Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Ekonomik açmazlar

  • 20 Temmuz 2018 Cuma


Kapitalist ve emperyalist ülkelerde sermayenin soğuk algınlığı emek kesiminde grip ve zatürre ile sonuçlanır. Buna karşın krizlerde öncelikle kurtarılan, sermaye kuruluşları(işletmeler ve bankalar) olur(!) Sermaye kuruluşlarının ekonomik sorunlar yaşamasının suçlusu emekçiler değildir. Bu tür olumsuz gelişmelerin tek sorumlusu yönetenlerdir! Yönetimden hesap sorulmadığı sürece, krizlerin faturasını emekçiler öder.
“Ekonominin hatalı yönetilmesi, sıcak para ve borçlanmaya dayalı büyüme anlayışı, eğitim ve üretim alanında niteliksizleşme bu risklerin büyümesinde akla gelen ilk nedenler. Ve daha üzücü olan ekonomide bu nedenlere dair bir çözüm adımı atılması bir yana risklerin ve nedenlerinin konuşulmuyor olması. Üzücü olan, faiz-kur kıskacında finans aktörlerinin yatırımlarını nasıl kurtarırız, nasıl tekrar ülkede bu kesime kâr yaratırız arayışının hakim olması. Ve elbette üzücü olan her geçen günün aleyhimize işliyor olması.”(ASLI AYDIN)
Sorunlu ekonomi yönetimleri sürekli olarak kaynak kaybına neden olur. Türk Telekom örneği bu açıdan ibret vericidir.TT’nin 2005 yılında %55 hissesi, Harriri ailesine satıldı. Satışın bedeli olan para ülkeye getirilmedi. Türk Bankalarından 4.7 milyar dolar kredi alındı. Sonuçta bizim paramızla bizim kurumumuzu almış oldular. Satıştan sonra, TT’nin tüm arsaları lojmanları ve stokları satılarak, tahsil edilmemiş alacaklarda alındı. Ayrıca telefon ücretlerine zam yapıldı. Her yılsonunda karlar ülke dışına çıkarıldı. Dokuz yılın sonunda bankalardan almış olduğu 4.7 milyarı ödeyemiyorum diyerek bırakıp gitti(!) Bu süre içinde 6 milyar dolar yurt dışına çıkarılmış oldu. Devletin gözü önünde stratejik öneme sahip bir Türk şirketi soyuldu. Bu süreçte yönetim kurulu üyesi olan yetkili kişiler vardı(!)
Dövize ve üretmek için ithalata bağımlı olan bir ekonominin varlığını sürdürmesi akılcı yatırımlarla olanaklıdır. Beton ekonomisi kişisel veya örgütlü grup çıkarları için tercih edilmiş olabilir mi? Böylesi bir tercih hiçbir koşulda ülke ve insanlık yararına olmaz!...
Özelleştirme genel olarak bir sınıfsal yağmadır, ancak gelişmemiş yapılarda sınıf içi çatışmaları da yansıtır. Kurallar ve ilkelerin olması ve kurumların işlevlerini yerine getirmesi halinde üstün eşitler korunmamış olur(!) Peki, özelleştirme yapılmalı mı? Hayır. Özelleştirme, ülkenin insanlarını; hak, yetki ve olanaklardan yoksun bırakan bir fiili durum ve özünde kamuflajlı bir darbedir.
Yapılması veya yapılmaması bireyin özgür iradi istemine bağlı olan şeyler “hak” olarak tanımlanabilir. Haklar varlıklara dayalı, yadsınamaz ve yok sayılamaz istem ve eylemler bütünüdür. Hak dendiği zaman ilk akla gelen, tür ayrımcı ve insan öncelikli bir algıdır. Oysa hak, tüm varlıklara özgüdür. Bu konuda en büyük sorumluluk insanlara düşmektedir. Ekonomilerdeki sorunlarda yönetenlerle ilişkilidir. Hakkı tanıyan, haksızlığa baş eğmez!