Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ekim Ayını Uğurlarken

  • 30 Ekim 2018 Salı


Ekim ayında sanki önemli günler resmi geçidi yapar takvim yaprakları, sonbahar yaprakları gibi birer, birer düşerken zamandan... Kuşkusuz Ekim ayı içinde varolan en önemli gün 29 Ekim'dir bizler için; çünkü Cumhuriyetimiz o günde doğduğu için...Bununla birlikte Cumhuriyetimiz'in 95. yaşını kutlamadan 13 gün öncesinde de yine önemli bir gün vardı;16 Ekim Dünya Gıda Günü… Birleşmiş Milletler Tarım Örgütü ( FAO diye bilinen örgüt) 1979 yılından beri 16 Ekim Günü’nü Dünya Gıda Günü olarak duyurmuşdur. Özellikle artan Dünya nüfusu ve kentsel yapılaşma sonucu azalan tarım toprakları nedeniyle insanlığın açlık felaketine uğramaması için önlemler alınması amacıyla böyle bir gün belirlenmişdir.2018 yılı Dünya Gıda Günü teması da “2030 yılına kadar açlığa son vermek mümkün” sözleriyle açıklanmışdır.Ne güzel sözler, umutlar, amaçlar, dilekler...Ama bu nasıl olacak?... İnsanlar hızla kentleşme uğruna tarımsal alanları yok ederken, tarım topraklarını betonla kirletirken, buğday ekmek yerine toprağa çimento demir gömerken; bu nasıl olacak?... Daha dünlere kadar kendi, kendini besleyen ülkemiz; bugün dışarıdan tarımsal ürünler alıyor…Meralar yapılaşmaya açılmış, hayvancılık ölmüş, hastalıklı etler ülkemize giriyor.Tarım sektörü can çekişiyor ama inşaat en birinci sektör; ülkenin her yeri şantiye…Elbette ki bu güzel yöre Didim de bir ucdan bir uca şantiye…Toprak; üretilmesi olanaksız bir doğal kaynak. Onun tarıma elverişli özelliklerini bozarsanız, kirletirseniz, demir çimentoya boğarsanız; artık onun canını almış olursunuz, toprağı öldürmüş olursunuz.
Ülkemizin her yöresinde olduğu gibi ne yazık ki kentimiz Didim’de de yeşil alanlar acımasızca saldırıya uğruyor ama hiç kimse de bunu umursamıyor. Herkes kısa günlü karların peşinde, oysa uzun dönemde; Didim’de tarımsal üretim yapılamayacak günler geldiğinde, burada yaşayan halk nasıl beslenecek?...Dışa bağımlı beslenme neye benzer?... Eskilerin dediği gibi; elden gelen öğün olmaz, o da anında bulunmaz…
Dünya’da açlık en önde gelen sorun.Uzmanların dediğine göre günümüzde savaşların çıkma nedeni bile açlık…Kuşkusuz bu konuda özenli olmalıyız, tarım topraklarımızın değerini bilmeliyiz. Yapılaşma nedeniyle tarımsal toprakların kaybını önlemeliyiz, engellemeliyiz...Ne yazık ki şu yerel yönetim seçimleri öncesinde; aday adaylarının söylevlerinde, Didim'in tarımsal alanlarının, zeytinbağlarının korunacağına,sürdürülebilir tarım yapılacağına, yaşanabilir kentler oluşturulacağına ilişkin tek bir söz söyleyen çıkmıyor.Herkesin umudu, amacı, öncelikli işi, işlevi, görevi; yerel yönetimlerin başına geçince, başkan olunca; rantiyeyi sevindirmek, kurulacak şantiyeleriyle onları kalkındırmak, mutlu etmek...Didim'i ve Didimli'yi düşünen yok...Didimli'nin ne istediğini soran, araştıran, onların istekleri doğrultusunda hizmetler sunacağına ilişkim sözler veren yok bu aday adaylarının arasında, tek bir kişi bile yok...
Öğrendiğim, gördüğüm, tanıdığım kadarıyla; Didim’in gerçek halkı Yörükler…Didim EFELER diyarı bir güzel kent…Ve onların yanında;Balkanlar’dan, Rumeli’den gelenler, Didim’in yerleşik halkını oluşturmakda…Onları da ancak bulabildim, tanıyabildim Didim’in çevre köylerinde; özellikle Akköy ve Akyeniköy’de…Çalışkan, üretken ve her şeyden önce de yurtsever bir halk…Bahçesini,bağını, toprağını işleyen…Hayvancılık yapan; etini, sütünü değerlendiren emekçiler…Ama Didim merkezde, gerçek Didimliler’i bulmak güç…Sanki dışarıdan gelenlere kenti terk etmişler, kendi kabuklarına çekilmişler.Çarşıda, pazarda;hep 81 ilden gelenler var…Turizm işinde de, emlakçılıkda da, yap-satçılıkda da hep değişik illerden gelenler var…Ve özellikle de siyasetde de gerçek Didimli’yi mumla arasan, bulamazsın. Neden?...
Didimli; kentine mi küsmüş, kendine mi küsmüş?...Kentine ülke içinden ve dışından gelenler; Didimli’yi mutsuz mu etmiş ki onları toplumsal yaşamda, halkın arasında göremiyoruz. Sanki Didim bir oyun alanı, Didimli oyundan çıkmış; kente gelenlere alın, oynayın der gibi kenti bırakmış.
Acaba bu hızlı kentleşme; Didimli’yi mutsuz mu yapmış?...
Üzerine düşünülmesi ve araştırılması gereken bir konu; özellikle de Mart 2019 seçimleri yaklaşırken…
İlk çağlardan beri yerel yönetimler; demokrasinin beşiği olarak değerlendirilir. Yerel seçimlerde halk; kendisini yönetecek olanları doğrudan seçer. Yerel yönetim seçimlerinde; partiden çok daha önemlidir, yerel yönetim başkanlığına seçilecek olan kişi…Yerelde halka hizmet sunmak için aday olanların; seçim öncesinde verdiği sözler, seçim sonrasında gerçekleştirdiği hizmetler, birbiriyle ne kadar örtüşüyor?...Sözler ne kadar tutuluyor?...Kente ve kentliye hizmet sözü verenler; koltuğu kapınca kentliye mi, kendine mi çalışıyor?...İşte Ekim ayının ardından;Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, sırasını savdığında, Mart 2019 seçimleri için sandığa gidildiğinde...İyi düşünüle, oylar verilirken iyi düşünüle; seçilecek olan kişi...Kent için, kentli için mi, yoksa kendisi için mi çalışacak?...Elbette ki bunu önceden anlayabilmek çok kolay olmayacak ama...