Musa Dinç

Tüm Yazıları


EFENDİLER KÖYÜ/ Öykü

  • 21 Kasım 2018 Çarşamba


Orada bir köy vardı, pek ırak değildi; bu köy: “Efendiler Köyü” idi.
Cumhuriyet’in ilanıyla Anadolu coğrafyası şekillenirken, köyümüz konumu itibariyle ilçeden yana nasibini aldı.

‘Millet gider Mersin’e, bizimkiler gider tersine,’ misali:
“ Köy kalalım, ilçe olmak; neyimize gerek!” diye direttiler.
Köyler ilçe olmaya, ilçeler il olmaya can atarken, gelin şu işe bakın ey ahali! Bir bilen çıkıp da: “Niçin köyde ısrarlıyız?” demedi/ diyemedi.
İşi merak edip, kurcaladım. Köyümüze demografik açıdan tam puan verdim. Hane sayısı derseniz, o da tamam. Doğal kaynakları yeterliydi. Yeşilköy/ Huduri Köyü yönünden gelen dere, köyün içinden geçiyordu; köyün arka tarafından da Karaçay geçiyordu. Beş kilometre mesafesinde de Göksu Barajı vardı. Gelir kaynakları bakımından verimli arazileri; bağ, bostan, sebze yetiştiriciliği; buğday, arpa, mercimek, nohut; balıkçılık ve hayvancılık da revaçtaydı; ama asıl geçindikleri merci, kamu kuruluşlarında memur ve işçilik statüsüydü. Her evden işçi ya da memur mutlaka vardır muhakkak. Özellikle şoförlük mesleği birinci sırada gelir. Allah var, şoförlükte üstlerine yoktur. Kamuya ait iş yerlerinde hizmetli, kapıcı, bekçi, hademe, çaycı salt çoğunluk Efendiler Köyü’ndendir. Müstesna olarak kepçe ve loder operatörlerine de rastlanır.
Bir gün Devlet Su İşleri’nde şef olan bir dostumu ziyaret etmiştim. Şef, odacısına seslendi:
“Ali Efendi, çay getirir misin?”
Ali Efendi çayları getirip, önümüze koydu. Şef, bana dönerek:
“Ali Efendi var ya, sizin köylünüz.”
Çok önceleri köyden çıktığımız için Ali Efendi’yi çıkaramadım, ama babasının ismini söyleyince, şıp diye tanıdım.
Yine bir gün Karayolları Fidanlığına yolum düşmüştü. Fidanlığa bakan müdür, öğrencilerimden birinin babasıydı. Fidanlığa bakan bekçiye seslendi.
Fadıl Efendi geldi, baktım o da bizim Efendiler Köyü’nden. Ağabeyimin idareci olduğu Anadolu Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi’ne gittim. Abimle söyleşirken, müstahdem çay getirdi bize. Abim bana dönerek:
“Bil bakalım, bunu tanıdın mı? “
Biraz süzdüm, genotip ve fenotipten yola çıkarak:
“Aaa.. Memduh’un oğlu Seyithan değil mi?”
“Ta kendisi!” dedi abim.
Seyithan Efendi de kendisini şanslı görüyordu, ne de olsa amiri kendi köyündendi
“Yahu, ne iştir? Hep efendileri görüyorum. İlaç için ‘bir beyefendi’ göremeyeceğim herhalde. İşin doğrusu pek de zoruma gitti.”
İşte hal mesele böyleyken; bizim köylüler; ”ilçeli, şehirli olmak istemiyoruz, bize köylü denilmesini istiyoruz,” diye zamanında diretmişlerdi.
“Vallahi ne diyeyim, köyden şehre göç ettiğimizde, şehrin kırıkları, bize hep gundi(köylü)diye takılırlardı. Gundi(köylü) sendromunu atlatana kadar akla karayı seçmiştik.
Köyümüzün akıllı geçinenlerden birisine bu meseleyi sordum, akabinde aldığım yanıt:
“ M. Kemal Atatürk ne demiş? Köylü milletin efendisidir” dememiş mi?”
“ Demiş,” diyerek tasdik ettim.
“O halde, efendiliği çok görmeyin bize!”
Köyümüzden mutaassıp biri, sözümü kesti:
“Köyümüz ilçe olarak kalsaydı, dairelere dışardan gelen memurlar, kızlarımıza, kadınlarımıza göz koyar, namusumuz beş paralık olurdu,” dedi.
Düşüncesini çağ dışı ve saçma bulmuştum.
Bir başkası da: “Köyümüz ilçe olsaydı, belediye de kurulurdu. Baksana bir muhtarlık için bile eski düşmanlıklar devam ediyor. Belediye başkanlığı için köylülerimiz birbirine düşmanlık beslerdi, ”dedi.
