21 Eylül 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Musa Dinç

Musa Dinç

Web sitesi adresi:

Perşembe, 21 Eylül 2017 10:11

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - VII

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

musa – Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - VII

 

*Doğmuşuz; künyemize doğduğumuz yer ve dinimiz yazılmış.

*Dilimiz, annemizden, soyumuz; dedemiz ve babamızdan, sonra din yetmemiş bu sefer mezheplere dörde bölünmüş; A,B,C,D kategorileri gibi; Hanifi, Şafiî, Malikî, Hambelî; yetmemiş; Alevi, Şiî, Nüsraî;

*Hristiyanlar' da da farklı bir durum yok; Protestan, Katolik, Ortodoks;

*Yahudilere bakıyorsun; onlar dinlerini ırkçı bir tutumla üst seviyelere taşımışlar.

*İnsan oğlu kendi seçimini yapabilse!... Hiç bir durum irademizle olmuyor ki (!)

*Dünya tersinden dönüyor. Din ve iman; hak, hukuk ve adaleti emrediyor; ama bakıyorsun icraatlar da en fazla hak hukuk çiğneyen kesim bunlar, haram yiyen yine bunlar. (Gerçek inanç sahipleri / müminleri ayırıyorum.)

*Kocaman bir dünya, küçücük bir mideye sahip insanlar, on metrekarede yaşam bulabilecek, gözü doymayan egemen insanlara, bu dünya yetmiyor.

*İnsan Hakları Evrensel İlkelerine uymayan, timsah gözyaşı döken tüm Kink kong canavarlarına yazıklar olsun!

* İki onurlu emekçiye yapılan zulüm, içimizi yakıyor! Bu onurlu öğretmen ve akademisyenin tek suçu, dalkavuk olmamaları, iktidardan yana olmamaları, sistemi eleştiren bir sendikaya üye olmaları, yani muhalif olmaları... Bu uğurda işlerinden oldular, özlük hakları ellerinden alındı, bu iki onurlu emekçi kim bilir ne zor şartlarda okudular, gece sabahlara kadar ders çalıştılar ki mesleklerini elde etmek için ve bir Hükümet iş başına gelecek; onların düşüncelerini

beğenmeyecek; gıcık kapacak ve işlerini ellerinden alacak, yetmeyecek hakkını arayan bu onurlu emekçiler demokratik zeminde hakkını arayacak, kamunun dikkatlerini üzerlerinde toplamak için açlık grevine girecek; derken kitleler kayıtsız kalmayacak. Var olan cılız Muhalefet ’in pasifliğiyle, koltuk sahibi egemenler, onları zindana atacak.

* Hem aç, hem özgürlüğünden yoksun, ‘tek suçları / haklarını aramak’ olan bu iki onurlu insan için, tüm Türkiye'nin kayıtsız kalmaması gerekirdi.

*Hz. İbrahim'in oğlu İsmail için gökten koç iner, kurban edilmemesi için; ama bakıyorum ki, bu iki talihsiz eğitimci, göz göre kurban ediliyor.

*Ne zaman dünya, raydan çıkmışsa; 'Peygamberler,' elçi olarak gönderilmiştir. Din öğretileri bize bunu söylüyor.

 

* Gördüğümüz vahşet manzaralarının izahı yoktur. Yeni bir 'Peygamberin,' elçi ‘olarak gönderilmesi gibi ne bir şansımız, ne de bir umudumuz kalmıştır. Yine İslam Dinimize göre; son Peygamber, bizim Peygamberdir.

 

*Tüm canlılar doğar, yaşar ve ölür. Hayvanlar da canlı olduğuna göre onlar da doğar, yaşar ve ölür. İnsanın var olması / yaşamını sürdürebilmesi için bitki ve hayvana / hayvan ürünlerine gereksinimi vardır elbette. Kurban bayramlarında; hayvanların sistematik bir şekilde ve gelişi güzel, merhamet sınırlarını aşan görüntülerle ve henüz olgunlaşmamış hayvan kesimine karşıyım.

*Hayvanlar ihtiyaç oranında kesilir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Bir yerde açlıktan ölen insan olacak, bir yerde de bolluk olacak. İşte bu çarpık tabloya ve sömürü düzenine karşıyım

*Bu inanç veya mezhep, şu ırk veya millettenim; buralıyım, oralıyım, bu takımı veya şu takımı tutuyorum, bu rengi veya şu rengi seviyorum, bu burç veya öteki burç tanım. Bunların hepsinin temelinde damgalanma / stigma yatar.

