Selma Erdal

Tüm Yazıları


Filmi Gibi

  • 26 Ekim 2020 Pazartesi


Distopik, Türkçesi ile olumsuz öyküsü olan, felaket filmleri arasına koyabileceğimiz 2009 yılında çekilmiş "2012" filmini izleyenler anımsayacaktır. Film; Roland Emmerich tarafından yönetilen 2009 Amerikan yapımı bir filmdir. Bilimkurgu, aksiyon, macera ögelerini içerir.

Filmin konusuna gelince...

Dünya çapında bir jeofizik ekibinde araştırmacı olan Dr. Adrian Helmsley, güneş fırtınalarından gelen bir radyasyonun yeryüzünü etkilediğini ve bunun giderek tehlikeli halde geldiğini bulur. ABD Başkanı Thomas Wilson'ı bu konuda uyaran Helmsley, dünya nüfusunu kurtarmak için bir an önce önlem alınması gerektiğini söyler. Yazar Jackson Curtis de aynı bilgiye sahiptir. Dünya liderleri ise, felaket olduğunda kendilerini kurtaracak bir sığınak inşa etmektedir. Curtis ailesini kurtarmanın yollarını arar. Bu sırada tüm dünyada volkanik patlamalar ve şiddetli depremler yaşanmaya başlamıştır.
Sonuç olarak dünyanın sonu gelmiştir, dünyadan ayrılıp, başka bir gezene gitmek için su geçirmeyen, hiç bir olumsuz koşuldan etkilenmeyen bir ulaşım aracı hazırlanmıştır. Anacak bu araca tüm dünyalılar değil; ayrıcalıklı insanlar binebilecektir, önemli ya da varlıklı insanlar...
Filmi izlerseniz (ilk kez ya da anımsamak için yeniden); günümüzü ve yarınlarımızı anlamakta, algılamakta ve yorumlamakta yorulmazsınız ama endişeleriniz çok daha artar, bilginiz olsun.


Durduk yere bu film neden mi geldi aklıma?...

Büyük anne ve babalarımız; BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'nı yaşamışlar. Anne ve babalarımız da İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'nı... Bizlerin payına da bir KÜRESEL SALGIN düştü. Ama bu salgından kurtulmak için ne kaçabileceğimiz bir sığınak var, ne de bu salgını durdurabilecek bir silahımız var. Yalnızca umutla beklenen bir aşı var ama o aşı da yeterli sayıda mı dersek; dokuz kurda bir hurda deyimindeki gibi durum...Kimileri kasılsa da kurum, kurum; çok bi ileri ülkeyiz, çok bi demokratik, çok bi varlıklı, çok bi ekonomisi uçan, kaçan vs. diye... Herkes sağlık hakkına tam olarak ulaşamıyor ki bu ülkede, acaba niye ?...

Dolayısıyla diyorum ki film gibi yaşıyoruz, tıpatıp 2012 filminin öyküsündeki gibi...
Ve çoğunluğun aklı da sanalla-gerçeği ayırmaktan aciz, kişilik haklarına, sağlık haklarına yönelik onca taciz olsa da yaşananların ayırdında bile değil. Çünkü gerçek dünyadan kopuk, film gibi yaşıyoruz, mahsusçuktan ya da yapar gibi... Şu sanal dünyaya tutsak olduğumuzdan beri; hep sanıyoruz. Pek çok arkadaşımız olduğunu sanıyoruz. Mutlu olduğumuzu sanıyoruz. Olanaklarımızın çok iyi olduğunu sanıyoruz. Sağlıklı olduğumuzu sanıyoruz. Toplamda; çok iyi koşullarda yaşadığımızı sanıyoruz. Sanal dünyanın yalanlarını gerçek sanıyoruz.
Ama gerçekler ne diyor?...
Ülke 83 milyon.
Corona salgınına karşı savunmalık, korunmalık 1 milyon 500 kişilik aşı alınmış.
Bir bakıma demişler ki
Bi bana...
Bi sana...
Biz de sorsak ki
Eee...Ne kaldı kel Hasan'a?...
Hasan'a kalan; temiz hava, bol gıda desek
Kimi kentlerde temiz hava bile yok
Gıda sorunu ise başlı, başına dert
83 milyon eksi 1 milyon 500 bin eşittir 81 milyon 500 bin kişi içinde kaç kişi vardır ki mert
Hak'kını arayacak?...
Bir de ne imiş?...
Küresel salgın döneminde herkese 5 milyon Türk Lirası verilmiş.
Alanlar öne çıksın ki kalanların sayısını bilelim. Yoksa orada da alanlar 1 milyon 500 bin, kalanlar 81 milyon 500 bin kişi mi?...Bu ülke için önemli olanlar kimlermiş, onları da öğrenelim ???
Çünkü öğrenme hakkımız engellenemez, engellenmemeli ki bu arada üniversiteli öğrenciler de AF istiyor, onlara da hakları verilmeli, şu Coronalı dünyada, onların da yüzleri gülmeli, değil mi efendim?...