Selma Erdal

Tüm Yazıları


Dünden Bugüne

  • 10 Aralık 2018 Pazartesi


Ülkemizde “milli ve yerli olmak” üzerine bir hedef belirlendi…
Kuşkusuz geleceğimize yönelik, üstelik de “yerli malı, yurdun malı…her Türk onu kullanmalı” koşullandırmasıyla yetişmiş bir nesil olarak…Yerli ve milli olmak üzerine düşünceleri ve girişimleri içtenlikle destekleriz…Yeter ki ülkemizde üretilen mal ve hizmetler sunulsun halkımıza, ulusumuza, milletimize…
Ve biliyoruz ki son yıllarda öykünülen, özlem ve özenç duyulan Osmanlı’da bile bu tür girişimler olmuş. Osmanlı’nın son yüzyılında ortaya çıkan belli başlı akımlar da “milli iktisat” anlayışını savunmuş.
Üstelik bu akımların oluşturduğu altyapı; Cumhuriyet yönetiminin, İlkeleri’nin ve Devrimleri’nin yerleşmesinde etkili ve kolaylaştırıcı olmuşdur. Bilindiği gibi bu akımlar TÜRKÇÜ, GARPÇI(Batıcı) ve İSLAMCI akımlar olmak üzere Osmanlı’nın son yüzyılının düşünce dünyasına damgasını vurmuşdur.
Bu akımların ortak paydası da “milli iktisat” anlayışıdır. Üstelik onlar için “milli iktisat” demek, bağımsız bir iktisat işleyişi demekdir. Kırım savaşından beri; Avrupa maliyecileri Türkiye’yi soymaktadır.İmtiyazlı (ayrıcalıklı) yabancı şirketlerin elinden Türkler’i kurtarmak gereklidir.
Varolan kumaş fabrikaları genişletilmelidir, yenileri açılmalıdır, herkes bu fabrikalarda üretilen malları kullanmağa teşvik edilmelidir, yerli malların pazara sürümü çoğaltılmalıdır.Ve Osmanlılar yabancılardan hiçbir şey beklemeden; yollarını, köprülerini, limanlarını kendileri yapmalıdır.

Osmanlı’yı geride bırakıp; Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından günümüze doğru baktığımızda…1920’lerde siyasal, toplumsal, kültürel yönden Batılılaşma dönemi olarak tanımlanır ve ekonomide liberalleşme denemeleri sözkonusudur.
1930’larda Atatürk’ün düşündüğü anlamda siyasal, toplumsal ve kültürel Batılılaşma tamamlanmışdır. Ekonomide devletçilik siyasaları benimsenmişdir.
1940’larda her alanda ve özellikle de ekonomide devletçilik görüşü katı bir biçimde uygulanmışdır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye kendi içine kapanmışdır.1950’lerde siyasal ve toplumsal liberalizm döneminde “karma ekonomi siyasaları” benimsenmişdir.Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla hem siaysal, hem toplumsal alanda bir serbestliğin başladığı görülmektedir ki özellikle özel teşebbüsler önem kazanmışdır bu dönemde…1960’larda çoğulcu demokrasi ve planlı karma ekonomi siyasaları izlenmişdir.
1970’lerde toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda istikratsızlık sözkonusudur.1980’lerin ikinci yarısında siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlarda yeniden liberalleşme dönemi yaşanmışdır.1990’larda Körfez krizi sonucunda ekonomik anlamda sarsıntılı, dalgalı, bulanık bir dönem ve enflasyonist yıllar olmasına karşın tüketim mikrobu ulusumuza bulaşmışdır.
2000’lerde küreselleşmenin olumsuzlukları ülkemizin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısını derinden etkilemişdir.
2010’larda Dünya genelinde yaşanan olumsuzluklar ki Okyanus ötesinde Amerika hapşırsa, biz burada nezle oluruz algısı eşliğinde dışa bağımlı ekonomik siyasalar sonucunda…Özellikle de Dolar bazlı ayak oyunlarında büyük sarsıntılar yaşanmışdır. Ki bu bağlamda üretilen “milli ve yerli olmak” düşüncesi acaba yaralarımıza çare midir?...

10 Aralık 2018 günü açıklanan yüzde 1.6 oranındaki büyüme uzmanların değerlendirmelerine göre çok da olumsuz bir durum değilmiş…Çünkü ithalatımız (dış alımımız) azalırken, ihracatımız(dış satımımız) birazcık da olsa artış göstermiş.
Öfkeyle, kızgınlıkla ya da siyasal görüş ayrılıklarımız ve aykırılıklarımızla “aynı gemide olduğumuzu söyleyen” egemenlere karşı, “aynı gemide değiliz” desek de…Kuşkusuz ülke hepimizin, yanlış gidenişler varsa; bundan hepimiz etkileniriz, ama iyiye giden işler varsa da bundan hepimiz yarar sağlarız. Hani şu tasada ve kıvançda ortak olmak duygusu…Ne de olsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu… Yalnızca ülkeyi yönetenlerin üzerinde değil; bu ülkenin yurtdaşı kimliğini taşıyan her kim varsa onların üzerinde olduğuna göre…Umalım ki zor günleri aşalım; yeniden ülkemizde üretilenlerle, yabanın malına özenmeden, öykünmeden ve medet ummadan yaşayalım…Kendi yağımızla kavrulalım…Yerli malı, yurdun malı;her Türk onu kullanmalı düşüncesiyle fabrikalarımızın kapılarındaki kilitleri kıralım…Fabrikalarımız, işliklerimizde “yerli ve milli işçilerimizle” üretelim,yerli mallarımızı üretelim…