedelini Osmanlı'nın başta bağımsızlığını daha sonra ise topraklarını kaybederek ödediğini görüyoruz.

Osmanlı'nın maddi, siyasi ve fiili çökme sürecine yol açan dış borç batağı Kırım Savaşı ile başlar. 1853’te başlayıp 1856’da biten bu savaş, genellikle Osmanlının Ruslara karşı kazandığı bir zafer gibi anlatılmasına rağmen, asıl ekonomik yıkım bu savaşla başlamıştır. Osmanlı bir müddet Rusya ile tek başına mücadele eder lakin finansal kaynakları böyle bir savaşı sürdürmek için yeterli değildir. Fransa ve İngiltere Rusya'ya karşı Osmanlı'nın yanında savaşa girerler ve Osmanlı'ya ilk borç 1854'te 2,57 milyon Osmanlı Lirası olarak verilir.Alınan borç yetersiz gelince 1855 yılında 5,64 Osmanlı Lirası daha alınır. Böylece Osmanlı'nın iflasına sebep olan dış borç dönemi başlamıştır, bu dönem imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesine yol açacaktır. Osmanlı borçlarını ödemekte zorlanınca alacaklılarıyla anlaşma imzalayarak moratoryum ilan etmiştir. Moratoryum borç ödemelerinin geçici olarak durdurulması ve ertelenmesidir.Bu olay sonucu Duyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştur. Borçların ödenmesi düzenli bir usule bağlanarak alacaklılara güvence verilmiş olmuş ve devletin en sağlam gelirlerine el koyulmuştur. Osmanlı Devleti bu tarihten itibaren iki bütçeli ve iki maliye bakanlığı olan adeta devlet içinde devlet hale gelmiştir. Fakat Duyun-u Umumiye ile birlikte borçlar azalacağına katlanarak devam etmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla milli bir ekonomi anlayışı uygulanmak istemiş lakin bir sonuç alınamamıştır. Birinci Dünya Savaşı'yla patlak veren ekonomik yıkım Osmanlı'yı dımdızlak bırakmıştır.Sevr Antlaşması ile birlikte geriye geleceğini batılı ülkelerin belirlediği bir cihan imparatorluğu olmaktan çok uzak bir Osmanlı kalmıştır.

Osmanlı'nın yıkılmasının ardından kalan borçlar Lozan Barış Konferansı görüşmelerinde müzakere edilmiş, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu borçların %40ını üstlenmiştir. Devlet üstlendiği payı 1954 yılında tasfiye etmiş, yani 1854'te başlayan borç batağını bertaraf etmek tam bir asır sürmüştür.

Demokrat Parti iktidarıyla tekrar başlayan borç alma furyası 2002 yılına gelindiğinde 100 milyar dolara ulaşmıştı. 2002'den günümüze kadar olan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bu borcun 450 milyar dolara ulaştığı söylenilmekte.

· Dünyada eğitimini tamamlamış demokrasisi ve ekonomisi geri kalmış bir ülke yoktur.
· Dünyada eğitimini tamamlamamış demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş bir ülke yoktur.

Eğitimini tamamlamamış ülkeler önce ekonomik bağımsızlıklarını, sonra bağımsız ülke olma özelliğini kaybeder. Sonra da sıra ülkelerine gelir.