Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Doğa katledilirken neredeydiniz?

  • 05 Haziran 2018 Salı


Bu ülkenin her yanını gören ve gezen biri olarak, her köşesinin ayrı bir güzelliğe sahip olduğunu söylemek istiyorum . Karadeniz’in mavi sularının, bir anda yeşile döndüğü o cennet bölgenin verdiği huzuru anlatmak mümkün mü? Doğu Karadeniz’deki çay bahçelerini ve hemen bahçelerin altında akan masmavi sularını düşünmek beni rahatlatıyor. Gidemesem de hayali bile güzel duyguları katıyor insana. Çocukluğumda, kopardığım fındık dallarına bağladığım misine ve tekli olta ile büyüklerimin yanında alabalık avlamaya gittiğim günler geliyor aklıma.

Orta Karadeniz ve Batı Karadeniz’de akan, bir çok bestekarın sözlerine konu olan o dereler ve çaylar eskisi gibi akmıyor artık. Hepsi benim yüreğim gibi mahzun. Akdeniz aynı dertlerden üzüntüde. Yükseklerden doğarak Akdeniz’e dökülen çaylar eski deltasından uzak, oraları özler olmuş. Yakında hiçbir eser kalmayacak haldeler. İsyan ederek, haklarını arayanların isyanları hiç boşa olduğunu kimse söylemesin. Bunca güzeli barındıran, içinde yaşayan bitki örtüsüyle iç içe yaşam sürdüren börtü böcek, yuvasını terk ederek yok olma tehdidiyle karşı karşıya.
Doğayı el birliği ile yok edenlerden biriyiz. Evet hep beraber seyrediyoruz. Aslında böyle giderse çok kısa zaman sonra yaşanacak olanlardan, geride bıraktığımız torunlarımız tarafından suçlu ilan edileceğiz. Bu güzelim ülkenin sadece bahsettiğim Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri değil elbette sıkıntı yaşayan. Tüm bölgelerin suları adeta tehdit altında. Gerekçe ne diye sorulursa, aleni ortada. Enerji için gerekli denilerek, yok edilme pahasına uygun olmayan koşullarda müdahale edilen sularımıza inşası uygun görülen bilirkişi raporları sonucunda, yok edilmek için kalemi kırılmış dereler.
Hes diye adlandırılan santraller için yapılan bunca mücadelede, hukukun verdiği kararlar hiçe alınarak hala devam etmesi, her ne kadar doğaya yapılan saygısızlığın yanında, insanlığa yapılan saygısızlık olarak nitelemek daha doğrudur düşüncesindeyim. Ben inanıyorum ki, bu ülkenin vatandaşı, yediden yetmiş yediye herkesin, enerjiye karşı tavır sergilediğini hiç sanmıyorum. Elbette enerji için çalışmalar olması gereken en önemli konudur. Biz çevremizdeki ülkelere karşı güçlü görünmemiz için ilk başta enerjimizi kendimizin üretmesi gerektiğine inananlardanım. Bu nasıl olmalıydı. Talanı olmadan, birilerine peşkeş çekilmeden, doğa yok edilmeden, memleketin değerleri çarçur edilmeden yapılmalıydı. Buna kimsenin itirazı var mı diye sorarsanız, tüm ülke insanlarının cevabı hayır olacaktır. Kimsenin itirazı olmaz. Başta haklı olarak kendisi o olanaktan faydalanacaktır. Biz ne yapıyoruz diye sorarsanız anlatmak isterim. Sizler bizleri yönetenler olarak, bu dayatmacı çalışmalarla bizleri saygısızca eziyorsunuz. Yabancı kaynaklara göz atıldığında, enerjiyi onlar da üreterek, başta halkına, ondan sonra dışarıya satarak ülkesine gelir elde ediyor. Biz hem doğayı mahvederek, hem de halkının enerji ihtiyacını ona zulmederek sağlıyoruz. Asıl zulüm edilen halk değil, doğanın ta kendisidir. Orada yaşayan hayvancıklar ve bitki örtüsüdür.
Şimdi sormak isterim. Bu konular bugün yaşanmıyor. Memleketimin büyük bölümünde yaşanan doğa katliamları sonucunda yöre halkının verdiği mücadeleye hepimiz şahit olduk. Bu mücadeleden ya işin başında olanlar kazandı, ya da şirketler. Halk kazandı mı sorusunda ben çekimserim. Halkın kazanması demek hukukun üstünlüğüyle gerçekleşen kısmıdır. Ben hukukun üstünlüğüne inanan biriyim. En son olarak alınan kararlarla Çayeli’nde yapılan HES için alınan iptal kararının hiçe sayılarak halen devam etmesi bu duygularımı eriten ve benim aynaya bakınca ileride torunlarıma söyleyecek sözün bittiği yer olarak kızarmaktayım. Bunun bir örneği Gölcük de yaşanmak üzereyken geri adım atılarak iptal edildi. Belediye meclis sayısının çoğunluğunun iktidar partisi elinde olan bir karar ile çoğunluk iptal için olumlu cevap verdi. Bu başarıyı acaba nasıl diye ben hala düşünmekteyim.