İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Ebedi imsafir

  • 11 Ağustos 2018 Cumartesi


İlter Gözkaya-Holzhey Berlin, 26 Temmuz 2018
eMail: iltergh@t-online.de








Misafir olarak gelen Türk işçilerinin çocuk ve torunları kalıcı hayata geçince Alman vatandaşı oldular. Altmış yılın sonunda bugün hâlâ uyum kavramını kullanan politikacı, medya ve basın mensupları aslında asimilasyondan bahsediyorlar.
Sanki Türkler Almanya’ya Suriyeli sığınmacılarla bu yıl gelmişler gibi algılanıyor ve konuşuyorlar.
Konuk işçilerin ilk nesilde çoğu Türkiye’de büyük şehir hayatı görmeden Almanya’ya geldiği konu ediliyordu. Okuma yazma dahi bilmedikleri için Almanca öğrenemediler. Lâik sistemin hataları vardı, ama buna rağmen dini inanışları özel hayatlarıydı, gösterişe gerek görmüyorlardı Amerika başkanı, Irak savaşında haçlı seferler başladı, diyene kadar konuk işçilerin dini mevzu edilmemişti.
Böylece müslümanlar dinlerine aşırı bir şekilde sahip çıkmaya başladılar. Artık camisi olmayan mahalle kalmadı. Öyle ki papa müslümanlara sağ olun, hıristiyanları bile dine teşvik ettiniz, yüreklerinde dini duyguları uyandırmış oldunuz,
dedi. Aksi takdirde kiliselere gelenler azalıyordu.
İlk iş krizi 1973’de, hemen Türk işçilerinin varlığı toplumu rahatsız etti. Her kriz esnasında hatırlanır oldular. Tosun Meyer’in hikâyesi konuk işçilerden önce başlıyor. İstanbul’da kâğıt fabrika sahibinin oğlu 1958 yılında yüksek tahsil yapma amacıyla Almanya’ya gelir.
Tahsilini bitirince menajer olur, Alman bir kadınla evlenir ve Alman vatandaşı olur. Yurtdışında Almanya’yı temsil eder. Almanya’da eşi sayesinde damak tadına alışmıştır, yemek esnasında birasını içer. Rüyasında bile Almanca hakimdir.
O yıllarda zaten Türkler yeni gelmeye başlamıştır. Üniversite çevresi arkadaşları haliyle Almandır, eşiyle de böyle tanışır. Buna rağmen ne kadar gayret ederse etsin Almanya’da Alman vatandaşı olarak kabul görmez. Her fırsatta, her ortamda değerinin daha az olduğu, aslı hatırlatılır.
Emekli olunca ebedi misafirliğine son vererek yılın çoğu zamanını Türkiye’de geçirir. Eşi Maria ile birlikte tüm bürokrasi güçlüğüne katlanıp Bodrum’da turistik otel işletmeyi bile göze almıştır. Şimdi İstanbul’da yaşarken arada bir Almanya’ya gelerek özlemlerini gideriyorlar.
Tosun ve Maria Meyer, oğulları Can Merey’e hayatlarını, deneyimlerini yazmak için izin vermişler, bilgi ve anılarıyla yardım etmişler.
Gazetecilerin yazdığı kitaplarda yazarla birlikte seyahat ediyor okur. Bu nedenle akıcı bir şekilde zevkle okunuyor.
Can Merey, 1972 yılında Frankfurt-Main’de Dünya’ya geldi. Annesi Alman babası Türk, babasının işi dolayısıyla Tahran, Kahire ve Singapur gibi şehirlerde çocuk ve okul yıllarını geçiriyor.
Aachen şehrinde sosyal bilimler okuyor. Sonra gazeteciliğe başlıyor. Alman Basın Acentası Güneyasya büro müdürlüğü yapıyor. Gezi protesti başladığı 2013 yılında Afganistan’dan sonra İstanbul’da görevini icra ediyor.
Bu kitapta aile hikâyesi alışılmış konuk işçi hikâyesi değil. Almanya göçmen ülkesi olduğunu asla kabul etmiyor. Amerika gibi göçmen politikası uygulanan ülkelerden fark gösteriyor.
Babası Tosun Merey’in kız kardeşi Amerika’da yaşıyor. Bu nedenle karşılaştırma imkânı var. Son yıllara kadar örnek gösterilen yeni kıtada göçmen politikası eskiden olduğu gibi kalmayacağa benziyor.
Yazar bu kitabında yaptığı tespiti Mesut Özil, başarırsam Almanım, başaramazsam göçmenim, diyerek özetledi.
Can, Almanya’da şu anda en çok sorulan soruya da cevap veriyor. Neden Almanya’da yaşayan Türkler burada Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ve Yeşilleri seçerken, Türkiye seçimlerinde seçim hakları olanların çoğu AKP’yi seçiyor?
Can babasıyla tartışıyor, babası neden o partiyi seçtiğini anlatıyor. Bilhassa 2015 yılına kadar yapılan hizmetleri beğeniyor.
Yurtdışı Türkleri Türkiye hakkında düşünce ve kararlarını orada yaşayan akrabalarını dinleyerek karar veriyor. Tatilden tatile gidip gördükleri izlenimleri kararlarına etki ediyor.
Fakat en önemli etken, Almanya’da kabul görmemek, dışlanmak aşağılanmak. Gençlerde ne kadar gayret etsem de Alman pasaportlu Türk kalacağım, diyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı ise vatandaşlarına aidiyet duygusunu hissettiriyor.
İlk nesil Tosun Merey ile bugün Mesut Özel’in yaşadıkları arasında benzerlik var. Yorumlarda karşıt olanlar uyumdan bahsederken, asimilasyon şartı koyarak eleştiri yapıyorlar. Halbuki üçüncü dördüncü nesil için uyumdan bahsetmek Almanya’nın ayıbıdır. Katılım denmesi ve uygulanması gerekirdi.
Altmış yıllarında konuk işçi olarak gelen Türklerin şefleri, tüm devlet dairelerinde idareci görevi olanlar Hitler rejiminin devamı olan nesildi. Üstün millet olduğu duygusu içlerine işlemiş, mentalitelerinde yer etmişti.
Bu nedenle, Almanya’da milliyetçi kavramı ile Türkiye veya başka ülkelerde aynı anlama gelmediğini kabul edip, ayırımcılığa, hor görülmeye karşı ona göre mücadele etmek gerekir.
Tekrar etmiş olsam da İlker Başbuğ’un şu sözü makalemin özeti gibi aadeta.

Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Maria ve Tosun’un hikâyesi günümüze ışık tutacak, aydınlatacak nitelikte.

İyi okumalar, hoşça kalın!