Selma Erdal

Tüm Yazıları


Eylül

  • 02 Eylül 2019 Pazartesi


Eylül; ikinci baharın, sonbaharın müjdecisi...Eylül ayı geldiğinde; deli sıcaklar yerini her geçen günle birlikte serin akşamlara bırakacak diye umutla beklerken... Bir delice zamlar başladı ki... İlk kez bu denli mutlu oldum; bugünün gençlerine göre Dünya'ya daha erken geldiğim için...Ne güzel, yıllardır Eylül ayında benim için kaygılanmak yok dedim; okul çağında çocuklarım olmadığı için... Ve ilk kez Eylül ayında bu kadar rahat bir soluk alabiliyorum diye, iyi ki erken başlamışım yaşam yolculuğuma diye Tanrı'ya teşekkür ettim.
Geçmiş yıllarda Mart ayı, dert ayı denirdi. Bilindiği gibi yaklaşık 17 yıldır, her an, her gün, her ay bir şeyler için vergi ödemek zorunda kaldığımızdan; kimselerde Mart ayına ilişkin vergi stresi, baskısı, bunalımı kalmadı. Bununla birlikte Eylül ayında okulların açılmasıyla; para keselerinin sonuna kadar açılması, içindekilerin çocukların okul harcamaları için saçılması geleneği henüz hiç bozulmadı. Üstelik Eylül ayı Eylül ayı olalı, bu kadar çok ve çeşitli kalemde zam da görmedi.Çaya, çorbaya, benzine, elektriğe, doğal gaza yapılan zamların olumsuz dışsallıklarının etkisiyle; öğrencilerin ulaşım giderleri, okul giysileri, kitap, defter, kırtasiye giderleri, ayakkabısı, çantası ve en önemlisi de cebine konacak harçlık, her ne varsa zamlandı. Okula giden bir kaç çocuğu olana; Tanrı güç, kuvvet vere, özellikle de memur, işçi, emekli, emekçi maaşlarına yapılan zamlar düşünüldüğünde...Çocukları yetiştirmek, büyütmek, beslemek bir yana okula göndermek, çocukların eğitim almasını sağlamak zor, hem de çok zor.İyi niyetli düşünelim, yemediniz, içmediniz, tüm harcamaları gerçekleştirdiniz, çocuklarınızı okula gönderdiniz. Acaba bu kadarı yeterli mi?... Çocuklarınız geleceğe iyi hazırlanacak mı?... Girdiği sınavları kazanacak, önce ülkedeki öğrencilerle, sonrasında da gelişmiş ülkelerin öğrencileriyle yarışacak, uluslararası yarışlarda "ben de varım" diyebilecek... mi... acaba?...Hiç sanmıyorum!...Çünkü eğitim, öğretim düzeninde var olan koşullar böyle bir sonuca izin vermiyor, olanak tanımıyor.Neden mi?...Didim'deki okullarda öğrenci olan gençlerle yaptığımız söyleşilerden öylesine şaşırtıcı duyumlar alıyoruz ki... Örneğin; lise düzeyindeki öğrencilerin Matematik dersi almadıkları için dört işlemi yapamadıklarını, Türkçe dersinden hiç anlamadıklarını, Tarih dersini ise hiç görmediklerini öğreniyoruz. Ders programlarının yetersizliğinin eleştiriye açık olması bir yana, bir de dersin ortasında sınıfı terk edip giden ve bir sonraki dersin teneffüs zili çaldığında sınıfa geri dönen öğretmenlerin varlığını da duydukça... Şaşkınlıktan dilimizi yutacak gibi oluyoruz.Merkez-Taşra ilişkilerinde; merkez, taşradaki okulları denetlemez mi?... Bu okullara ansızın müfettişler gelmez mi?... Hepsinden ötesi de görevini gerektiği gibi gerçekleştirmeyen öğretmenlerin vicdanları hiç sızlamaz mı?...Neler oluyor bu ülkede?...AKBaşkan; biz "Üçüncü Dünya Ülkesi değiliz" diye Suriye ilişkileri bağlamında sert açıklamalar yapıyor. Ama ülkenin eğitim düzeni her geçen gün daha da geri giderek, Beşinci Dünya Ülkesi başlığı altında bir sınıflama daha yapılmasına gerekçe oluşturacak gibi...Ne yazık ki göz göre, göre bu ülkenin geleceği ki onlar genç insan kaynaklarımızdır; boşa harcanıyor, israf ediliyor. Öğrenciler dostlar alış-verişte görsün dercesine, okul yollarındalar ama yeterince bilgi almıyorlar, eğitilmiyorlar, boşa kürek çekiyorlar zaman tünelinde... Gençlikleri de çalınıyor, umutları da...
Bu yıl Eylül; yalnızca zamlarıyla değil, eğitim ve öğretim düzenimizdeki sancılarıyla geldi. Kendi sorunlarımız yetmezmiş gibi bir de sınırlarımızı zorlayan Suriyeliler... Daha da beteri; İdlib nedeniyle çıkabilecek çatışmaların endişesi...Eylül; serin akşamlarıyla, yazın sıcaklarını unutturmak bir yana sanki daha da ateşe atacak gibi bizleri...Yine de en zor; çocukları okula gidecek olan ana-babaların işleri...Tanrı onlara yardımcı ola; çünkü egemenler zamlara hiç vermiyor mola...