Selma Erdal

Tüm Yazıları


Fazıl Say'ı Yazmak

  • 21 Ocak 2019 Pazartesi


Uluslararası bilindik müzik adamımız Fazıl SAY; AKP hanedanlığına taktıkça kafayı, tehdit ediyordu bu ülkeyi "Giderim haaa" diyerek... O giderim dedikçe; ben de yazıya döküyordum içimi "neden pes ediyor böylesine kolayca diye" birazcık da kızgınlıkla Fazıl SAY için yazıyordum o dünlerde... ki dünlerden Haziran 2014 günlerinde Fazıl Say yine bir VEDA YAZISI almışdı kaleme,öfkeyle, kızgınlıkla, tepkiyle...Daha öncesinde de 2007 Aralık günlerinde olduğu gibi...Anımsanacağı gibi değerli müzik adamı Fazıl SAY; o günlerde yüksek oktavdan demişdi koskocaman bir AYYY… Yetti gari, dayanamayacağım; pılıyı, pırtıyı toplayıp bu ülkeden ayrılacağım…Ve ben de düşünmüşdüm ki...Bittabii ki SAY haklı; ne de olsa piyasa arabeskçilerce tutulmuş… SAY’ın sayınlığı unutulmuş, unutulmak bir yana anılmamış, bilinmemiş…SAY’a göre, SAY’ın sayınlığı/saygınlığı yenilmiş, yutulmuş…İşte burada, demişdim ki o dünlerde...Soralım bir soru ilk satırda ; biçmeyelim kimseciklere ölüm fermanı ne kırk katırda, ne kırk satırda…Medet de aramayalım evliyada, yatırda…Yalnızca ve yalnızca el insaf diyerek soralım sorumuzu, ardından saralım yaramızı…
-Ey çok Sayın Fazıl SAY; müzik adamı olarak geçirdiğin bunca yıl ve de ay bir güncük de olsa şöyle beleşinden, parasız paylaştın mı müziğini halkınla ?...Hani derler ya; hayır için, hayrına…Örneğin; Tuluyhan Uğurlu gibi...Vurdun mu piyanonun tuşlarına, bakıp da halkının kara gözlerine, kara kaşlarına ?... Dokundun mu onlara hiç müziğinin tınılarıyla ?... Yoksa RTE’nin yönetimindeki Türkiye’ye teğet geçen küresel ekonomik krizler gibi miydin ya da halka tepeden bakarak, halkın partisi olma savındaki CHP’den farksız mıydı onlarla ilişkilerin ?...
Ve daha sonra...Magazin mikrobu bulaştırdı Fazıl’a bizim Hande Ataizi(Bursalı’dır kızımız)… Sanki onunla gezerken alışkanlık yapmış gibi...İlla ki magazine düşecek, gündeme gelecek...Ama havalı olsun diye siyaset içerikli sıkıntılarını ifşa edecek...Dolayısıyla Sayın SAY’ın canı istedi mi gelmek gündeme; tutturuyor gitmek üzerine bir türkü… Parlatıyor birazcık samur kürkü; ama dönüp, dolaşıp geldiği yer yine aynı kürkçü… Kimseler buyur etmiyor SAY’ı; yaban ellerdeki kürkçü dükkanlarına…Ve Fazıl da düşünüyor, taşınıyor; acaba nasıl gelsem gündeme ?... “Gidiyorum” diye kendini anımsatıyor…Yabancı media organlarına açıklama yapıyor ve "laiklik karşıtlarının güçlenmesi nedeniyle yaşanabilecek ülke kıvamından çıkan Türkiye"den yakınıyor Orhan Pamuk abisi, Elif Şafak kızkardeşi gibi...Her ne kadar ayrı tellerden çalsalar da...Ortak sıkıntıları, ortak paydaları aynı; yabana Türkiye'den yakınmak, entel-dantel havalar takınmak...Kuşkusuz o dünlerde...Arabeskçiler’e bozulduğu gibi, kanımca Gülben’i de kıskanmıştır; o Çankaya’ya çağrılırken, kendisi hiç çağrılmadığı için… Yoksa "türban yoluna, laiklik kurban ediliyor" diye bu ülke; ona ne gam, ne tasa ?... Türbanı takacak, kafes ardına kapatılacak olan değildir ne kendisi, ne de evindeki kedisi…Sanki daha önceleri kaygılandı mı ki halkı için ?... Fazıl'a kalırsa…ya da zorda kalırsanız bu ülkede, savaş alanını hemen terk edin; daha önceleri Zülfü’nün, Melike’nin, Cem’in ve daha nicelerinin yaptığı gibi… Nasılsa gün gelir yapış, yapış el etek öper, dönersiniz tersine; iskele, sancak dercesine…