 

*Hâlbuki insanım, dünyalıyım, bu ülkenin vatandaşıyım, hangi takım iyi oynuyorsa, o kazansın; herkesin zevki ve bakış açısına hoşgörülü olmak lazım.

İşte; 'evrensellik' budur.

 

*Dünya'da bu kadar zalimlik, kalleşlik, kin, hasımlık, iğrençlik, cellatlık, vampirlik, yamyamlık, hırsızlık, sapıklık, kötülük üstüne daha kötü terim bulamıyorum; Tüm bunları düşündüğümde çıkan sonuç: " Tüm dinler iflas etmiştir."

 

*Peygamberlerin elçi olarak gönderildiği dönemlerde bile bu kadar zulüm yaşandığına inanmıyorum.

*Medyada kan donduran görüntüler, insanlık bu mudur (?) sorusunu sormadan edemiyorum.

*Zulme karşı sessiz kalan toplumlar, bir gün mutlaka, o zulmün onların da kapısını çalacağını unutmamalıdırlar.

*Zulümlere karşı olmak, insanlık gereğidir.

Musa DİNÇ / Sağ­lık İle­ti­şim Uz­ma­nı, Yazar

mu­sa-din­c@​hot­ma­il.​com

 

Eği­tim­ci Şair Murat BOZ­KURT

‘ HİÇ ‘ ŞİİR KİTABI ve ‘AĞ­LAR­SAN’ CD’

Sayın Murat BOZ­KURT ‘la Söke’de ta­nış­tık. Şair ve Ya­zar­lar Söke bu­luş­ma­sın­da or­ga­ni­za­tör­lük ya­pa­rak ev sa­hip­li­ği yap­mış­tı. Yazar ve Şair dost­la­rı­nı mi­sa­fir­per­ver­lik ör­ne­ğiy­le ağır­la­yan bu güzel yü­rek­li kar­de­şi­me kanım kay­na­mış­tı, belki de kan çek­miş­ti.

Eği­tim­ci Şair Murat Boz­kurt, Bat­man / Sason do­ğum­lu.

Ha­ya­tın acı­ma­sız çem­be­rin­den geç­miş, büyük mü­ca­de­le­ler ver­miş. Bat­man’da li­se­yi, Aydın’da üni­ver­si­te­yi bi­tir­miş­tir. Siirt, Di­yar­ba­kır, Bat­man ve Tor­ba­lı’da öğ­ret­men­lik hiz­met­le­rin­de bu­lun­muş­tur.

Öğ­ret­men­lik mes­le­ği­ni Sel­çuk Tu­rizm ve Otel­ci­lik Mes­lek Li­se­sin­de sür­dür­mek­te­dir halen.

‘HİÇ ‘ adını ta­şı­yan şiir ki­ta­bı­nın Şa­ir­le­ri Murat Boz­kurt ve Bü­lent Ka­ra­yel / Her ikisi de pır­lan­ta yü­rek­li Ede­bi­yat Öğ­ret­me­ni­dir.

Didim Al­tın­kum Ya­zar­lar Fes­ti­va­lin­de be­ra­ber imza gün­le­ri­miz oldu. Kar­şı­lık­lı kitap im­za­la­yıp; pas­laş­tık, jest yap­tık ve dost­luk anısı ola­rak ki­tap­la­rı­mı­zın ilk say­fa­la­rı­na bir­bi­ri­miz için, yü­rek­le­ri­miz­den ve ka­lem­le­ri­miz­den di­ze­ler da­mıt­tık.

“Bir esin­tiy­di yü­re­ği­miz sev­giy­le kalın üs­ta­dım” ya­zı­yor­du benim için.

Sayın Bü­lent Ka­ra­yel’de ken­di­si­ne ait bö­lü­mü im­za­lar­ken:

“ De­ğer­li Dos­tum, güzel insan Musa DİNÇ, bir ömür boyu düş­le­ri­niz­le sı­nır­sız ve azgın mü­ca­de­le­ler­le yüz­men di­le­ğiy­le, hoşça kalın, sev­giy­le kalın…” diye dost­luk te­mel­li­ni atı­yor­du.

Güzel Ar­ka­daş­lık ör­ne­ği­ni ser­gi­le­yen Murat Boz­kurt ve Bü­lent Ka­ra­yel, aynı za­man­da halk­la­rın kar­deş­li­ği için de birer sim­gey­di. Biri Bat­man­lı, di­ğe­ri Ay­dın­lı. Ül­ke­mi­zin yiğit ev­lat­la­rı siz­le­ri sev­giy­le se­lam­lı­yo­rum.

