Selma Erdal

Tüm Yazıları


Dünden Bugüne

  • 18 Eylül 2018 Salı


Dünden, bugüne; yaşadığımız sorunlar, endişeler, korkular pek değişmedi. Değişmediği gibi, işler de hiç düzelmedi. Her günümüz, dünümüzden beter...Ne kadar desek de yeter;yetmiyor, bitmiyor, korkular, kaygılar,kara bulutlar başımızın üzerinden çekip gitmiyor.
*Örneğin; Deprem korkusu...İlk önce Japonya sallandı...Ardından da zincirleme trafik kazası gibi sıra, sıra Asyalı ülkeler deprem korkusu yaşadı Eylül ayının ilk haftasında...Bu arada Kuşadası, Bodrum açıklarından da bize birkaç kez selam yolladı, sakın beni unutmayın diyerek Didim'i de salladı.
17 Temmuz 1999'da ülkemiz öldürücü darbeyle sallandığından beri yaşıyoruz deprem korkusunu... Üstelik o günlerde acıyla yükselen bir soru tümcesiydi "sesimi duyan var mı?" sözleri ve onca yıldan beri hepimizin kulaklarında bugün bile...Yine de yapılaşma, üstelik de çok katlı yapılaşma hızını kesmiyor. Yap-satçılar; "bu yapılar depreme dayanıklı" diye kendilerini mi avutuyor, halkı mı aldatıyor hiç belli değil. Oysa televizyon yansılarında Japonya'nın yerle bir olan yapılarının, köprülerinin, yollarının görüntüleri; henüz teknolojinin, Doğa'yı yenemediğin kanıtı olarak gözlerimize sunuluyor.

*Örneğin; savaş korkusu...Ortadaoğu'da yaşanan savaşlar sonucu parçalanmanın, ülkemize de yansıyacağı endişesi,kaygısı, korkusu...SADDAM...KADDAFİ...MURSİ...ESAD... NEDİR BUNCA ENTRİKA, BUNCA FESAD ?...GİDİN BAŞKA YERDE OYNAYIN; BÖLGEMİZDE İSTEMİYORUZ CİHAD !...Desek de...Ne kadar öfkelensek de, efkarlansak da...Ne yazık ki Ortadoğu'da son 30 yıldır, silahlar susmadı, akan kan durmadı...Duracak gibi de değil...Amerika ile Rusya'nın çelik çomak oyununda; kafaya taş ve sopa değmesin diye eğil, eğil de nereye kadar?...Yetsin, bitsin bu savaşlar!...

*Örneğin;Dünyamız'a ilişkin felaket korkusu..Dünyamız; gezenimiz, evimiz, yaşam alanımız, Cennetimiz, Cehennemimiz, şu evrendeki tek adresimiz...Onun için bitmeyen, tükenmeyen kaygılarımız...Dünyamız yalnızca uzayda gezen, boşlukta yüzen bir küre değil… Dünyamız; yeraltı ve yerüstü tüm canlılarıyla bir yaşam alanıdır… En önemlisi de; Dünyamız biz insanlarla bir bütün... Düşüncesizce dolarsa her yer beton... Hangi toprakta buğday yeşerecek ?… Hangi kaynakta su birikecek ?… Bu gidişle gölgesinde serinlenecek bir çınar... Dalından meyvesi koparılacak bir nar ağacı kalmayacak… “Benden sonrası tufan” diyenlerin bencilliği karşısında suskunluk sürdükçe; İnsanlık için başka bir NUHUN GEMİSİ kalkmayacak…Diyoruz, diyoruz...Kendimiz söyleyip, kendimiz dinliyoruz...Nasıl ki ülkemiz özelinde çevres sorunlarını ve bu sorunların neden olacağı felaketleri düşünen yok, Dünyamız genelinde de herkes Dünya yansa, hasırı yanmaz duygu durumunda aldırmaz, vurdumduymaz. Durum böyle oldukça da yaşanan felaketler hiç bitme, bizde de korkular hiç bitmez...
*Örneğin; konuşma korkusu...Kamyonların arkasında sıkça görürdük şu sözleri:AĞZI OLAN KONUŞUYORVe bizler de ülkemizde, dünyamızda yaşanan olumlu, olumsuz “olay, olgu, oluşum” her ne varsa; onlara ilişkin sürekli konuşuyorduk gerçek ortamda…Ve elbette ki sanal yaşamımızı sürdürdüğümüz; Amerika’daki DEEP BLUE belleğinin sunduğu şu sanal kamusal dünyamızda da sürekli konuşuyduk, yazıyorduk ve her konuda “bilir-bilmez” öylesine ahkamlar kesiyorduk ki sanki tüm sorunlar çözülecek sözlerimizin ardından…Ve sanıyorduk ki...Bizler öylesine etkili, güçlü birer kanaat önderiyiz ki düşüncelerimizin ya da düşüncesizliklerimizin izdüşümü o muhteşem sözlerimizle; biçimlendireceğiz varolan ve de yakındığımız şu düzeni istediğimiz yönde…Sanal dünyamızda, sanal yaşıyorduk ve öyle sanıyorduk işte…Ve elbette ki bütün bunlarla avutuyorduk kendimizi egemenler izin verdiği sürece, özgürlük alanımız da sansür hazretlerinin çektiği duvarlarla sınırlandıkça…Oysa artık düzen değişdi, geçmiş günlerde kaldı o özgürlük ortamı ve dünlerde kaldı KONUŞAN TÜRKİYE...İşte o dünlerde kalan günlerde halk; konuşmakdan, yazmakdan, eleştirmekden bu kadar korkmazdı. Konuşan Türkiye'nin yerini; kokuşan pek çok olay, olgu ve oluşum karşısında konuşamayan, konuşmakdan korkan bir Türkiye aldı.Üstelik de konuşma korkusu; bütün diğer korkulardan çok daha birincil, çok daha sancılı, çok daha sarsıcı biçimde tüm benliğimizi sardı.Tüm korkularımıza güçlü bir "yeter" diye haykırmak istenciyle...Korkularından sıyrılmış bir Türkiye'de yaşama umut ve dileğiyle...Uyanmak istiyoruz yeni bir güne...