Selma Erdal

Tüm Yazıları


Düşünmek

  • 17 Ekim 2020 Cumartesi



Ülkemizin büyük kentlerinden İstanbul'da, Ankara'da ve Bursa'da Covid 19 yayılımı, bir kez daha artış gösterirken... Küresel salgın nedeniyle, küresel düzeyde "açlık" korkusu da hızla artış gösterirken... Pek çok ülke bu salgın nedeniyle sınırlarını kapatırken, yine de insanlar ülkelerini bırakıp, başka ülkelere gitmek istiyorlar. Acaba neden?...
Bu bağlamda şöyle bir soru da sorabiliriz kendimize:
- İnsan tacirlerinin acımasızlığında sandallara doluşturulup, açık denizlerde ölüme terk edilen insanlar acaba neden göçüyorlar?...
Acaba...
Dünya genelinde yaşanan İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ sorunu nedeniyle ülkelerinden, başka ülkelere kaçan, göçen ve İKLİM GÖÇMENLERİ olarak da tanımlanan bu insanların; bazen ve de çoğunlukla ölümle sonuçlanan bu göç yolculuklarının birinci nedeni yeterince beslenememe ya da hiç besine ulaşamama sorunsalı olabilir mi?...

Ve sorular düşerken usumuza, aynı anda Henry Kissinger’in o acımasız sözleri beynimizde yankılanırken…
Ne demişdi Yahudi kökenli o muhteşem Amerikalı bir zamanlar söyleşi yaptığı İtalyan gazeteci Orianna Fallaci’ye?...- Petrolü kontrol edersen; ulusları kontrol edersin. Yiyeceği kontrol edersen; insanları kontrol edersin.

Ve dahası...
Kuşkusuz bu düşünce çevresinde birleşenlerin eliyle gıda pazarına sürülen GDO’lu tarım ürünleriyle de insanları aptal edersin, kanser edersin ve son aşamada yok edersin.
Öte yandan da yükselir çığlıklar, saygın ve namuslu bilim insanlarının ağzından:
- İnsanların en az üçte ikisini öldürmek istiyorlar !…

Bu açmazın, bir başka deyişle gıda sorununun ve son aşamada GDO’lu tarım ürünlerinin; insanlığın karanlık bir geleceğe sürüklenmesi pahasına ne ince hesaplarla ve ne denli ölümcül gerekçelerle üretildiğine ilişkin gerçeklere de "elimizden hiç düşürmediğimiz" F. William Engdahl’ın “ÖLÜM TOHUMLARI Genetik Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı çalışmasından ulaşıyoruz. En önemlisi de bu çalışma aracılığıyla da GDO-MONSANTO-CARGILL karabasanıyla tanışıyoruz.
Ve ÖLÜM TOHUMLARI adlı bu araştırmanın “ülkemizi de ilgilendiren” bir bölümünde şu sözlerle karşılaşıyoruz:
“Şansız 13…
Dünya’daki 13 gelişmekte olan ülke Hindistan, Nijerya, Meksika, Endonezya, Brezilya, TÜRKİYE ve Kolombiya da dahil kaynak zenginliği açısından aslında zengin ülkelerdir. Fakat gelecek 30 sene boyunca da politik olarak en istikrarsız ülkeler olacaktır. NSSM politikasına göre bu ülkelerdeki nüfus hızla azaltılırsa ancak ABD o ülkelerin hammaddelerini rahatlıkla sömürebilirdi.
(NSSM açılımı; Ulusal Güvenlik Memorandum 200 ve ayrıntısı için bkn:
http://www.population-security.org/11-CH3.html )

Doğal olarak Kissinger biliyordu ki bu kaynak zengini ülkelerde nüfusun azaltılması konusunda bir çalışma başlatması durumunda emperyalist ve hatta soykırımcı olarak suçlanacaktı. O da NSSM’in bu amaçlarını saklayabilmek için hilekar bir propaganda kampanyasına başladı:‘ABD emperyalizm suçlamalarını en aza indirmek için nüfus faaliyetlerini desteklemesinin ardında şu kaygıların yattığını sürekli vurgulayacaktır:

a-Çiftçilerin çocuk sayısını belirleme ve bununla ilgili bilgi eğitim ve yöntemlere ulaşma hakları vardır.

b- Hızlı nüfus artışının olduğu fakir ülkelerde fakirliğin nedeni nüfus artışıdır ve fakirliğe katkıda bulunur. Bu nedenle nüfus planlaması faaliyetlerinin asıl amacı fakir ülkelerdeki iktisadi ilerlemedir.
ABD uygun bir yöntemle dünya nüfusunu kontrol etmenin hem gelişen, hem de gelişmekte olan ülkelere ortak fayda sağlayacağı mesajını vermelidir.’
Küresel ölçekte nüfus kontrolünün yeni adı ‘seçim özgürlüğü’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ olmuştu.”

Bu bağlamda şöyle bir soru gelebilir usumuza:
ABD neden Dünya ülkelerinin ya da Dünya’da yaşayanların sayısını kontrol etmek ister?...ENGDAHL’ın bu soruya şöyle açıklık getiriyor:
“Madenlerle ilgili asıl sorun bu madenlerin fiziksel olarak yeterli olup, olmamaları değil. Asıl sorun bu madenlere ulaşmada sosyo-politik engeller, arama ve çıkarma faaliyetleri ile ilgili şartlar ile madenlerden gelecek faydanın üretici, tüketici ve madeni bulunduran ülke hükümetleri arasındaki paylaşımıdır.
ABD’nin hammaddelere ulaşması için gerekirse zorla nüfus kontrol uygulamaları ve diğer ölçüler devreye sokulacaktı.”
Bu sözlerden de anlaşılıyor ki; GDO-MONSANTO-CARGILL de bu amaca yönelik uygulamaların araçları olarak belirlenmiş, görevlendirilmiş.
Sonuç olarak; ABD Dünya düzenini sağlamak amacıyla yalnızca “demokrasi getirmek” amacıyla asker-silah gücüyle ülkelerin sınırlarını aşmakla yetinmiyor, bir de özelde ülkelerin nüfusunu denetleme ve daha geniş kapsamlı olarak son aşamada Dünya nüfusunu azaltma işine giriyordu ve bu amacı için aracı da GIDA, ama genetiğiyle oynanmış gıda oluyordu ve böylece ülkelerin sınırlarını aşmakla kalmayıp, ulusların sofralarına oturuyordu.
Bizler Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını tanımayan alt mahkemeleri tartışırken, kadın cinayetleri nedeniyle toplumsal çürümeye öfke kusarken, talan edilen tarım topraklarımızı, yakılan ormanlarımızı kurtarmak için savaşırken... Dünyanın Efendileri; kendi plot, plan ve projelerini uygulama peşindeler.
Düşünmek, hiç usanmadan düşünmek... Dünyada olan biteni anlamak için düşünmek...
Ne planlar yapılıyor, ne oyunlar oynanıyor, ne tuzaklar kuruluyor?... Bütün bunların ayırdına varabilmek için okumak, anlamak ve düşünmek...Dalga, dalga gelen virüsler üzerine düşünmek... Dayatılan ucube bir düzen, sözde demokrasi ve demokratik kişilikler üzerine düşünmek... Doğal kaynaklarımız bağlamında yitirilen değerlerimiz üzerine düşünmek...
Ama bizler...
En sıradan sorunlarımızı çözmekle uğraşırken öylesine korunmasız, savunmasız, umutsuz ve güçsüz bırakılmışız ki geleceğimizi, varlığımızı yok etmeye yönelik namluları üzerimize çevrilmiş ölüm silahlarını göremiyoruz.