Bü­lent Ka­ra­yel’in şi­ir­le­rin­de de akıcı, yalın, arı bir dil bul­dum.

Çarşamba, 13 Eylül 2017 07:56

PROF.​DR. YUSUF NERGİZ VE DİDİM SEVGİSİ

Musa DİNÇ / Sağ­lık İle­ti­şim Uz­ma­nı, YAZAR

mu­sa-din­c@​hot­ma­il.​com

 

Cumartesi, 09 Eylül 2017 07:21

YÜREĞİMDEN DA­MI­TI­LAN­LAR -VI

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YÜREĞİMDEN DA­MI­TI­LAN­LAR -VI

*Ha­ber­ler­den yola çı­ka­rak bir kaç yorum: Es­ki­den ida­re­nin hu­kuk­suz­lu­ğu­na karşı me­mur­lar + öğ­ret­men­ler + öğ­ren­ci­ler Da­nış­tay'a baş­vu­rur­lar­dı. Şimdi mağ­dur­lar sta­tü­süy­le CHP 'nin Genel Mer­ke­zi'ne doğru mekik do­ku­yor­lar.

 

CHP’liler ise; Fetö ça­mu­ru­nun, on­la­ra bu­laş­ma­dı­ğı­nın is­pa­tı pe­şin­de­dir­ler.. ***

 

*Her­ke­sin mut­la­ka bir kır­mı­zı­çiz­gi­si var­dır. Benim de kır­mı­zı­çiz­gim: Dü­rüst­lük­tür. Bir yerde ya­muk­luk gö­rür­sem, ister is­te­mez so­ğu­rum ora­dan veya on­lar­dan.

 

***

 

*Öğ­ren­ci­lik yıl­la­rım­da mü­na­za­ra ya­pı­lan her eği­tim öğ­re­tim yı­lın­da, hangi grup­tay­sa m ve hangi tezi sa­vu­nu­yor­sam, o taraf ka­za­nır­dı. Öğ­ret­men­li­ğim de de mü­na­za­ra­yı ge­le­nek­sel hale ge­tir­dim; öğ­ren­ci­le­re ko­nuş­ma ce­sa­re­ti ver­dim, he­ye­can­la­rı­nı gi­der­me­si­ne yar­dım­cı oldum. Bu ko­nu­da benim gibi dü­şü­nen mes­lek­taş­la­rım­la iş­bir­li­ği­ne git­tim ve hep ba­şa­rı­lı olduk.

 

***

 

*Proje; İzmir Büyük şehir Be­le­di­ye­si­ne ait. Gel gör ki Be­le­di­ye Baş­ka­nı Sayın Aziz Ko­ca­oğ­lu'nu, iti­bar­sız­laş­tır­mak adına; mafya ami­go­la­rı sah­ne­de fi­gü­ran­lı­ğa so­yu­nu­yor. De­mok­ra­si yo­luy­la elde edi­le­me­yen ka­le­le­ri de kay­yum ata­ya­rak veya iti­bar­sız­laş­tı­ra­cak bir ey­lem­de bu­lu­na­rak ya da bir kulp takıp, suç­la­ya­rak; amaç­la­rı­na ula­şıl­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Hal­kın gö­zün­den hiç­bir şey kaç­maz.

 

***

 

*Yasal bir sen­di­ka olan KESK / Eği­tim SEN, Sağ­lık Sen, BES ve diğer sen­di­ka­la­rın yö­ne­ti­ci ve üye­le­ri­ne göz göre göre / açık­tan zulüm; ihraç, açığa alın­ma ve sür­gün do­lu­diz­gin. Di­renç me­ka­niz­ma­sı ya is­ti­fa, ya da in­ti­har, di­ra­yet­li olan­lar pes et­me­den hak­sız­lı­ğa, hu­kuk­suz­lu­ğa karşı mü­ca­de­le­le­ri­ni sür­dür­me­ye devam edi­yor­lar.

 

***

 

*Va­tan­da­şın içi kan ağ­lı­yor, Va­tan­daş ağ­lı­yor, va­tan­daş mah­vol­muş.

 

***

 

*YA­ŞAN­TI­SAL DRAM / KURGU MO­NO­LOG

 

Ban­ka­ma­tik önün­de maaş kuy­ru­ğu­na giren beli bü­kül­müş bir emek­li­ye ya­naş­tım:

"Ba­ba­lık bir soru so­ra­bi­lir miyim, ga­ze­te­ci­yim."

Melül melül ve ma­na­lı göz­le­ri­min içine ba­ka­rak:

"Ko­nu­şa­mam!" "

"Neden?

"Kor­ku­yo­rum, da ondan!"

