Selma Erdal

Tüm Yazıları


Daha Ne Diyelim?

  • 12 Ekim 2020 Pazartesi


Herkes yakınıyor yaşananlardan; sanalda, yanalda, genelde, özelde…
İyi de damdan düşmedi ya bu adamlar, yıllardır ülkeye egemen olanlar...
Kuşkusuz ne güvercinler pisledi, ne atlar tepti, ne kurtlar parçaladı, ne arılar soktu bu halkı; oysa bu yaşananlar sürecinde çoğunluk umursamaz, vurdumduymaz, aymaz, aldırmaz ve kaygan zeminde, kendi çıkarları doğrultusunda kaypaktı.

Üstelik bugünlerin geleceği 90’lardan beri belliydi. Anımsayınız o günleri; 90’lardaki Türkiye’nin ahvalini…Bugünler için nasıl da hazırlanmış altyapı…Sonuçta bal gibi yuttuk uyuşukluk hapı…Önce futbol düşkünlüğü devleti yönetenlerin öncülüğünde ve yine devlet televizyonunda başlatılan gazino geceleri ki bunun anlamı erkeklere futbol, kadınlara magazin ki uyuşukluk, deformasyon, bozulma, erozyon, tozuma hapları, kuşkusuz yüksek dozda ve elbette başlangıç TÖ’nün döneminde… Futbol ve magazin alaşımı tele-vole kültürü sarıverince benliğimizi; bundan sonrası bizler için tek yol devrim mi ?... İşte burada yanıldınız !...
Çünkü o günlerden beri; Ne Kemalizm, Ne Marxizm…Tek Yol Magazinizm düşüncesi geçerli bu ülkede...

Kitaplar; onlar da değişti. Pop kültür; müzikten, sinemadan, televizyondan sonra kitap dünyasını da ele geçirdi. Sabun köpüğü televizyon dizilerinin senaryolarından başkalığı olmayan kitaplar okurlara sunulmakta…Barbara Cartland masalları bile oldukça entellektüel içerikli sayılabilir bu yenilerinin yanında...

Kitaplardan söz açmışken; yemek tarifi verir gibi; yaşam tarifi veren kitaplara ne demeli ?... Yaşadığımız şu risk toplumunda, belirsizlikler, rastlantılar, kendi denetimimiz dışında oluşan, ortaya çıkan olaylar nedeniyle bilinmezler arasında yaptığımız yolculukta ne derece yararlı olabilecek bu kitaplar ya da sayfalarında yer alan ahkamlar ?... Bu kitapları yazanlar gerçekten de yaşamı hakkıyla yaşamayı başarmışlar mı, becermişler mi ?... Ansızın karşılarına çıkan olumsuzlukları yenmeyi, tüm zorlukların üstesinden gelmeyi, tüm olumsuz dış etkenlere karşın yine de ayakta durmayı ve bir gün bile bunalmadan sonuna kadar/doğal sonlarına kadar yaşamda kalmayı becerebilmişler mi ?... Özellikle de şu “yaşam koçları”; kendilerine ilişkin, kendi yaşamlarına ilişkin ne öğrendiler, ne deneyimler, ne çıkarsamalar edindiler de başkalarının yaşamlarına ilişkin sağaltıcı reçeteler yazmaya, başkalarına yol göstermeye, önderlik etmeye kalkışıyorlar ?... Ki onlar hani şu çok bilinen atasözündeki gibi; kendi başını bağlayamaz, gelin başı bağlamaya kalkar diyebileceğimiz kişiler bu işlere girişenler…Ve tarotçular, falcılar…Üfürükçüler, sihirciler, büyücüler, şifacılar… Kitapları yetmedi, yaşamlarımıza biçim vermeye soyunmuş, bilgileri, bilinçleri kendinden menkul zavallılar … Şeyhler, şıhlar, ağalar için kaygılanırken; bir de bunlar türedi toplumu çürütenler borsasında…Ve kendi aklını, iradesini, karar alma mekanizmasını dumura uğratıp üste bir de para sayarak, onların peşinden gidenler ki onlar çok daha zavallılar…
Daha ne diyelim?...
Geleceğin kutlu olsun TÜRKİYE… 1950’lerden bugüne tutsak olduğundan beri Okyanus ötesindeki şu kurnaz tilkiye; ülkenin getirildiği durum budur. Gerisi üzerine yazı yazılan bulanık sudur. Ayaklarının seni götürdüğü yer de, dipsiz bir uçurumdur.