Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Dingildemek Üstüne…

  • 04 Nisan 2018 Çarşamba


Dingildemek ne demek biliyor musunuz?
Bu sözcük örneğin, “koltuk düşkünü” bir “zevat-ı muhterem” için söyleniyorsa, pirinç ayıklamak anlamına gelir.
“Ayıkla şimdi pirincin taşını” özdeyişi işte bu ve benzeri “durum vaziyetleri”ni açıklamak için kullanılagelmiştir.
Koltuk düşkünü zevat bu tarifi iyi bilir; çünkü yaşamının ekseni bu tarif yönünde şekillenmektedir.
Onların tüm umudu, bizim kelimelerin kalabalığında tökezleyip, süngülerini düşüremememiz yönündedir.
O sözcükleri bulup, halka ulaştırabilirsek, ipliklerinin pazara çıkacağı korkusu ile dingilder/ dururlar…
Ama o kelimeleri bulacağız… Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Ortak dilimizi yakalayıp, mutabakat köprümüzü kuracağız.
İçimizdeki “yoğun” anlatma hastalığını tedavi ettirip, basitliğin erdemini yakalayacağız.
Daha yoğun anlatma isteğini niçin bir hastalık olarak tanımladık?
- Vicdan azabından…
- Sorumluluk hissi ağır bastığından.
- Daha geniş kitlelere ulaşabilmek uğruna yanıp yanıp, tutuşmaktan.
- Bir şey başarılacaksa bunun ancak, [mutlaka ve kesin olarak,] herkesin birleşmesi ile, ortak paydanın payında toplanmasıyla gerçekleşeceğine olan inancımızdan…
Oysa her şey o kadar basit değildir, biliyoruz.
Bizim ifade etmeye çalıştığımız ölçüde kolay değildir; onu da biliyoruz.
Yaşam da öyledir.
Toplumsal değerlerimizin hayatın pratiğine sızdığında bize yansıttığı pratik de öyle, bütün bunlar bilinen gerçekler, ama… şimdilik geçiyoruz. Çünkü, durum vahim, çare acil! 2019 şuracıkta… Her Allahın günü biraz daha yaklaşıyor.
Aydın insan yoğun ilişkiler çemberi içinde yüzmesini bilen kişidir.
Ama çoğu insanın yaşamı da, yoğun düşünceler altında ezilmektedir.
Yoğunluk bir yüksekliktir, evet…
Ama o yoğunluğu [gerçekten] paylaşmak istemenin yegâne yolu; dili, yalın ve basit bir içerik içinde yakalayabilmekle mümkündür.
Bu bir yetenek meselesi midir?
Hayır, değildir. Asla!
Çünkü gerçeği, “dingildemeden” ortaya koyma cesareti dildeki yalınlığı beraberinde getirir.
Zor olan basit olmaktır.
Ve gerçek yoğunluk, yalınlığın içeriğinde saklıdır.
Tıpkı matematikteki sadeleştirme yöntemini kullanabilme yeteneği gibi…
Gerçeği sadeleştirebilen bir beyin; onu kavramış, sarmalamış ve ona sahip olmuş demektir.
Ama gerçeğin, [hatta] bir tek zerresine bile sahip olmak [aynı zamanda] büyük bir sorumluluğu üstlenmekle eş anlamlıdır.
Demek ki, “dingildemek” deyimi, koltuk sahibi beyzadeleri betimlemek için kullanılmamışsa, insanın başına türlü çoraplar örebilecek kapasitedeki bir etkinliği ya da bu türden etkinliklere sahip çıkan bir kişinin yapıp/ettiklerini ifade eder…
Yani yetkinliği tanımlar ve ifade eder.
Ortak dilin köprülerini kurup, müşterek paydamızı oluşturduğumuz zaman üzerinde yürüyeceğimiz ip, işte bu yetkinliğin doğrultusundaki yaşam pratiğidir…
Bilmem yeterince dingildeyebildik mi?..

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com