Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Devamı Gelecek Sayıda …

  • 11 Ekim 2018 Perşembe


Milletvekili, [kitaplarda yazdığına göre] milletin vekilidir.
Aynı kitaplar milletvekilini halkın seçtiğini söylüyor.
Ama acaba, gerçek böyle mi?
Evet böyle, diyorsanız maalesef bilemediniz…
Çünkü, milletin vekilini mensubu olduğu siyasi partinin lideri seçer; gerçek böyledir.
Seçimin kıstası nedir; kriteri ne yöndedir?
Kendisine tabi olma, biat etme, söz dinleme…
Peki… Siyasi partinin liderini kim seçer?
Parti kongrelerine seçilen delegeler diyorsanız, yine bilemediniz; maalesef karavana…
Hep birlikte düşünüyoruz:
Parti liderinin dilediği ilçe ya da il kongrelerini fesih yetkisi var mıdır? Vardır.
Bu kongrelerde seçilen delegeleri dilediği gibi atama yetkisi var mıdır? Vardır.
Peki parti lideri isterse, büyük genel kurulda [kurultayda] kendisini seçecek olan delegeleri belirleyebilir mi?.. Evet, belirleyebilir.
O halde parti içinde demokrasiden söz edilebilir mi?
Yanıt: Yine karavana!

Son soru: kendi partisi içinde demokrasiyi tesis edememiş [ya da etmemiş] olan lider ve onun keyfine göre belirlediği kadrosu ülkede demokrasiyi gerçekten tesis edebilir mi?
Böyle bir yapılanma içinde sürdürüldüğü söylenen demokrasi mücadelesi inandırıcı olabilir mi?
İşte halkın… Parti üyelerinin… Ve bu ülkenin aydınlarının… Çözmeye mecbur oldukları temel sorun budur.
Bu işin öncesi ve sonrası yoktur.

Gelelim, demokratik kitle örgütlerine…
Bu satıra kadar sorunsuz ve sanıyoruz anlayarak geldik ama… Bundan sonrası oldukça zor görünüyor.
Çünkü demokrasinin ya da despotluğun ucu şimdi kendimize dokunmaya başladı/başlayacak/başlıyor…
Devam ediyoruz:
Örneğin bir dernek başkanı hiç yönetim kurulu toplamadan astığım astık/kestiğim kestik biçiminde bir yönetim anlayışını, kendisine yapılan tüm ikaz ve uyarıla rağmen sürdürüyorsa…
Bu antidemokratik ve katılımcılık ilkesine ters tavrını inadına inadına tekrarlıyor ve bu tutumunda ısrar ediyorsa…
İki kare görüntü uğruna içeriği feda edebiliyorsa…
Ve yolun sonunda bir zamanlar koruduğu değerlere kolayca ihanet edebiliyorsa…
Yoldaşlarını, kendisini dost bilen insanları iki çeyrek beklentisi uğruna kolayca satabiliyorsa…
Evet, bütün bunları bir çırpıda yapıp, üstüne erdem kılıfı geçirmeye çalışıyorsa… Gerçek demokrasi denen uygarlık meşalesinden söz edilebilir mi?
Demokrasi mücadelesine –gerçekten- omuz verilebilir mi?
Açık ve net dile getirelim: Hayır, asla verilemez!

Peki o zaman ne yapılacak?
Bizce yeniden “iğneyle kuyu kazmaya” devam edilecek…
Daha çok özveriyle, daha fazla içtenlikle, sabırla, inatla ve erdemi baş tacı ederek çalışmaya yeniden başlanacak…
Didinilecek, ter dökülecek, emek verilecek…
Ben-merkezli öfke ve dirençlere karşı göğüs gerilecek.

Ya sonra ne yapılacak?..
Bu meraklı hikâyenin devamı “az-sonra, yani gelecek sayıda…”


@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com