Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Enflasyon canavarının hayata bakışı

  • 01 Ağustos 2018 Çarşamba


Seçim sloganlarının atılmaya başlandığı günlerde, vatandaşın çektiği çileler göz ardı edilecek mi diye düşünmüştüm. Geçmiş yıllara dayanan tecrübelere göre düşünülürse, ağzına bir lokma çalarak daha sonra acısıyla çıkarılacağı, yine vatandaşın cebine korku salınacağını düşündüğümü ifade etmek isterim. Acısı çıkacak mı diye düşünürsek, evet. Devlet kasasının dengesi için yeni zamlar ve karşılığında enflasyonun artışını kaçınılmaz olarak görüyorum.

Geçen gün, geçmiş ve gelecek hakkında düşünürken aklıma takıldı. Takılan bu soruları kendimce yorumladım. Mesela aklıma gelen sorulardan biri olan “enflasyon kime daha fazla uğrar” sorusu geldi aklıma. Yaşam şartları içinde benim cebimdeki gelir miktarı, istatistik kurumunun üzerindeyse, evet bana enflasyon denilen canavar kötülük yapamayacaktır. Benim gelirim altı bin lira veya üzerindeyse, enflasyon zart girer zurt geçer. Hiç umurumda bile olmaz. Buna göre enflasyon denilen canavarın bana uğraması için gelirimin asgari ücret veya yaşam şartlarının altında bir ücret almam gerekir. Bu ücrete tabi olan herkesin yaşanacak sıkıntıda ezilen taraf olacağını düşünüyorum.
Enflasyon kelimesinin insana verdiği zararı ve yaşam koşulları, kişilerin sosyal yaşamlarıyla eş değer olamaz. Burada, birinin inançları yüksek, her gün namaz niyazda, dini görevlerini tam olarak yapıyor diye enflasyondan uzak kalması mümkün değil. Bunun tam tersi olan da aynen diğeri gibi, enflasyon bu kişiye uğramaz deme şansımız yoktur. Birinin benzi siyah, diğerinin beyaz demekle iş yürümüyor. Sarışın ile esmer arasındaki renk farkı hiçbir zaman enflasyon değerleri ile ölçülemez. Biri iktidar partisinin destekçisi, diğeri muhalefette yer alıyor diyerek kişilerin yaşamı sabitlenemez.
Yine istatistik kurumundan alınan verilerde, enflasyon denilen canavarın, en çok dar gelirliye yansımakta olduğu ortaya çıkıyor. Söylenen verilerde enflasyon oranı geliri yüksek olanda % 5 görülüyorsa, dar gelirlinin hesabına ise bu % 30 gibi verilerde yansıyacaktır. Demek ki, aradaki fark olarak görülen miktar, o kişinin yaşam tarzında alamadığı ve enflasyona yenik düştüğü kısmı anlatmaktadır. Bu çok basit bir anlatma tarzıdır. Her kesin anlaması gereken bir yaklaşımdır.
İnsan ayırmadan kişilere sormak gerekir. Sen aldığın ücret ile ne yapabiliyorsun? Sosyal yaşamında değişiklik ne kadar? Çocuklarının okul giderleri ve kalan miktarların sana yetip yetmediği oran nedir? Et yiyebiliyor musun? Pazar masrafların ne kadar? Yaşam tarzı seni ne kadar zorluyor? Bunları eğer bir kişi kendini yorumlarsa, enflasyon kendine yansıyan miktarca karşısına çıkar. Bu günün şartlarında herkesin bankaya borçlandığı gözleniyor. Banka borçlanması illaki kredi olarak görülmemesi gerekir. Elimizde bulunan her bir kart, bizim ne kadar sıkıntıda olduğumuzun açık örneğini oluşturuyor. Burada önemli olan, yaşamak için gerekli olan paranın sağlanması için ne yapılması gerekiyor onun bulunması gereklidir. Yani kişi kendi yaşamının sağlayıcısı olan verileri kendi fikir ve düşüncesiyle çözmek zorundadır. Yoksa sıkıntı her geçen dakika daha da zor hale gelir.