"Neden kor­ku­yor­sun?

"Yan­daş ga­ze­te­ci ol­ma­dı­ğı­na yemin eder­sen ko­nu­şu­rum."

" Ba­ba­lık rahat ol! Yemin bil­la­hi yan­daş ga­ze­te­ci de­ği­lim!"

"Mah­vol­mu­şuz, pe­ri­şa­nız, ölmek için Allah'a dua edi­yo­rum."

"Neden Ba­ba­lık?" "Ne ya­pa­yım, gücüm on­la­ra yet­mi­yor­sa, ken­di­me de mi yet­mi­yor?" Daha sonra: "Allah vekil, emek­li maaşı yet­mi­yor, iki oğlum, bir kızım var; Bi­ri­ni zar zor okut­tum, öğ­ret­men oldu, şimdi onu da işten at­tı­lar; şimdi bu­na­lım­da. Di­ğe­ri de bir lo­kan­ta da bu­la­şık­çı­lık ya­pı­yor, karın tok­lu­ğu­na ça­lı­şı­yor. Kızım da ko­ca­sı ta­ra­fın­dan şid­de­te uğ­ra­dı, o da evini terk etti, şimdi bana sı­ğın­dı. Torun der­sen o da bon­zai / hapçı olmuş.

Eşim şeker ve tan­si­yon has­ta­sı, val­la­hi doğru dü­rüst te­da­vi de ola­mı­yo­ruz. Rah­met­li Tur­gut Özal za­ma­nın­da ba­şı­mı­zı ko­ya­cak bir ev satın al­mı­şız, Allah'tan kira ver­mi­yo­ruz."

"Son me­sa­jı­nız?"

"Öl­mü­şüz, mezar ka­za­nı­mız yok!"

 

***

*Toplumsal sorunları hicveden Levent Kırca ve Ekibini saygıyla anıyorum.

*Nefret konusunda zirve yapan MC Hükümetlerinin baş mimarı o dönemin Başbakanı ve bir dönem Cumhurbaşkanlığı yapan Sayın Süleyman Demirel bile, bugünkü düzlemde; laiklik ve türban konusunda ki söylemleriyle, daha demokrat görünüyor ve mevcut sistemden çok daha ileride olduğunu gösteriyor.

***

* Muhteşem Yüzyıl dizisini izleyenler anımsasın. Kanuni'nin icraatlarına baktığımızda, sürekli Vezir değiştirirdi.

Kanuni, bazı vezirlerin posasını çıkardıktan sonra, gözden çıkarırdı; mührü alır, bir başkasına verirdi. Ta ki ondan bıkıncaya kadar, sonrası malum.

 

Salı, 05 Eylül 2017 07:46

DİDİM’DE BARIŞ BAY­RA­MI

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

DİDİM’DE BARIŞ BAY­RA­MI

Kur­ban Bay­ra­mı sem­ti­mi­ze uğ­ra­ma­dan, gelip geçti.

Ya­ban­cı uy­ruk­lu İngi­liz, Nor­veç, İsveç, Fran­sız, Alman va­tan­daş­la­rı­nın yo­ğun­luk­lu ola­rak ya­şa­dı­ğı sem­ti­miz­de ve si­te­miz­de; ya­ban­cı uy­ruk­lu ol­ma­yan­la­rın da bir kıs­mı­nın eş­le­ri ya­ban­cı uy­ruk­lu, ge­ri­ye ka­lan­la­rın ise yaz­lık­çı.

Benim gibi yaz –kış sü­rek­li ya­şa­yan­la­rın sabit ge­lir­li ol­ma­sı veya emek­li zar zor ay­ba­şı­nı ge­ti­re­bi­li­yor ol­ma­sı; varın - yokun ge­ri­si­ni siz dü­şü­nün, kimin kur­ban ke­se­ce­ği malum!

Kur­ban kesme şan­sım ve im­kâ­nım ol­ma­dı­ğı­na göre, kim­se­ye de: “ Kur­ban bay­ra­mı­nız kutlu olsun di­ye­me­dim, de­nil­me­si­ni de is­te­me­dim.

Var­sıl­la­rın bir kısmı; kur­ban kesti hayır ni­ye­ti­ne, bir kısmı da derin don­du­ru­cu ni­ye­ti­ne…

Yok­sul­la­ra göre çok de­ği­şen bir şey yoktu. İhti­mal­le bir iki gün mi­de­si bay­ram etse de bur­nun­dan gelir. Ete alış­ma­yan bir mi­de­yi ter­bi­ye etmek çok zor­dur dost­lar.

