Selma Erdal

Tüm Yazıları


Eyüp; İstanbul'un Çiçek bahçesi

  • 12 Mayıs 2018 Cumartesi


Ne İzmir, ne Ankara…Benim için varsa, yoksa;İstanbul ve Bursa…Tarihi, turistik yerleri, doğal güzellikleri, kadınlar için en güzel alış-veriş mekanları…Ve Anadolu’nun özeti; Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i,Arnavut’u, Boşnak’ı, Ermeni’si, Rum’u, Yahudi’si ve elbetteki Çingene’si… Üstelik de bütün bu güzellikleri; bağrında, saklayan, kucaklayan bir İstanbul ilçesi; EYÜP… Ve Eyüp; böylesine renkli insanların oluşturduğu bir çiçek bahçesi… Fatih ilçesinin en güzel semtlerinden Balat’ın sınırları içinde kalan tarihi anıt; İstanbul Fatih’i Sultan Mehmed’in gemilerini karadan yürüterek, suya indirdiği yer…O suyun adı; Haliç, Golden Horn, Altın Boynuz… İnsanda merak uyandırır o tarih, o yaşananlar; nasıl indirildi bu gemiler karadan suya ?…Her 29 Mayıs’da işte o tarih canlandırılır; törenler sırasında Haliç’in kıyısında… Ki o Haliç; bir zamanlar karabatak, çamur balçık, pis kokulu Haliç…Hele bir de anılardan güne düşerse Bedrettin DALAN’ın Doksanlı yıllarda söylediği sözler: -Haliç’i; en az gözlerim kadar mavi yapacağım…


Kuşkusuz benliğinizi sarar bir merak; acaba DALAN’ın sözlerinden ya da onun mavi gözlerinden Haliç’e neler yansımış diye sora, sora adımlarınız götürür sizi Haliç’in evine, Eyüp ilçesine… İkibinli yıllara kadar bir bataklık olan Haliç; bugün canlıların yaşamasına, izin verecek kadar temiz…Sularında oynaşan balıklar, ördekler, kazlar…Ve o pis kokusu da kalmamış; kıyıları boyunca sabahları yürüyüş yapan kadınlar, kızlar…Çevresi bakımlı, ağaçların gölgesinde çaylarını yudumlarken insanlar; servi ağaçlarıyla bezenmiş tepelerde, bu dünyadan göçüp gidenlerin derin uykusu, Eyüp Sultan Camii’nden namaz çağrısı ve Eyüp El-Ensari Türbesi’nin gizemli çekiciliği…Caminin nakışlı kubbeleri, tavanları, sütunları, duvarlardaki çinileri, mermer oyma kapıları…Göklere ulaşan minareleri, ulu çınarların gölgesindeki şadırvanları…Şadırvandan su içen güvercinleri… Her Cuma; gül suyu ile yıkanır caminin tüm çevresi…Cuma selasından ve esnaf için bolluk, bereket duasından sonra; Mehteran müziği, Osmanlı’yı günümüze getirir…Ve Cuma namazıyla birlikte; umutla el açıp Tanrı’ya yakaran insanlar… Bu ortamda bulunmanın verdiği huzurla, başınızı yukarılara kaldırdığınızda, işte oradan Pierre Loti size el sallar; çaya, kahveye çağırır ve bir de muhteşem İstanbul manzarasına…


Oysa ben bir zamanlar nasıl da kızmıştım O’na, nasıl da göz dikmiştim O’nun konutuna… “Bay Pierre Loti; yeter artık, boşalt şu evi/Yüzyıllardır konakladığın yer, gözlediğin bu manzara /Artık yetti ama; Haliç’e övgüler, Altın Boynuz /Doğrusunu istersen bu sözlere tokuz/Zora koşmadan beni, başvurmadan da yargıca./ Edebinle boşalt şu evi/Dar gelmez odaları, yetişir/Sendense, bana daha bir yakışır” diyerek serzenişte bulunmuştum O’na… Oysa Pierre Loti; İzlanda Balıkçısı kitabının yazarı, bir Fransız deniz subayı…Osmanlı döneminde İstanbul’a gelip, Eyüpsultan’da, Haliç kıyılarında, Osmanlı’nın hoşgörüsünden yararlanıp yıllarca bu güzelliklerin keyfini sürmüş, burada Aziyade adlı bir roman da yazmış.O’nun yaşadığı bu ev; günümüzde Pierre Loti Kahvesi olarak bilinir, Fransız, İngiliz, Alman, Amerikalı gezginlerle birlikte dünyanın her köşesinden insanları buluşturur.


Eyüp; gerçekten de bir çiçek bahçesi… Yalnızca bağrında sakladığı insan güzellikleriyle değil; çiçek üreticilerinin geniş bahçeleriyle dört mevsim, gözleri renk, renk çiçeklerle buluşturan bir ilçe… En işlek caddelerin, bulvarların yanında; hiç ummadığınız yerde karşınıza çıkar bir çiçek bahçesi… Çiçek üreticileri;geçmişe göre sayıları azalmış olsa da, yine de azımsanmayacak kadar çok üretici var…Şu talihsiz 6-7 Eylül olaylarından önce; Rumlar yaparmış daha çok çiçek üreticiliği…Onlar kaçarcasına ayrılınca İstanbul’dan Türkler’e kalmış Yorgo’nun çiçek bahçesi ve kızı Evdoskya’nın küpeleri de Arnavut Türkan’da…Umutsuzca çalmış kapısını Türkan; Evdoksya, Evdoskya…Eğer evde yoksa; komşu kızı Türkan, nasıl verecek geriye, ödünç aldığı küpesini ?…Ya sevgilisi Bitirim Kemal; nasıl (ç)alacak yüreğini, umutsuzca sevmişken ?... Eyüp; bugün Rum komşularını hala anımsayan, hala arayan, yolu düştüğünde gidip onları Yunanistan’da bulan sevecen insanların beldesi…Ve hiç kimseleri dışlamayan; Adana’dan sürgün gelmiş Çingene sülalesine de yüreğini açan…Onların sokak arasında yaptığı düğünlere katılan; düğünlerinde onlarla birlikte göbek atan insanların beldesi… Otuz Ramazan boyunca sokak aralarında bile oruç açılan; oruç açıldıktan sonra, sahura kadar eski Ramazan geleneklerini yaşatan…Ama oruçsuz olanlara da anlayışla yaklaşan, onları yargılamayan dinini hazmetmiş insanların yöresi…Camiye, kiliseye ya da sinagoga gidenlerin kardeşçe yaşadıkları, yalnızca İstanbul’un değil,Tanrı’nın çiçek bahçesidir Eyüp…Kavgasız, gürültüsüz yaşanan; barışın ve hoşgörünü hüküm sürdüğü, Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne en güzel mirasıdır Eyüp…
Ve...Hayırlı Ramazanlar...Olsa da iç dünyamızda ara sıra azanlar...Susturduk o azanları...Yeter ki...Öfkelendirmeyelim bize kızanları...Bundan böyle; yazılarımız çiçekli, böcekli, kuşlu...Aman göze gelmesin diye de mavi boncuklu...Hep biliriz bülbülün çekdiği, dili belası...Dilimi soksun eşek arısı...Değil mi ki bizim nükdedan yanımızı anlayamıyor ülkenin yarısıNasreddin Hoca'nın, Keloğlan'ın, Aziz Nesin'in, Neyzen Tevfik'in Teyzen Selma olarak yolundan gitmenin ne yeridir, ne sırasıKıralım kalemimizi ki yıkmasınlar kalemizi...Gelsin okurlarımıza HOŞÇAKAL'ın en yakışıklısı...