Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Dolara maşallah nazar değmez inşallah

  • 15 Ağustos 2018 Çarşamba


Şimdi merak ediyorum tabi ki, bu benim doğal hakkım. Ekonomistler yazılarında kaleme almışlar. Amerika Birleşik Devletlerinin, Çin için aldığı kararlar sonucunda, dünyadaki tüm ekonomilerin buna bağlı olarak sarsıldığını, bu sarsıntının doların hareketlenmesiyle ortaya çıktığını bildiriyorlar. Peki bize ne bundan demeye hakkımız var mı? Elbette var. Fakat bunları diyebilmemiz için ilk defa kafamızı kuma gömmeden, dünyada ne olup bittiğini öğrenmemiz gerekiyor. Bunun için de yapılması gereken tek şey, akşama kadar esneyerek, kahve köşelerinde hükümetler kurup hükümetler yıkacak derecede sohbetlere girip işkembeden kübra atmaktan vaz geçerek, okumaya başlamanız gerekiyor. Bundan da eminim ki, bir şeyler anlamamış kişiler çıkacaktır. Onlara anlatmak deveye hendek anlatmaktan daha zordur.

Hadi deveye hendeği atlattık diyelim. Peki ya doların bu gidişini bu ülke insanı nasıl atlatacak? Deve atlar da, doların atlaması biraz zor gibi görünüyor. Unutulmadıysa şayet, geçen senelerde doların bu ülkeye verdiği zararlar siyasilerce halka anlatılmasının ardından, bir çok babayiğit geçinen kişiler, elinde bulunan üç beş kuruş dolarını sattı ve makbuzlarının fotokopisi ile de havasını attı. Ne hava atmak ama, böyle havayı Trump bile başkanlığı kazandığında atmamıştı. Adam sanki dolar milyarderi gibi havalara girdi. Elinde avucunda ne varsa, o da topu topu en fazla beş yüz dolar veya bin dolarını bozdurarak, çevresindeki siyasilere yaranma ve ardından da nemalanma için yaptığı yatırım gibi gördü. Sattı anasını satayım dolarını. Başka birileri çıktı, yine birilerine yaranma adına, benim lokantama dolar bozdurma makbuzu getirene yemek bedava dedi. Haydi buyur buradan yak. Adam kendisini ABD Merkez bankasının şefi gibi görerek, bir de üstüne üstlük millete laf sokmaya başladı. Bozdur ve yanıma gel.
Neyse bozduran bozdurana. Bizim işimiz değil elbette. Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. Bizim de ondan yoruldu. Şimdi bu dolarını bozduranların bir kısmı, kafasını yerden yere vuruyormuş. Tüh ulan, keşke elimdeki şu üç kuruş dolarımı satmasaydım da belki şimdi biraz param olurdu diye.
Beyler, ülkemiz öyle herkesin alkışlayacağı çapta sanayi ülkesi değil. Avrupa gibi bu konuda gelişemedik. Her ne kadar siyasetçilerimiz ülkemiz büyüyor dese de, bu büyüme ile endeks teşkil eden üretim ve tüketim dengesi, ithalat ve ihracat dengesi karşılaştırıldığında anlar mısınız bilemem ama, aradaki fark bizim zararımız olarak ortaya çıkıyor. Basit bir anlatım bu. Daha ustaca olanını ekonomistlere sorarsınız. Memleketimizde en ağır işimiz tekstildeki başarımızdı. Bu başarı tekstil olayını bitirdiğimizde elimizden uçup gitti. Peşine tarım yok oldu. Şu anda elimizde ürettiğimiz ile ancak kendi ihtiyacını karşılayan bir çiftçi var. Hayvancılık can çekişiyor derken, seksen bin kişiye umut olan ve parasını kaptıranlar dışında inek yetiştiren çiftliğin kalmayışı sonucunda, memlekette bu sektörden de hayır kalmadığını görüyoruz. Etin fiyatlarının cazibesi buradan geliyor. Bir tek kala kala turizm kaldı. Bu gün bizi desteklediğini itiraf eden Rusya sanırım halkını yollayacak ve oradan gelir elde edeceğiz gibi görünüyor. ABD ve AB ise, ekonomik kıskaç yaratıcılığını arttırarak belki de bu sektöre, halkını göndermeyerek olayı farklı boyuta taşıyacaklar. Umarım böyle olmaz. Kısacası, biz her ne kadar da, dolar istemiyoruz desek bile, o bizim peşimizi bırakmayacak. Zaten mümkün değil. Rusya ile yapılan silah anlaşmaları sonucunda gelen S-400’lerden sonra, kıskanan müttefikimiz ABD sıraya girerek, bende Perriot yollayacağım demesinin ardında doların yeşil sıcaklığının yattığından kimsenin umudu sönmesin. Peki peşine AB’li dost görünenler ne diyecek diye merak etmeyin. Onların da elbette bir göndereceği bulunur. Yani bunların hepsini kalkıp Tanzanya Şilini ile ödemeyeceğiz. Ödenecek para dolardır. Bu gün dört lira, yarın ne olur Allah bilir. Hayırlısı bakalım.