Velhasıl, köyümüzün sözde ileri gelenleri, özde ise geri kalanların çoğunluk kararı daha baskın çıkarak, iki yıllık ilçe kararı bozularak, köye dönüştürülür tekrar. Efendiler Köyü’nde -efendi- olarak kalmak istemeyenler, köyden göç ederler; kendilerini eğitim-öğretime verirler ve beyefendiliğe terfi ederler. İstikrarsız olanlar ise; ne efendi olur, ne de beyefendi olur.
Efendiler Köyü’nden: Profesör, doktor, yazar, avukat, uçak mühendisi müdür, avukat, öğretmen, subay, polis, ebe, hemşire vb. meslek grubundan bireyler yetişti. Demek oluyor ki köyümüz; zeki bir köy/ zekâ küpü adeta.
Efendi Köyü’nün jetonu yeni düştü galiba. Şimdi de tutturmuşlar:
“Efendilikten bıktık, köyümüzü belde yapın. Belediye, sağlık ocağı, lise istiyoruz” diye sıkboğazlık yapıyorlar, hatta bir dönem aracı olmamı ve bürokrasiyi aşındırmamı istediler benden.
“Niçin belde olmak istiyorsunuz?”
“Efendim, efendilikten bıktık dedik ya! Beyefendi olmak istiyoruz artık!”
“Haydi hayırlısı. Efendi Köyü’mün efendileri, aranızdaki husumet, kısır çekişme ve anlaşmazlığı bırakıp, uzlaşma yoluna giderseniz şayet; köyümüz çoktan beldeyi de, beyefendiliği de hak etmiş olur, ama ilçe olma trenini çoktan kaçırdınız!
İtibarınızla beraber, haritada bir konumunuz da olurdu. Güzel hizmetler için belediyeniz, sağlık ocağınız ve liseniz de olurdu. Tarihi mekân/ Zerzevan Kalesi sit alanı olarak ilan edilirdi, futbol takımınız da olurdu, velhasıl kelam, kısa zamanda kalkınmış olurdunuz.
Şehir merkezine gidip, gelmeniz için servisiniz de olurdu. Az daha unutacaktım. Seçim dönemlerinde politikacıların bol keseden nutuk attıkları bir meydanları da olurdu.
Eh ne de olsa, çok seslilik demokrasi gereğidir.
Efendiler Köyü Kalkındırma ve Tanıtma Derneğiniz de olurdu.
Efendiler Köyü’nün muhterem efendileri reform yapmak elinizdedir. Siz efendi değil, beyefendilikte hakkınız var. Köyümüzün tarihi kalıntıları gösteriyor ki, çok köklü bir geçmişiniz var, sağduyunuzu dinleyin, köyünüzden nice cevherler çıkmıştır.
Biraz büyük düşünün, okuyun, çocuklarınızı okutun, geleceğe güvenle bakın. Sakın yanlış anlaşılmasın, ben de içinizden gelen bir birey olarak efendiliği benimsemeyip, aydın olmayı gereklilik sayanlardan biriyim.
Köyümün efendilerine sesleniyorum: “Efendiliği bırakalım, aydın olma yolunda çaba sarf edelim ve evrensel düşünelim hep. Küreselleşme yolunda çok şeylerin değişeceğini göreceksiniz.
*
Yukarıdaki duygular kaleme alındıktan 20 sene sonra köy yerleşim yerleri de kalmadı. Efendiler Köyü unvanlı Aşağıkonak Köyümüz de bundan nasibini aldı. Köyler birer mahalle oldu ve sıradanlaştı; görsellikte köy, ama adıyla sanıyla birer mahalledir artık.
*
Çin düşünürü Kuan-Şu M.Ö.700 yılında söylemiş olduğu güzel sözle öykümüzü noktalayalım:
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
Ağaç dik, on yıl sonrası ise tasarladığın,
Ama yüzyıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.
Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir
Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.
Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
Öğretirsen balık tutmasını hep doyar karnı.”

***
Not: Söz konusu olan köy Diyarbakır / Çınar İlçesine bağlı Aşağıkonak Köyü’dür.1936–1937 yılları arasında ilçeydi. Köyler tarihe karıştı. Şimdi köy bile değil Çınar İlçesine bağlı bir mahalle. Aşağıkonak mahallesi.