İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Futbol ve Siyaset

  • 09 Temmuz 2018 Pazartesi


Dünya 2018 FİFA Dünya Kupa maçları 14 Haziran’da başladı, 15 Temmuz’a kadar devam edecek. Futbol severler futbola doyacak. Türkiye milli takımının listede olmamasına gençler üzülüyorlar. Alman takımında iki Türk asıllı futbolcu olması büyük bir teselliydi, fakat şu anda buna gölge düşürüldü.
Milyarlar ekran başına kilitleyecek bu Dünya etkinliği büyük bir olay. Sosyal yönden yerkürede biribirine çok uzak olan ülkelerin sporcuları karşılaşacak, birbirlerini tanıyacak, böylece küreselleşmeye pozitif katkıda bulunacaklar.
Çok sayıda insana iş imkânı ve kazanç sağlıyor. Çok para dönüyor, bu nedenle sosyal yönü esas amacın arkasına itiliyor. Oyuncuların eline hepsi geçmiyor, fakat ayrılan ödül 400 milyon doların 38 milyonu kupayı kazanan takımın alacağı düşünülürse, dönen sermaye hakkında bilgi sahibi oluyor insan.
Futbol oyun ve kuralları yazan uzman köşe yazarları dururken, bir öğretmen yazar futbol konusunda neden makale yazar, diye sorabilir okurlarım. Yazılarımı takip edenler bundan bir eğitici ders çıkaracağımı tahmin eder.
Kadın oyun severleri de var, ama genellikle insanoğlu ayağıyla ilk defa deriden yapılan topa vurmayı severek milâttan önce Çin’de başlamış, sonra Dünya’ya yayılmış. Takım karşılaşması olarak 1870 yılında ilk maçı İngiltere İşkoçya’ya karşı yapmış. Böylece futbol tarihine bir ilki olarak geçmiş oluyor.
Hürriyet gazetesinde köşe yazan Ali Varlı, İspanyol Teknik Direktör’ü Vincente del Bosque’nin, futbol rejimlere ait değildir, o insanlara aittir, sözünü destekliyor. Tarihte bir çok politikacılar, bilhassa diktatörler rejimlerine alet etmeye çalışmışlar. Fakat kısmen başarmışlar, futbol oyun olarak kalabilmiş.
Değişen, bir ülkenin milli takımında oynayan oyunculardan beklentiler oluyor. Giydiği üniformaya lâyık davranış bekleniyor. Dünya’da gündemde olan olumsuz olaylarda duruş göstermesi isteniyor. Savaşa, ırkçılığa karşı olduklarını göstermek zorundalar.
Alman takımına panzer sözü yalnız Türkiye’de değil, tüm Dünya’da kullanılıyor. İngiliz futbolcu Gary Linneker’in dediği gibi Futbol, onbirer kişilik iki takım arasında oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur, inancı yayılmış.
Dünya şampiyonu olan Almanya 2014 yılında gösterdiği performansı gösteremiyor. Daha ilk maçta Meksika karşısında yenilen Almanya’da suçlu hemen bulundu. Özil iyi oynayamadığı için kaybedildi, halbuki uzmanlar tüm takımın iyi oynayamadığını söylüyor.
Alman basın ve medyasını takip edenler neden başaramadıklarını anlayabilir. Türkiye Cumhurbaşkanıyla fotoğraf çektirdiler, diye kıyamet koparıldı. Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın uyum sağlamadığı, Alman olmadıkları bu üniformayı taşıyanmıyacakları kanaati yayıldı. Fotoğrafın Alman basın ve medyasına neden resimlerin sızdırıldığı mutlaka kötü maksatlı olduğu belli. Zamanlaması oldukça dikkat çekiyor, eleştiri sınırı aşıldı, iş linç ve kışkırtmaya dönüştü. Gündoğan test maçında sahneye çıkarken taraftarlar ıslık çalarak protesto etmişti.
Elbette her ne kadar Mesut’a soğuk kanlı buz adam dense de bunlar da genç, nihayet insan. Onlar üzülürken takımdaki diğer arkadaşlarının etkilenmemesi düşünülemez.
Gençler biz her hangi bir politik ideolojiyi, partiyi desteklemedik deselerde, hata yaptık, diyerek diz çökmeleri bekleniyor. Basında milli marşı zoraki bir yasa olmadığı halde söylemesi zorlanıyor, halbuki Mesut o anda takımı için dua ettiğini defalarca açıklamıştı. Basit bir adeti bu denle önemsemeyi AfD parti yöneticileri tekrarlıyor. Mesut ne yaparsa yapsın dikkat çekiyor. Elmalı ağaç taşlanır.
Aslında bu fotoğraf olayından iki hafta önce, bunlar Alman olamaz şeklinde oyuncuların fotoğrafları yayınlanıp, sosyal medyada ırkçılar kışkırtmaya başlamıştı. Bunların AfD ırkçı parti taraftarları olması mümkün. Biyolojik Almanların yer alması, göçmen çocuklarının Almanya’yı temsil edemiyeceği konu yapılmıştı.
Çoğu göçmen çocukları Özil’in tişörtü ile futbolu sevmeyi öğrendi. Futboldan anlayan uzmanlar çok iyi oynadığını yıllarca söyledi. Milli takım futbolcuları taşıyan otobüste biz çeşitlilikten yanayız, sloganı var. Almanya bu işin içinden nasıl çıkacak, bekliyeceğiz.
Sabırla diyemiyorum, gerçekten çocuk ve torunlarımızın geleceği açısından bütün Türk toplumunun üzüldüğünü sanıyorum. Bu iki gencin mobbing karşısında ruhsal sağlıklarını düşünmek gerek. Irkçılığa, ayrımcılığa karşı öğrencileri bilinçli yetiştirmeye dikkat çekmek istiyorum.
Neler yapılmalı diye, düşünce üretiyorum. Eğitmen, öğretmen, doktor, biliminsanları ve politikacıların bu konuda yapıcı önerileri bekliyorum. Tek bir partinin kucağına düşürmeden tüm Türkler ve demokrasi dostu Almanların birlikte hareket etmelidir, bu gençlere sahip çıkılması şart olmuştur. Demokrasisi gelişmiş bir ülkede ciddi bir şekilde bundan faydalanılmalıdır. Biliminsanları, ırkçı söylemler arttığı için, demokrasiye sahip çıkma sorumluluğunu taşıyanlar medya ve basın özgürlüğünün sınırı tartışılsın, diyorlar. Almanya basın ve medyasını takip etmeli. Kriterleri derleyip, yayınlara yorum yazılmalı.
Avukatların halka yol göstermesi, örneğin yıllardır medya için ödediğimiz aidatlar toplam olarak etki yapar. Türk kökenli gazeteci veya görsel medyada temsil edilmiyor, yıllardır
Türklere ve Türkiye karşıtlarının iş yerlerine aidat ödeniyor.
Kamu görevlileri arasında da görülmüyor gençler. Katılım hakkı alınması zorlanmalıdır.
Özil ve Gündoğan’a yapılan linç ve mobbinge karşı politikacılar, sosyal demokrat ve göçmen kökenlilerin suskunluğu devam ediyor.
Yurtdışı Türkleri yönünü Türkiye’ye dönmüş, adeta kader seçimine kilitlenmiş durumda. Avrupa’da olan olayları, haberleri gözden kaçırıyor. Umarım bu yazım Türk toplumunu uyarır.


Hayretle kalın!