Sayın SAY'ın yakınmaları; “tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" ya da bizim dağların ve de dağdağlıların umurunda bile olmamışdı o dünlerde...Ve kaç kez tutmuşdu onun bu ülkeden gitme sancısı ?... Kaç kez koy vermişti feryad-ı figanı gitmekden yana…
O dünlerden bugünlere geldiğimizde TRUVA SONATI eşliğinde, ansızın gündeme oturdu Fazıl SAY...Üstelik de yakındığı, varlığını sakındığı AKBAŞKAN'ı konuk çağırarak konserine...Mozart dinlemekden nefret ettiğini açıklayan AKBAŞKAN da çağrıya karşılık vererek, konserin sonunda SAY'ı ayakda alkışladı saygıyla...Kuşkusuz bu resim, pek çok düşüncenin, değer yargısının kırılma noktası oldu.Henüz AKOYDAŞLAR, AKPAYDAŞLAR ne diyeceklerini bilemedi ama aydınlık toplumdan değişik sesler yükseldi; bu resmi olumlayan ya da olumsuz bulan...Pek çok sorular belirdi,dile düşmek için sabırsızlıkla bekleyen...Örneğin ben de sordum sorumu, dilimin döndüğünce...-Ben merak ediyorum; acaba Fazıl Say,yıllardır yakındığı düzenin AKBAŞKAN'ı konserine geldi diye onu saymış mı?...Pek çokları gibi düzene uymuş, aymış mı?...Yoksa bunca yıldır gitdiği yoldan caymış mı?...Elbette ki çok yakında anlarız...Onun fiziksel duruşunu eleştirenlere gelince...Bu durum birazcık ince, ince onu incitebilir...Çünkü bedensel olarak duruş bozukluğu, onun sağlık sorunu...AKBAŞKAN'a gelince; 31 Mart 2019 seçimleri öncesinde aydınlık kesimlere şirin görünme çabaları için değilse bu konsere katılım olayı, kim bilir belki de bir kırılma noktasıdır toplumsal gerilimi yumuşatma bağlamında...Ama AKTABAN'dan ola ki tepkiler gelirse, Feslisi,meslisi konuyu eleştirirse,kıvrak bir manevra ile kilise ile havra arasında kalacak göz var mı biz de açıklamasıyla, tasavvuf müziği ve ilahiler dinlemeğe de gider avanesiyle...Eğer Saray'ın çağrısına karşılık verirse, işte o zaman Fazıl Say'ı da tartışırız.Nasıl ki düzene muhalif görünen KOÇ ailesinin kadınları; 2018 yılının 8 Mart gününde Emine Erdoğan'ın yemeğine katıldılar...Onlar gibi Fazıl Say da giderse Saray'a...İşte o zaman duruşunu tartışacağım ben de kendi adıma (fiziksel duruşunu değil ama, o duruşu tartışmak değildir hiç kimsenin haddine)...Kim bilir?...Belki bundan sonra Veda Mektubu yazmaz arkadaş; ülkenin gidişatından dolayı canı sıkıldıkça...Bu arada gündem de ne güzel değişdi ya?...Ne zamlar, ne çekilen gamlar; ansızın düşüverdi kamuoyunun ilgi alanından...Ve AKEGEMENLER de kurtuluverdi sürekli söylemek zorunda kaldıkları "ekonomik büyümemiz çok iyidir" yalanından...İki taraf da hoşnut olmalı TRUVA SONATI'nın yaratdığı olumlu dışsallıklardan ama biz hep ürkeriz Truva ön-ekli tanımlamalardan, özellikle de Truva Atları'ndan...