Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Cumhuriyet

  • 07 Ağustos 2018 Salı


Cumhuriyet aydın bireylerin istem, katkı ve çabalarıyla varlığını sürdürebilirdi. Aydınlardan ve aydınlıklardan korkan yaşam düşmanları, kendi yaşamlarına karşı örgütlüydüler(!) Bu çağ dışı ve kendine karşı olan örgütlülük cumhuriyetle yaşıttı. Bu sinsi örgütlülük günümüze dek sürdürmüştür varlığını. Günümüzde iklim onlardan yana değişince, sınır tanımayan ve akıl almaz gelişmeler yaşanmıştır.
Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilen kitlelerin karşı konumlanışlarının finansmanı, orta kesimin normal insanlarının sırtına yıkılmıştır. Bizimle birlikte olması gerekirken, bize karşı duranlar özünde kendilerinin karşısında olduklarının farkında değiller. 16 milyon insanımız açlık sınırı altında ve 44 milyon insanımızda yoksulluk sınırları kapsamındadır. Yaklaşık olarak 800 bin kişiye ulusal gelirin %54’ü paylaştırılırken geriye kalan 80 milyon ulusal gelirin %46’sını adaletsizce paylaşmak zorunda bırakılmaktalar(!)
“Ekonomik ve siyasal krizin derinleşmesi demek, sermayenin emek üzerindeki hakimiyetini genişletmesi demektir. Sermayenin hakimiyetini genişletmesini, iktisadi, siyasal, toplumsal, kültürel ve ahlaki düzlemlerde gözlemlemek mümkün. Diğer bir deyişle, bugün, sermaye gündelik hayata doğrudan ve derinlemesine nüfuz ediyor.

Metalaşma ve kamusal varlıkların sermayeleşmesi, iki yıllık OHAL ve ardından gelen süreçte şiddetli bir şekilde devam ediyor: Zorunlu bireysel emeklilik, Varlık Fonu, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, şehir hastaneleri. Tüm bu politikalar ile, bu ülkenin kamusal birikimleri sermayeye devredilmekte, emeğin kamusal kazanım ve hakları gasp edilmektedir. Dolayısıyla, emekçiler için meta-dışı yaşam olanakları tümüyle yok ediliyor.” GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR-BİRGÜN PAZAR eki)
Bilinen ayrımcılıkların en etkili ve acımasız olanı kesinlikle"erk" ayrımcılığıdır. “ Ol” deyince var olan, “yok ol” deyince varlığı yok eden hukuksuz bir güçtür!
Sorun algısı pozitif olan kişinin takdir hakkı pozitif olabilir. Kişisel veya grup çıkarı temelinde hareket edenlerin takdir hakkı kullanımlarının toplum yararına olma olasılığı gözükmemektedir. Aydın bir kişi takdir hakkını kullanmaktan olabildiğince kaçınırken; kişisel sorunlarında bunu özgürlüğün ve bağımsızlığın gereği olarak görür ve ödün vermeden kullanır.
Takdir ile bilimsellik bire bir örtüşmemektedir. En çok takdir hakkı kullananlar; denetimsiz, paylaşımsız ve hazımsız olanlardır. Bu yaklaşım sorun çözen değil, sorun üreten bir konumu işaret etmektedir. Zaten takdire gerek duyuran ortam, demokratiklikten ve bilimsellikten uzak olan bir ortamdır. Çünkü, kurumsallaşan ve hukukun üstünlüğünü temel alan yapılarda takdire gerek kalmaz.
Türkiye’de yurttaşlar gündelik yaşamında güvencesiz, kırılgan, mutsuz ve umutsuz, toplum gelecek hakkından yoksun. Türkiye’de esas çoğunluk bu güvencesiz ve geleceksiz milyonlar. Borç ve kredilere bağlı yaşayan yani geçinemeyen halk. Karşı mahalle ve bizim mahalle söylemlerinden sıyrılıp toplumun geniş kesimlerine ve ortaklaşan sorunlarına hitap edecek bir dil ve adalet talebi ile yerel seçimlere hazırlanmak, deneyimleme yolu ile mücadeleye yeniden başlamak lazım. O nedenle 24 Haziran yeni bir rejimin olduğu gibi yeni bir muhalefetin de başlangıcı. Geri çekilme ve aynı oyunu yeniden kurma muhalafete kaybettirecektir. Ancak, Türkiye’de toplumsal kutuplaşmayı aşacak demokratik ve adil bir ülke idealini etkili bir muhalefet ile inşa etmek mümkün. Yeter ki bunun için etkili bir irade gösterilsin.(SEREN SELVİN KORKMAZ-BİRGÜN PAZAR EKİ Sayı:595)