Her bay­ram­da alı­şık ol­du­ğu­muz man­za­ra­lar, acemi ka­sap­lar has­ta­ne­le­rin acil ser­vis­le­ri­ni dol­dur­du. Ke­sil­me­ler, ya­ra­lan­ma­lar, trav­ma­lar…

Acı­ma­sız­ca, mer­ha­met ve vic­dan­dan yok­sun, hiç de in­san­lı­ğa ya­kış­ma­yan man­za­ra­lar; hay­van­la­ra bal­yoz­lar­la ka­fa­la­rı­na vura vura ko­ma­ya sokup, ondan sonra kes­tik­le­ri­ne tanık olduk. Bu man­za­ra­la­rı kök­ten ret edi­yo­ruz, böyle ke­sim­ler ola­ca­ğı­na kur­ban bay­ram­la­rı olmaz olsun!

Kur­ban ke­sim­le­rin­de de ih­ti­yaç sa­hip­le­ri fakir fu­ka­ra­ya da­ğı­tıl­ma­sı lazım, öyle kur­ba­nı kesip, et­le­ri­ni altı ay derin don­du­ru­cu da is­tif­le­yip, sonra pik­nik­te man­gal yapma ha­ya­li ya­şa­yan adam­la­rın kur­ban kesme ha­yır­la­rı Allah ka­tın­da kabul olmaz zaten.

1 Eylül Dünya Barış Günü ve kur­ban Bay­ra­mı­nın aynı güne denk gel­me­si, tam da bir­bi­ri­ne zıt ve te­zat­lık oluş­tu­ru­yor.

Didim’de 1 Eylül Barış Günü do­la­yı­sıy­la Didim Be­le­di­ye­si’nin or­ga­ni­ze et­ti­ği et­kin­lik­te Cum­hu­ri­yet Mey­da­nı’nda Ku­ze­yin Oğlu Sa­nat­çı Vol­kan Konak rüz­gâ­rı esti. Sevgi seli vardı. İnsan­la­rın ba­rı­şa, hu­zu­ra öz­le­mi vardı. Ba­rı­şa su­sa­mış halk mey­da­nı

tıka basa dol­dur­du ve coştu. Sa­yı­sı­nı tah­min etmek zor, az veya çok mey­dan da yer yoktu; ka­la­ba­lık cad­de­le­re taş­mış­tı.

Didim Be­le­di­ye Baş­ka­nı Sayın A. Deniz Ata­bay ve Yu­na­nis­tan Leros Be­le­di­ye Baş­ka­nı Misc­ha­lis Ko­li­as’da ka­la­ba­lı­ğa hi­ta­ben birer ko­nuş­ma yap­tı­lar. Halk­la­rın kar­deş­li­ği­ne vurgu yap­tı­lar. Ata­türk’ün en önem­li, veciz sö­zü­nü bir kez daha hay­kır­dı­lar:

“Yurt­ta Sulh Ci­han­da sulh.”

Gün­düz eta­bın­da, Didim 22. Barış Şen­li­ği yü­rü­yü­şü dü­zen­len­di, Barış Hey­ke­li'nin açı­lı­şı ya­pıl­dı.

Didim Be­le­di­ye­si ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen şen­lik, Yu­na­nis­tan Leros Be­le­di­ye Baş­ka­nı Misc­ha­lis Ko­li­as'ın da ka­tıl­dı­ğı yü­rü­yüş ile baş­la­dı.

Yalı Cad­de­si'ndeki yü­rü­yü­şe bazı va­tan­daş­lar, Türk ve Yunan yö­re­sel kı­ya­fet­le­ri ile ka­tıl­dı.

Şen­lik­te Ay­te­pe mev­ki­in­de Didim Be­le­di­ye­sin­ce yap­tı­rı­lan Barış Hey­ke­li'nin de açı­lı­şı ger­çek­leş­ti­ril­di.

Açı­lış­ta Didim Be­le­di­ye Baş­ka­nı A. Deniz Ata­bay ve Misc­ha­lis Ko­li­as, bir­lik­te me­şa­le yaktı, barış gü­ver­cin­le­ri uçur­du.

Ege’de, Ak­de­niz’de ve hatta ül­ke­mi­zin hemen her ye­ri­ni gez­dim, do­laş­tım; en coş­ku­lu ve en içten büyük pun­to­lar­la: “YURT­TA SULH CİHANDA SULH“ Ya­zı­sı­nın ya­zıl­dı­ğı tek yer DİDİM’DİR. Onun için Didim’i çok se­vi­yo­rum; mık­na­tıs gibi çek­miş beni ve yer­leş­me­me ve­si­le ol­muş­tur.

