Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Ekonomik kriz vurdukça vuruyor

  • 02 Haziran 2018 Cumartesi


Bir zamanlar gençlik yıllarımda orta direk diye bir tabir vardı. Ülkenin zenginlerinden arta kalanlar iki sınıfa ayrılmıştı. Fakirler ve orta sınıf. Hiç hazzetmediğim bir ayrımdır bu düşünceler. Aradaki uçurum ise günümüze gelindiğinde sadece ikiye ayrılarak, zengin ve fakir unsurunu ortaya koymayı başardık. Aradaki orta sınıf ise, eski meşhur adıyla orta direk, maalesef yok oldu. Kayboldu, eridi.

Bu bahsettiğim yıllar önceki orta direk tarzının yaşam mücadelesi verdiği dönemlerde, fabrikaların çarkları onlardan yana olmasa da, idare edecek kadar bu çarktan elde edilen gelirden nasibini az da olsa alıyordu. Gün geçtikçe orta direk denilen bu sınıflama, farkını iyice açarak çökmeyi başardı. Şu an ise, sadece zengin ve fakir tabirlerinin yer aldığı bir hayat mücadelesinden kesitleri görmek mümkün olmaktadır.
Orta direk içinde yer alanlara şöyle bir göz atarak, hatırlatma yapmakta yarar görüyorum. Başta emekliler geliyor. Neden geliyor anlatalım. Emekliler emekli olmadan önce aldıkları ile emekli olduktan sonra alacakları arasında öyle gözle görülür biçimde farkın olmadığını gözlemlemişti. Fakat o tarihlerden bu yana gelişen ücret politikaları sonucunda, emeklilerin aldıklarının üzerine konulan eski zam paketleri ile bir yılda aldıklarını şimdi on yılda ancak alabiliyor. Bu demektir ki, aradaki farkın giderek alım gücünü yitirmesi ve daralan ekonomik tarzın gerekçesi sonucunda orta direkten fakir sıfatına doğru ilerleyerek, gittikçe fakirleşmesinin görünür yanıdır. Dul ve yetimler de bu sınıfta gösterilirken, şimdi aldıkları zamlar ve yaşam tarzları sonucunda orta direk denilen o istenmeyen sınıflandırmadan kaldırılıp, adeta fakir sınıfının vazgeçilmez yapısını oluşturmayı başarmışlardır.
İstatistiklerin verdiği yüzdelere göre ise, halkın büyük bölümü ya açlıkla mücadele eder durumda, ya da borçlu olarak hayatını sürdüren kesim olarak karşımızda duruyor. Şirketlerde bir tabir vardır. %51 hisseye sahip olanlar her zaman söz sahibi olurlar. Buradaki bahsettiğim fakirliğin yüzdesindeki kısım % 73’lere dayanmış olmasına rağmen, maalesef henüz söz sahibi olamadılar. % 70 bölümünün borçlu olarak gözüktüğü bir ülkede, kimseyi orta sınıf denilen ve eskinin tabiri olan bu değerlendirmede gösterme mümkün olmayacaktır. Aldıkları ücretler ile yaşam arasındaki o geçişli ve engebeli yollarda yürümenin orta direk dediğimiz ve milletin ağa gibi gördüğünü sandığı sınıf yok olarak, yerini herkesi fakir kılan bir uygulama karşımıza çıkmıştır.
Ülkemizin nüfusu son istatistiklere göre seksen bine yaklaşmıştır. Bu sayının neredeyse dörtte birinden fazlasının zaten yoksullukla mücadele eden sınıf olarak gözükmesi işin farklı bir sosyal boyutunu teşkil ediyor. Geri kalanın ise yine üçte ikisinden biraz fazlası emekli dul ve yetim konumunda olup, eskinin o meşhur bahse konu orta direkten sınıf atlayanlardan oluşuyor. Birde günümüzde yaşanan terörün ortaya çıkardığı ve bu sınıfa ilave olup her geçen gün artan şehit yakınlarının ilavesi. İş kazalarının yoğunluğundan ilave olan geride kalanlar. Maden yasalarının bir türlü uygulanamaması ve ülkenin büyük bir taşeron firmaların elinde oluşu sonucunda yaşanan, resmen cinayet olan sorunların geride bıraktıkları ile bu sayının gittikçe artması sonucunda, orta direğin tamamen kalkması ve işsizlerle beraber fakirliğin artarak genişlemesi dengesizliğine bırakıyor.
Önemli bir hususu anlatmak gerekir. Ülkede fakirlik olsa da, ülkenin büyük bölümü tarım bakımından zengin olduğundan işini bir nebze olsun kurtarıyordu. Fakat bu özelliğimizin elimizden alınması sonucunda artık tarım ülkesiyiz demek içimden gelmiyor. Sanayi mi o da yok edildi. Peki ne kaldı? Ortada sadece her geçen gün nüfusu biraz daha artan bir fakirler sınıfı.