Selma Erdal

Tüm Yazıları


Değişmeyen Yazgımız; Azgelişmişlik...

  • 06 Aralık 2018 Perşembe


Bilindiği gibi Dünya nüfusunun az bir bölümü gelişmiş ülkelerde yaşarken, yarıdan çok dahası azgelişmiş ülkelerde yaşamaktadırlar.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında; bazı ülkeler önemli derecede ilerleme gösterirken, azgelişmiş ülkelerle aralarında var olan uçurum, daha da artmışdır.
Gelişen kitle iletişim araçları da azgelişmişlik kavramının bu ülkeler üzerinde iyice yerleşmesine neden olmuşdur.
Örneğin; 70 yıllarda Türkiye’nin de içinde bulunduğu azgelişmiş ülkelerin, Batı Avrupa ülkelerinin 1970 yılındaki düzeyine gelebilmesi için tam 80 yıl beklemeleri gerektiği hesaplanıyordu. Azgelişmişlerin nüfusunun yarısını oluşturan en yoksul ülkelerin durumu ele alındığındaysa onlar için gereken sürenin 200 yıl olduğu vurgulanıyordu.
O günlerden, bugünlere; G20 toplantılarına katılıyor olsa da Türkiye, henüz azgelişmişliğin çemberini kırabilmiş değildir. Ancak 80’lerden sonra; ÖZAL’la birlikte Batı’ya daha da yaklaşan ülkemize “azgelişmiş” yerine, “gelişmekde olan ülke” payesi biçiliyor kendimizi bir parça avutalım diye…
Ne diyelim?... A Hoca Ali,a Ali Hoca; ülke günden, güne gömülüyor borca…Ama biz gelişmekde olan ülkeyiz; “sıkıntı yok”… Enflasyonu bile şıppadanak düşürebiliriz…Özellikle de sandık günleri yaklaşıyorsa…
Oysa tüm azgelişmiş ya da gelişmekde olan ülkelerle öylesine ortak özelliklerimiz var ki…Bu özelliklerimizden kurtulmadıkça; biz kesinlikle rahat bir gün yüzü göremeyiz…
Başka ülkeler bir yana, şöyle bir bakarsak aynaya; nedir bu özelliklerimiz diye şöyle bir sorgularsak memleketin ahval ve şeraitini?... Bakar, bakmaz hemen anlarız ki pek zor olacakdır almak gelişmişlik, kalkınmışlık beratını…
Çünkü ülkemizde altyapı yetersizliği vardır…Nedir altyapı?...yollar, köprüler,kanallar,barajar, limanlar,havaalanları, santralar…Çünkü bunların yetersizliğinde; ekonomik gelişmenin sağlanamayacağını biliyor Kafdağı’nın ardındaki sağır sultanlar…
Yıllardır bunları yapmak için harcanıyor paralar ama gelişmişler de durup, onlara yetişilsin diye beklemiyorlar ki ışık hızıyla daha da gelişmişlik düzeyine koşuyorlar. Dolayısıyla değişen teknolojik gelişmelere yetişemiyor bizim yatırımlar, altyapılar, çağdışı kalıyorlar.
Ve düşük gelir sorunsalımız…
Azgelişmiş ülkelerin en önemli özelliklerinden biridir düşük gelir düzeyi…Bir tarafda 10.000 doların üzerinde gelir elde edenler, diğer tarafda 90 dolara kadar geliri düşen azgelişmiş ülkeler…ki azgelişmiş ülkelerin geliri genelde 1.000 doların altındadır ülkemiz örneğinde olduğu gibi…
Ve yine azgelişmiş ülkelerde düşük ya da sınırlı tasarruf ve yatırım oranları ve yetersiz sermaye birikimi vardır… Ki gelir düzeyi düşük olan azgelişmiş bir ülkede, dolaysıyla yatırıma giden paylar da yetersizdir, sermaye birikimi de yavaşdır. Çünkü kişi başına gelirin düşük olduğu ekonomilerde, ne yazık ki tüketim eğilimi yüksek, tasarruf eğilimi ise ters oranda düşükdür.Bunun da nedeni düşük gelirlilerde tüketim harcamaları gelirin neredeyse tamamını kapsar, birikim yapmak için geriye bir kuruş bile kalmaz.Daha da anlaşılır sözlerle; para yetmez ki ne biriksin?...
Dolayısıyla altyapı yetersizliğinin yanı sıra, sermaye birikimi de olmayınca; ülkede sanayileşme de gelişemez, yetersiz sanayileşme ya da bizdeki gibi dışa bağımlı montaj sanayinden öteye geçemez ülkenin sanayi yapısı…Dövize endeksli dış alımlar sonucu da hiç kapanmaz ülkenin borç kapısı…
Ve tarım sektöründe çalışanların çokluğu azgelişmiş ülkelerin değişmez yazgısıdır. Gelişmiş ülkelerde teknolojik tarım araçlarının kullanılması sonucu daha az kişi istihdam edilmesine karşın; azgelişmişlerde bir makinenin yaptığı işi en az 10 kişinin yaptığı gerçeğiyle karşılaştırıldığında acı gerçek karşımıza “gizli işziler ordusu” olarak çıkar. Üstelik yine azgelişmiş ülkelerde tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasıyla birlikte tarımsal işgücünün açığa çıkmasıyla da işsizler ordusuna yeni neferler katılır.Ve onlar “marjinal sektör” olarak tanımlanan türedi işlerde ki boyacılık, kapıcılık, işportacılık,bozacılık, simitçilik gibi işlerde her türlü sosyal güvenceden yoksun olarak çalışıyor görünürler.
Bir de bu olumsuz koşulların varlığı yetmezmiş gibi “hızlı nüfus artışı” azgelişmişlerin belini iyicesine büker…Beslenecek her yeni boğaz, yaşama katılan her yeni can; belki verse de bir an için heyecan, onların yaşama katılmasıyla ülkenin “ortalama geliri” daha da düşer…
Ardından yeni bir sorun; “yetersiz beslenme” sorunu, ülkenin kapısını çalar…
Ne yazık ki azgelişmiş ülkelerin ortak özelliğidir “yetersiz beslenme” sorunu…Sağlıklı beslenme için günde 2500 kalori gereklidir. İnsan beyninin gelişiminin yüzde 90’ı doğumdan sonraki ilk 3 yıl içinde gerçekleşir.Dolayısıyla bu dönemdeki beslenme çok önemlidir. Azgelişmişler; elde ne var ki, neyle beslesin bebelerini?... İşte bu nedenden ötürü azgelişmiş ülkelerden az sayıda bilim adamı ve başarılı sporcu çıkmasını yetersiz beslenme sorununa bağlar uzmanlar...
Bunca olumsuzluk yetmezmiş gibi bir de azgelişmişlerde “yetersiz eğitim düzeyi” olunca; nasıl yakalanacak Batılı adamın gelişmişlik düzeyi?...
Sonuç; dışa bağımlılık…
Batılı düşünsün, üretsin, ücretlendirsin…Özendiklerimizi, gereksinim duyduklarımızı ülkemize ve diğer azgelişmişlere satsın…Azgelişmiş ülkeleri kendisinin açık pazarı yapsın…
G20 üyesi olmakla kasılıp dururken; bütün bunlar usuma düşüverdi birden…Ansızın “yüzde 26’dan, yüzde 21’lere” enflasyon mu düşecek?... Benim de usuma “ansızın” bunlar düşüverdi işte…