 

GÜL­ME­CE YA­ZA­RI, ÜSTAT MU­ZAF­FER İZGÜ & BABA İLE VE­DA­LAŞ­MA

Cuma, 25 Ağustos 2017 15:27

GARİP HALLERİMİZ

GARİP HALLERİMİZ

Eskiden her şeyin tadı tuzu vardı.

Ah, nerde o eski dostluklar? Ah, nerde o eski misafirperverlikler?

Ah, nerde o eski candan dostluklar? Ah, nerde o lezzetli yemekler?

Ah, nerde o güzelim sebze ve meyveler? Ah, nerde kaldı o fedakâr akrabalıklar?

Ah nerde kaldı o güzelim komşuluklar? Ah nerde kaldı o güzelim Yeşilçam Klasikleri? Ah nerde kaldı sevecen Hulusi Kentmen karakterindeki babacan hâkimler?

Ah nerde kaldı o eski ÖSYM heyecanı? Ah nerde kaldı umut bağladığımız seçim sandık sonucu? Ah nerde kaldı ailece izlediğimiz o eski diziler? Ah nerde kaldı o eski bayram sevinci ve şenlikleri? Ah nerde kaldı demokratik zeminde slogan attığımız günler? Ah nerde kaldı o eski hamam sefaları?

Ah nerde kaldı o güzelim dereler, çaylar? Ah nerede kaldı o güzelim tarihi mekânlar? Ah nerede kaldı o güzelim ormanlarımız, sit alanlarımız? Her gün içimiz yanarak yangın haberleriyle sarsılıyoruz.

Ah nerede kaldı ülkemizin Kurucu Önder’ine karşı sevgi ve saygı? Ah nerede kaldı ‘Düşünce ve Vicdan hürriyeti? Ah nerede kaldı laiklik ilkesi?

Ah nerede kaldı huzur, barış ve demokratik yaşam? Ah nerde kaldı hayattan, yaşamdan haz aldığımız günler?

Ne yazık ki hepsi mazide kaldı!

Uzadıkça uzuyor. Her şeyden fazlasıyla nasibimizi aldık. Dejenerasyon tüm hızıyla tesirini hissettiriyor. Kazık yedikçe, daha da kazık yemek istiyor canımız. Kazık yemeye alışmışız, yedikçe de kudurasımız geliyor; eh alıştık artık!

Her gün zam haberiyle sarsılıyoruz. Her gün yeni vergiler icat ediliyor: Konut zorunlu deprem sigortası, yangın sigortası, sel baskını sigortası, hırsızlık sigortası.

Ne kaldı, onu merek ediyorum? Rüzgâr Sigortası. Tabii kendi aralarında sınıflandırılabilir. Poyraz, yıldız, karayel vs. Sigortası. UFO’lar zarar verebilir / Ufo sigortası.

Yahu insaf! Yeter artık, sizde hiç mi vicdan, merhamet yok? Yanıtları duyuyor gibiyim:

“Vicdan ne gezer, varsa, yoksa kabarık cüzdan.

Yat, kat, mevduat ve kutu kutu dolarlar! Dolduruyoruz ha bire Euro-Dolar/İşimiz hortumlamak / Rantı paylaşmak.”

Valla ne diyeyim, hâklisiniz egemen sultanlarımız!

Musa DİNÇ /  Sağlık İletişim Uzmanı, YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

ALTINKUM YAZARLAR FESTİVALİ’NDE AKTARIM  & KANIMIN KAYNAMASI

 

 

-Didim Belediyesi Katkılarıyla Altınkum 13. Yazarlar Festivali 1-15 Ağustos 2017 - yazıyordu katalogda.  Bu organizasyona maddi ve manevi destek veren sponsorların logoları da vardı kataloğun ön yüzünde, iç ve arka kapağında reklam da vardı.  İçeriğine baktım;  Didim Belediye Başkanı Sayın Deniz Atabay’ın önsözü ve festivale katılacakların isim ve fotoğraflarını gördüm.  Katılımcılar arasında ünlülerle beraber, ünsüzler de vardı; tabi ki bakış açısına göre değişir. Kimin ünlü, kimin ünsüz olduğunu halkın karar vermesi gerekirken; ne yazık ki mevcut sistem, medya veya adamına göre( dayı meselesi gibi,)   bir yönelim söz konusuydu.

