Selma Erdal

Tüm Yazıları


Eğitim, Zeka ve Çocuklar

  • 10 Şubat 2019 Pazar


Buluşlar, keşifler; kuşku ve hayal gücünden beslenerek gerçekleştirilmişdir.Hayal gücü bizleri çoğu zaman bilinmedik diyarlara götürür ve o olmadan hiçbir yere ulaşamayız.Kuşku da bize düş ürünüyle, gerçek arasındaki farkı bulmamızı ve varsayımlarımızı sınamamızı sağlayan yolu açar.Üzerinde yaşadığımız yerküre; çok sayıda gezegenler arasında, yalnızca bir tanesidir ve yalnızca bizim için bir anlam taşıyor olabilir. Yine de bu yerküre üzerinde insan soyunun KOSMOS'u keşfetme isteklerinin kabarmasıyla, biraz zorlukla, üstelik de hiçbir güvencesi olmadan insan soyu kendi yazgısını belirlemeye çalışmışdır. Örneğin; Milatdan Önce üçüncü yüzyılda Mısır'da Eratosthenes adlı bir adamın 21 Haziran günü yere dikilen sopaların gölge yapmadıklarına ilişkin gözlemi...Bu gözlem başka birisince kolaylıkla gözardı edilebilirdi.Sopalar, gölgeler, kuyudaki ışık yansıması, Güneş'in konumu...Bu günlük olguların ne önemi olabilirdi?...Ne var ki Eratosthenes bir bilgindi ve günlük olağan olayların üzerinde durması da insan soyunun dünya hakkındaki görüşlerini değiştirdi. Bir bakıma dünyayı yeniden biçimlendirdi. Eratosthenes deneye yönelik bir zihin yapısına sahip olduğundan, bu kez İskenderiye'de toprağa dikilen sopaların 21 Haziran günleri öğlene doğru gölge yapıp, yapmadıklarını gözlemledi ve gölge yaptıklarını gördü. Eratosthenes aynı gün, aynı saatde değişik iki kentde yapılan sopa deneyleriyle; dünyanın DÜZ değil, YUVARLAK olduğu sonucuna varmış oldu.Eratosthenes; deneyler sonucunda yerküremizin çevre ölçüsünü de bulmuştur.Onun kullandığı araç-gereç yalnızca sopalardı, bir de gözleri, ayakları ve beyni...Kuşkusuz bunlara deney merakını da eklemek gerek...Yeryüzünün mütevazı çaplı bir küre olduğu bilinince, keşif yolculuklarına çıkmak insan aklını kurcalamaya başlamaz mıydı?...Hatta yerküre çevresinde bir deniz yolculuğuna çıkmak ilginç olmaz mıydı?...Milatdan Önce üçüncü yüzyıldan başlayarak, altı yüzyıllık bir süre boyunca insanların İskenderiye'de başlattığı bu düşünsel serüven, insansoyunu uzay kıyılarına götürmüşdür.Bu düşünsel serüvene ilk adımı atmamızı sağlayan, merak eden, kuşku duyan, sorgulayan insan aklına ve zekasına işlevsellik kazandıran da EĞİTİM sözcüğüyle tanımlanan olgudur.Yazılı tarihden bu yana insanlık serüveninde yol alan insan soyu;yeryüzünden, gökyüzüne ulaşan adımlarını aldığı EĞİTİM sayesinde gerçekleştirmişdir.Kuşkusuz bütün insanlar mucit ya da kaşif değildir. Ama eğitim alan insan merak eder, kuşku duyar, sorgular. Ama herkes farklı, farklı konulara ilgi duyar/duyabilir. Bu bağlamda insanları; aptal, akılsız, beceriksiz, yeteneksiz diye yaftalamak da yanlışdır. Çünkü herkesin ilgisi, yeteneği, becerisi; başka, başka konulara yönelik olabilir.Ve toplumun genel kanısında yerleşmiş olduğu gibi insanlarda; yalnızca matematik zeka ve sosyal zeka olarak sınırlandırılan ve sınıflandırılan zeka çeşidi de yoktur. Ne vardır?...Çok dahası vardır.Bu dahası olan konu da ÇOKLU ZEKA KURAMI'dır ve kuramcısı da, bir başka deyişle bu kuramı ileri süren adamın adı da Howard Gardner'dır ve kendisiGELİŞİM PSİKOLOJİSİ alanında çalışan bir Amerikalı'dır.Bu kuramın dayandığı varsayıma göre;ÖĞRENCİDE ÖĞRENME ÖZRÜ YOKTUR. ÖĞRETMENDE ÖĞRETME ÖZRÜ VARDIR.Bu kurama göre zeka türlerine gelince;Sözel Zeka (Yazarlar)...Matematiksel/Mantıksal Zeka...Sosyal Zeka...Ritmik Zeka (Müzisyenler)...İçsel Zeka (Kendine güvenen, yalnız çalışmayı sevenler)...Görsel Zeka (Ressamlar)...Uzaysal Zeka (Düş gücü gelişmiş tasarımcılar)...Bedensel Zeka (Drama oyuncusu, sporcu)
Ve bu kurama ilişkin son bir açıklama daha...Her yaştaki, her insan; kendi zekasını geliştirme özelliğine/yeteneğine sahipdir.Bu demektir ki Matematik dersinden düşük not alan bir çocuğa; "sen aptalsın" denilmeyecek, neye yeteneği varsa, hangi zeka gurubuna girdiğine bakılacak, bu konuda gerekirse uzmanlardan yardım alınacak ve çocuk kazanılacak.Ve yine EĞİTİM ölene kadardır denilecek; ister 7, ister 77 yaşında olalım yeni bir şeyler öğrenmek için çaba gösterilecek ve EĞİTİM alınacak.Özellikle de bizden öncekilerin; "kırkından sonra saz çalınır mı?" yaklaşımı bırakılacak...Daha önceleri heves edilip, olanak bulunamayan ne varsa; yapabilmek için çaba gösterilecek...Saz mı çalarsınız, şarkı mı söylersiniz, dans mı edersiniz, resim mi yaparsınız, yeni bir dil mi öğrenirsiniz ya da kitap mı yazarsınız?...Sizin bileceğiniz iş...Haydi durmayın; yeni bir şeyler öğrenmeğe başlayın...Bakın yaşamınız da çok daha güzelleşecek. Bu arada ben; Latince öğrenmeğe başladım bile...