Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Deniz Bitti...

  • 05 Temmuz 2019 Cuma


Deniz ne zaman biter? Var olanları satıp, gerek duyulan yaşamsal önemdeki maddeleri üretmediğiniz zaman deniz biter! Bir atasözümüz var, der ki; ”Mescit için gerekli olan camiye haramdır”! Peki, kamu için gerekli olan işletme veya kaynaklar hiç satılmaz mı? Burada önemli olan satışın yapılması değil, satıştan sonra nelerin yapılmadığıdır. Satılanın getirisiyle, daha uygun koşullarda üretim yaparak ülkeye daha çok katkı sunan yatırımlar yapılmalıdır. Konu ile ilgili bir örnek irdeleyelim. Giresun SEKA fabrikası 5 milyon liraya satıldı. Fabrikayı satın alan kişi üretimi sürdürmedi. Fabrikanın makinalarını hurdacıya 11 milyon liraya satıldı. Fabrikanın arsaları da 68 milyona satılınca, alıcının karı 74 milyon oldu(!) Görülen o ki, eğer danışıklı bir durum yok ise; işgal altındaki bir ülkenin malaları bile bu şekilde satılmaz! Bu yaklaşım varlıkların el değiştirmesi ile sonuçlandı. Oysa ülkenin her koşulda kâğıt üretimine ihtiyacı var. Avrupa’nın birçok ülkesinden daha fazla öğrencimiz var. Ülke geleceği ve eğitim için kağıt üretimi kaçınılmaz iken:
“Mevcut rejim sahip olduğu sermaye birikimini tüketti, kendisinden paylaşım bekleyen bağımlı kesimler için yerine koyacak yeni bir birikime de sahip değil. Bu yüzden de farklı sınıflarla ve çıkar ortaklığına dayalı olarak kurduğu sermaye rejimi artık bozulmakta. Ekonomik krizle başlayan gelişmeler, seçimler aracılığıyla siyasi krize doğru yöneldi ve öyle görünüyor ki, bu aynen devam edecek. Bugüne kadar din kardeşliğiyle (ideolojik olan yönü de bu zaten) kamufle edilen çıkar çatışmaları, sermaye birikiminin, malların bölüşümü de denebilir, tükenmesiyle iyice su yüzüne çıktı. Başkalarını ekonomik imkânlardan uzak tutma konusunda yapılan suskun mutabakat, denizin tükenmesiyle İslamcıyı, bir başka İslamcıya karşı keskin biçimde ve doğrudan rakip haline getirdi. Şimdi her alanda, koltukta ve her birikim adına, iç mücadele zamanı…”(Yavuz Çobanoğlu)
Akılcı değil, çıkar (dar grup) için yapılan şeyler, sorunların artmasına neden oldu. Sorunları yaratanlardan çözüm beklemek olacak gibi değil. Çözüm, sorunları yaratanlardan kurtulmak ve ülkeye verdikleri zararları, ilgili kişilerin varlıklarından karşılamaklaolanaklı olur.
“Ekonomide dikiş çoktan sökülmeye başladı. Sökülen yer artık yeni dikiş de tutmuyor. Üretim yerine rant ekonomisinin konulmasının ortaya çıkarttığı yıkım hızlanıyor. Yüksek enflasyon, hızla artan işsizlik, gelirimize kıyasla artan ve yüksek borçluluk… Tek adam rejiminin hukuksuzluğunun, keyfiliğinin, ayrıştırıcılığının faturası her geçen gün ağırlaşıyor. Ve bu durum karşısında adım atmakla yükümlü iktidar, bilakis çıkarttığı yangına körükle gitmeye devam ediyor.”(Selin Sayek Böke)
Bu olumsuz gelişmelerden sonra çıkış yollarını aramak gerekir. Çıkışın birinci basamağında, tarımda ve sanayide üretimi başlatmak için tüm önlemleri almak gerekirken;
“Yüzde 99’u rahatlatacak adımlar değil, yüzde 1’i zenginleştirecek politikalar tercih ediliyor. Ülkenin ihtiyaçları değil iktidarın kendi devamlılığı gözetiliyor. Oysa yapılması gereken belli. Kamudaki şatafatın, saltanatın, israfı acilen ortadan kaldırılması, milyarlarca dolarlık kamu özel işbirliği projelerinden vazgeçilmesi, döviz cinsi sözleşmelerin TL’ye çevrilmesi, Hazine garantilerinin bitirilmesi, krizin faturasının milyonlarca çalışanın, emeklinin, öğrencinin omzuna yıkılmasını önleyici adımların atılması gerekli.”(Selin Sayek Böke)
Bu konuda Selin Sayek Böke’ye katılmamak mümkün değil. Ayrıca zaman zaman kendiliğinden ortaya çıkan ve yaşam direncini toparlayan vicdani ortaklık kararlı, sürekli ve kurumsal hale dönüştürülmelidir.