Altın kum Yazarlar Festivali 15 Ağustos’ da sona eriyordu, 16 ve 17’ sinde de konuk yazarların imza günü belirtiliyor ve 28 kişinin adları yer alıyordu. Fotoğrafları yoktu. Teveccüh gösterip, beni de dâhil etmişlerdi;  aslına bakılırsa fotoğrafı olanlar konuk gibi ağırlanmışlardı,  biz ise,  ev sahibi konumundaydık; çünkü Didim’de yaşıyorduk. Bizim için ne bir otel gideri, ne de bir yol masrafı söz konusu değildi.  Konuk yazarlardan bazılarının ismi vardı, ama kendileri yoktu; bunlardan bazıları Kuşadası Kitap Festivalindeydi veya katılmak istememişlerdi. Organizasyon pek başarılı sayılmazdı, yine de her şeye rağmen;  bu imkânı bize sağlayıp, bizleri halkla buluşturan Didim Belediyesi’ne ve emeği geçenlere yürekten teşekkür ederim.

En iyisi mi, boş ver; her şey olacağına varır! Biz yaşadığımız o güne gelelim:

 

Salı, 15 Ağustos 2017 14:36

HERKES İÇİN YAŞAM

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı  / YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

HERKES İÇİN YAŞAM

Her kuşun eti yenmez, her ineğin ve koyunun sütü de içilmez.

Her insan; vicdan ve merhamet sahibi de değildir.

Her hayvandan, insanoğluna zarar gelmez; ama her insanoğlundan hayvanlara ne yazık ki çok zarar gelebilir.

Herkese güvenilmez, herkesle de dost olunmaz.

Herkesle kaşık atılmaz, sidik yarışına girilmez ve herkesle kavga edilmez.

Yol deyip geçme; herkesle yola çıkılmaz, arkadaşın hası yolda belli olur.

İçki şişede durduğu gibi durmaz; herkesle içki içilmez ve sofraya oturulmaz.

Herkesle oyun oynanmaz. Herkesle alışveriş yapılmaz.

Herkesle dertleşilmez. Herkese misafir olunmaz.

Herkesle dalga geçilmez. Herkese şaka yapılmaz.

Herkese yan bakılmaz, herkese tepeden de bakılmaz. Herkes hor da görülmez.

Herkese rehberlik edilmez. Herkes örnek alınmaz.

Herkese eyvallah denilmez.  Herkesin derdi, herkese yeter

Herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi vardır.

Herkes kendine baksın.

Herkes mutlaka kendine yetecek bir gücü vardır; ama şöyle ya da böyle.

Herkesin huzuru yerinde mi sen ona bak.

Herkesin ağzı var, torba değil ki büzesin.

Herkesin ağzına birkaç lokma girer; helal mi, haram mı sen ona bak.

Herkes, herkesin dedikodusunu yapar; herkes, herkesi kıskanır.

Herkesin derdi var; ama büyük, ama küçük.

Herkesin bir seveni var, önemli olan sabırla beklemesini bilmektir.

Herkese caka satılmaz, herkese böbürlenmez.

Herkes yoluna!...

Herkes, ektiğini biçer.

Her halay da mendil sallanmaz.

Her salataya maydanoz olunmaz.

Her işe burun sokulmaz.

Herkes çabalar; kimi utkuyla çıkar, kimi de hüsrana uğrar.

Herkesin gizli bir gücü vardır;  keşfedene aşk olsun.

Herkes uyur, ama kimileri de kâbus görür.

Herkesin canı patlıcan değil.

*HERKES İÇİN ADALET!

*HERKES İÇİN HUZUR!

*HERKES İÇİN BARIŞ!

*HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK!

*HERKESE İNSANCA YAŞAM!

*HERKESE İŞ, HERKESE AŞ!
*HERKES İÇİN CENNET!

Empatik temenni ve dileğimiz bu,

Malum; herkesin sonu kara topraktır.

***

“ Neylersin ölüm herkesin başında

Uyudun uyanmadın olacak"

 

-C. S. Tarancı.

Perşembe, 10 Ağustos 2017 15:14

TARSUS ‘U SEYYAHLAR GİBİ GEZDİM

Musa DİNÇ /   Sağlık İletişim Uzmanı-YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

TARSUS ‘U SEYYAHLAR GİBİ GEZDİM

2008 yılında kamu görevim nedeniyle yerleşmiş olduğum Mersin İlinin Tarsus İlçesi’ne 2015 yılında emekli olunca ve özel bir okulda yeniden görev alınca ayrılmıştım. İki yıl aradan sonra Tarsus’a bir haftalık gezi yaptım. Eski dostlarımın, mesai arkadaşlarım ve değerli komşularımın bir kısmını görme şansını da yakalamış oldum. Tarsus’a bir özlemim vardı, onu gidermeye çalıştım. Seyyahlar gibi gezdim, dolaştım; eski günleri yâd ettim ve dostlarımla da yarenlik ettim.

