Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


En Azından Ayıp Değil Midir?

  • 18 Ekim 2018 Perşembe





Bu satırları karalayan kişi facebook kültüründen oldukça yoksundur.

Hatta zaman zaman yayınlananların bazılarına karşıdır.
Evet, bir iç boşaltma anlamında bir nevi terapidir bu yayınlar, ama…
Örneğin, “Ahmet oğlu Mehmet bilmem ne kentinde mutlu…” mesajı yazıp, altına da pişmiş bir ayva misali sözü edilen yörede gülümseyerek poz vermenin anlamına bir türlü varamıyorum…
Ve galiba da varamayacağım.
Sonra şu “arkadaş”lık meselesi…
Bence sosyal medya arkadaşlık denen yüce bir kavramın dibini oydu…
Evet, hemen itiraz etmeyin, arkadaşlık, belki yüceden de yüce bir kavramdır.
Bu yüceliği yaşayarak hayatın anlamına yaklaşırız.
O anlamın sıcaklığı içinde mutluluklarımızı ararız.
Ama facebook arkadaşlığı bir başka alem, bir tuhaf kültür, bir garip ilişki...
Facebook macerasında içi boşaltılmış bir vitrin arkadaşlık kavramı.
Kaç arkadaşın var?
Sürü sepet…
Peki gerçek, sahici arkadaşın kaç kişi?
Bu sorunun yanıtını vermek oldukça güçtür.

Bir de anlamadığımız şöyle bir sorun var:
Münacettin ya da Muazzez, diyelim ki arkadaşınız olmuş, has-bel-ka-der… Facebook yolu ile falan-filan.
Tamam anladık.
Diyelim ki Muazzez, sizin ona olaşmanıza engel koyuyor, yasaklıyor…
Ama kendisi sizin sayfanızda cirit atabiliyor.
Bu nasıl bir şey?
Tamam… Hepsinden vazgeçtik, sorularımızı tükettik.
Ama, hiç değilse son olarak şu soruyu sormamıza izin veriniz: Muazzez’lerin yaptığı şey AYIP DEĞİL MİDİR?
Yani… Söz aramızda, bu tür davranışlar, sosyal medya sayfalarına sıkıştırılmış özgün-tuhaf-nezaket ve terbiyeden azade bir nevi “cife”lik değil midir?
Bizce öyledir.
Ama Muazzez ve Münacettin’lere alf anlatmaktan daha zor bir şey yoktur.
Deneyen bilir.
Ama bu deneyimin de pratikte hiçbir sosyal yararı yoktur.

Geçiniz.




En Azından Ayıp Değil Midir?

Bu satırları karalayan kişi facebook kültüründen oldukça yoksundur.
Hatta zaman zaman yayınlananların bazılarına karşıdır.
Evet, bir iç boşaltma anlamında bir nevi terapidir bu yayınlar, ama…
Örneğin, “Ahmet oğlu Mehmet bilmem ne kentinde mutlu…” mesajı yazıp, altına da pişmiş bir ayva misali sözü edilen yörede gülümseyerek poz vermenin anlamına bir türlü varamıyorum…
Ve galiba da varamayacağım.
Sonra şu “arkadaş”lık meselesi…
Bence sosyal medya arkadaşlık denen yüce bir kavramın dibini oydu…
Evet, hemen itiraz etmeyin, arkadaşlık, belki yüceden de yüce bir kavramdır.
Bu yüceliği yaşayarak hayatın anlamına yaklaşırız.
O anlamın sıcaklığı içinde mutluluklarımızı ararız.
Ama facebook arkadaşlığı bir başka alem, bir tuhaf kültür, bir garip ilişki...
Facebook macerasında içi boşaltılmış bir vitrin arkadaşlık kavramı.
Kaç arkadaşın var?
Sürü sepet…
Peki gerçek, sahici arkadaşın kaç kişi?
Bu sorunun yanıtını vermek oldukça güçtür.

Bir de anlamadığımız şöyle bir sorun var:
Münacettin ya da Muazzez, diyelim ki arkadaşınız olmuş, has-bel-ka-der… Facebook yolu ile falan-filan.
Tamam anladık.
Diyelim ki Muazzez, sizin ona olaşmanıza engel koyuyor, yasaklıyor…
Ama kendisi sizin sayfanızda cirit atabiliyor.
Bu nasıl bir şey?
Tamam… Hepsinden vazgeçtik, sorularımızı tükettik.
Ama, hiç değilse son olarak şu soruyu sormamıza izin veriniz: Muazzez’lerin yaptığı şey AYIP DEĞİL MİDİR?
Yani… Söz aramızda, bu tür davranışlar, sosyal medya sayfalarına sıkıştırılmış özgün-tuhaf-nezaket ve terbiyeden azade bir nevi “cife”lik değil midir?
Bizce öyledir.
Ama Muazzez ve Münacettin’lere alf anlatmaktan daha zor bir şey yoktur.
Deneyen bilir.
Ama bu deneyimin de pratikte hiçbir sosyal yararı yoktur.
Geçiniz.