Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Geçim terörden beter yakıyor

  • 07 Şubat 2018 Çarşamba


Biz söyleyince suç teşkil ediyor ama Bakan rahatça söylüyor. Bu ülkede açlık sınırında yaşayan çok sayıda insan var dediğimizde, uyduruyor deniliyor. Yapılan istatistikler ortada. İnsan haklarına saygı ve onlarla ilgili yapılması gerekenlerin tamamen lafta kaldığı günleri yaşıyoruz.

Anlaşıldığı üzere, iki milyon ailenin açlık sınırında ve fakirliğin tüm nimetlerini içine sindirerek yaşamını sürdürüyor. Bu nereye kadar diye sorarsanız belli değil. Ölene kadar demekte yarar var. Açlık sınırı demek, açlıkla mücadele ederek sadece zorunlu olan ekmek ve katığı ile veya sadece çorba ve makarna ile doyabilen kişi demek. Zamanı geldiğinde makarnayla, öğlenleri aşevlerinden faydalanan, akşamları çöpleri eşeleyerek kendisine yiyecek arayan bu resme giren kişilerden oluyor. Şimdi soruyoruz günah değil mi? Bence günahın en daniskası bu. Ben evde yemek yerken içim almıyor bunları okudukça. Sizlerin buna tahammülünü be4nce ölçmek gerekiyor. Ben Müslümanım diyen biri bu yaşanan tablodan üzülmesi gerekir. Hatta üzülmek bir yana, bu tablodan büyük günah elde ettiğini düşünmesi gerekir.
Ülkemizde aç açıkta ve suya bile muhtaç insanlar varken, neden başkaları için gözyaşı döktüğümüzü anlayamadım. Önce can sonra canan. Biz önce canan için çalışıp çabalarken, kendi içimizdeki açları, yaşamını zorlayanları görmezden geldik. Bugün baktığımızda eline geçen üç beş kuruş ile hayatta olup olmadığı belli olmayan insanları gördüğümüzde halen açlık sınırının altında verilen ücretler için alkış tutan bir toplum için aslında denilecek sözün bittiği yerdeyiz.
Bundan birkaç yıl öncesinden bir yaşanan anekdotumu sizinle paylaşmak istiyorum. Seçin arifesiydi. O dönem kendi politikaları ile halka seslenen CHP’nin istediği asgari ücret 1.500 lira yapacağız sözüne karşılık olarak, iktidar partisi CHP böyle diyor, asgari ücreti 1.500 lira yapacaklarmış, bu olacak iş mi? Nereden bulacaklar da yapacaklar dediklerinde yuh seslerinin yükseldiğine ben şahit olmuştum. O sesleri yükseltenler şimdinin açlık sınırında olanlardan başkası değildi. Hatta miting sona erdikten sonra, slogan atan birkaç kişinin yanına giderek, kaç lira ücret alıyorsun diye sorduğumda, o zamanın bedeli ile 1300 küsur demişlerdi. Eğer bu verilecek paraya yuh diyebiliyorsa kendine yapılan eziyeti yedi düvel gelse yapamaz sözü cuk diye oturuyor.
Burası beni fazla ilgilendirmiyor. Benim asıl üzüldüğüm nokta şu ki; et yiyemeyen, pazarda alışveriş yapamayan, evinde tenceresini kaynatamayan herkes bu ülkede eşit haklara ve Anayasamıza bağlı insanlardır. Bu kişilere destek vermek, açlıktan kurtarmak bu ülkeyi yönetenlerin baş görevidir. Gerisi işin hikayesidir.