Tarsus’a ilk geldiğimde nüfus 120 bin civarında idi. 2015 te ayrıldığımda 230 bin ve yıl 2017/ şimdi nüfus 330 bin.

Tarsus ve Mersin’e yaşam iksirini veren Berdan Çayı’dır. Tarsus ve Mersin’in içme suyu da buradan karşılanır. Su bolluğu vardır. Kanallar vasıtasıyla sulama yapılmaktadır. Ekilebilir verimli tarım arazileri bir hayli vardır. Sebze ve meyve yetişmesi bakımından gayet iyi ve bolluk vardır.  İlçeye yoğun nüfus artışı yaşanmaktadır;  bu da gösteriyor ki Tarsus çok göç almaktadır. İlçede aşırı derecede betonlaşma ve çok katlı bina artışını gözlemledim.  Otobanın üst kısımları imar iznine açılmış olmalı ki, çok katlı binalar göze çarpmaktadır.

İlçe merkezinin içinde yer alan Tarsus Parkı yeniden restore edilmiş, halkın hizmetine sunulmuş; yine önemli yürüyüş bulvarlarından Yarenlik Alanı dizayn edilmiş, Tarsus’ta yaşamış ünlülerin büstleri buradan kaldırılıp Tarsus Parkı’na nakledilmiş olduklarını gördüm. Yarenlik Alanı’nda yer alan kafelerin kaldırılmasını olumlu buldum, Burası biraz genişletilmiş, halkın kullanımına açılması çok iyi olmuş.

***

Tarsus; yıllar boyunca farklı inançlara hizmet eden tarih ve ilim merkezi olarak, dünyanın ilgi odağı olmuştur. Aziz Paul, Daniyal Peygamber, Hz. Muhammed'in müezzini Bilal-ı Habeşi, Harun Reşid'in oğlu Halife Ma'mun ve Antik Çağın ünlü filozofu Aristo, tabiplerin atası Lokman Hekim, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Romalı Komutan Antonius Tarsus'ta yaşamıştır.

Tarsus İklim yönünden; yaz aylarında çok sıcak ve aşırı nemli, kış ayları ise; ılık ve yağışlıdır. Yaz aylarında terlemekten dolayı, bir günde üç kez iç çamaşır değiştirdiğimi biliyorum.

Tarsus'a özgü yemekler kuşgözü, el kıyması, humus, telatur (teletür), eya dolması, şırdan, tutmaç çorbası, lepe, övelemeç, yüzük çorbası; tatlılar tarsus baklavası (cevizli), cezerye, bandırma ve lokumdur.

Ne zaman Tarsus’tan il dışına çıksam muhakkak 2-3 kilo cezerye ile dönerim.

Tarihi yerleri, mekânları çok sevdiğim için defalarca gezmeme rağmen yeniden gezdim. Kleopatra Kapısı, Onur (Özgürlük) Yazıtı, Roma Yolu, Hipodrum, Gözlü Kule Höyüğü, Bilal-i Habeş Mescidi:  Kubad Paşa Medresesi, Altından Geçme (Roma Hamamı)  Şahmeran Hamamı (Eski Hamam)   Yeni Hamam  Kırk Kaşık Bedesteni (Beyaz Çarşı)  Gülek Boğazı ve Kalesi, Ulu Cami, Makam-ı Şerif Cami: Cami (Kilise Camisi) Eshab-ı Kehf Mağarası, Aziz Paul Kilisesi, Tarihi Tarsus Evleri

***

Tarsus’a yolunuz düşerse şayet;

Kleopatra Kapısından geçmeden,

Roma Dönemi'nde yapılan Antik Yoldan yürümeden,

Eshab-ı Kehf Mağarasını, Ulu Camiyi ve Makam-ı Şerif Camisini, Eski Camiyi, Bilal-i Habeş Mescidini, Kubad Paşa Medresesini, yeni Hamamı görmeden,

Aziz Paul Kilisesini ve Aziz Paul Kuyusunu ziyaret etmeden,

Tarsus Müzesini ziyaret etmeden,

Birbirinden değerli arkeolojik eserlerin sergilendiği zengin Tarsus Müzesini ziyaret etmeden,

Barajın çağlayan sularının görüntüsünü ve sesini hissetmeden,

Şelalenin yanında oturup damak zevkinize hitap eden yöresel yemeklerin tadına bakmadan,

dönmeyin.

Sayfa 1 / 5