Selma Erdal

Tüm Yazıları


Düşünceler

  • 16 Mayıs 2019 Perşembe



Yüksekdağ'a ve Dönmez'e beraat... Acaba HDP'li oylar İmamoğlu'ndan edilebilir mi bertaraf?...Halep Suriye'de, arşın Osmanlı'da, İstanbul seçimi 23 Haziran'da...Neyse ki biz baharı yaşıyoruz Didim dolaylarında...Umalım ki baharımız kışa, coşkumuz hüzüne dönmesin...Kentdaşlarımızın aydınlıktan yana atan yürekleri hiç kararmasın...Ama Didim'in bereketli tarım toprakları,sebze-meyve bahçeleri,zeytin bağları; yap-satçıların eline de geçmesin...Toprak sahipleri; topraklarını paraya değişmesin...Didim; Bodrum gibi, Kuşadası gibi yapılaşmayla çirkinleşmesin...Doğal güzelliklerini, solunabilir havasının niteliğini,denizlerinin temizliğini koruyabilsin...Öylesine ki bir sihirli değnek Didim'e dokunsun, Didim böylece olduğu gibi kalsın...Yapılar kenti teslim almasın...kent topraklarına yönelik talan dursun ve Poyraz yeli de kendisine esecek alan bulsun...Yoksa tersine durumlarda;kirli hava Didim'in üzerine karabasan gibi çöker.Didim'in "sağlıklı, yaşanabilir bir kent" olma özelliği yitip gider.Paraya tapmak; kente de, kentliye de yapılacak en büyük haksızlıkdır.Üstelik aşırı yapılaşma sonucu; satılık evler de çoktur, ama alan yoktur.Çünkü ülkenin genel durumu nedeniyle; halkta para yoktur. Umut Almancı'ya, umut bir de yabancıya bağlanmıştır ama onlar da alıcı değil, satıcıdır. Yabancı malını satıp, kaçma telaşındadır. Üstelik ilk gelenlerin çoğunluğu yaşlanmış,yaşlılık nedeniyle ülkesine dönmek istemektedir. Genç olanlara da ülkemizin genel durumu, dışarıdaki imgesi/imajı çekici gelmemektedir.Sonuç olarak; Türk halkına satamazsak da, yabancıya satarız diye yapılaşma hevesiyle, toprakları kirletmeye hiç gerek yoktur. Yapılaşma açgözlülüğü, hırsı nedeniyle; toprağa beton-çimento gömmek yerine...Tohum ekmeli ki, halk sürekli karnını doyurabilmeli,ekmek yiyebilmeli... Yoksa bu gidişin sonu; açlık, yokluk, yoksulluktur.Eline kazmayı, küreği kapan sürekli konut yapacağına; orakla, tırpanı kapıp, çoraklaştırdığı topraklara tohum atmalı...Geleceğe yeniden güvenle bakmalı bu ülke, bu ulus...Ama biliyoruz; her şey boşuna...Ülkede yıllardır kopuyor fırtına...Çünkü kolayından para kazanmak, hem de hemen kazanmak 80'li yıllardan, köşe dönmecilik ilkesiyle ülke yöneten Özal'dan alışkanlık kaldı bu ülkeye...Değerlerini yitirmiş bir nesli nasıl döndürebiliriz ki geçmişe?... Geçmiş dediğimiz; elbette ki emekle, alın teriyle üretimin yapıldığı günler... Ama nasıl geri gelecekler?... Acaba nasıl yeniden toprağı ekip, biçmeyi sevdirebiliriz yetişen yeni nesillere?...Her an eller telefonda,örümceğin ağına takılmış böcekler gibi beyinler internet tarafından tutsak alınmış...Çalışmak edinimi; sözlüklerinden silinmiş...Küresel kültürün elinde birer oyuncak olmuş kimlikler...Yalnızca kolay para nasıl kazanılır diye düşünmeye yönlenmiş beyinler...Onlara sorarsan; Vatan-Millet-Sakarya...Geçiniz efendim bunları; hepsi birer fasarya...Deseniz ki;devlet,ülke,yurt,vatan...Yanıtları değişmez;N'amert olayım toprağın üzerinde, olmaktansa Mert toprağın altında yatan...Ve ne edep, ne de erkan...Ne saygı ve ne de kaygı;Ata'ya, Bayrak'a,Ulusal'a... İşin gerçeği bizler inceden, inceye düşünecek olursak, bahtımızda var sürekli vesvese, tasa...Oysa onlar için tasa;yalnızca dolsun kasa...Yeter ki para gelsin; her ne yoldan olursa...Of ki of...Düşündükçe inceden, inceye; baharımız, dönüyor hazana... 19 Mayıs 1919'dan, 19 Mayıs 2019'a kadar; bunca sorunla birlikte yine de ulaşıldı 100. yıla... Acaba 2023 yılına ulaşıldığında da elde neler kalacak ya da ülke kalkacak mı şaha?...Yoksa iklim dönecek mi hepten kara kışa?...Umutlarla, kaygılar arasında; durmaksızın saat rakkası gibi, gidip geliyor düşünceler aklımızda...Ne olurdu biz de aldırmazlardan olsaydık da sefa sürseydik yaşamımızın altın yıllarında...