18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Erol YILDIZ

Erol YILDIZ

Web sitesi adresi:

Perşembe, 16 Kasım 2017 08:05

Doğa kat­li­amı ne­re­ye kadar

Doğa kat­li­amı ne­re­ye kadar

Em­per­ya­list ül­ke­ler bir araya gel­sey­di bizim yap­tı­ğı­mı­zı asla ya­pa­maz­lar­dı. Bu ül­ke­yi mah­vet­mek için ne varsa ya­pı­yor­lar. Her­kes de­lik­siz uy­ku­ya dal­mış, asla uyan­ma­ma­ya yemin et­miş­çe­si­ne, uyu­ma­ya inat edi­yor. Çünkü hiç­bir şey umu­run­da değil. Bu ülke nasıl ku­rul­muş, ne gibi mü­ca­de­le­ler­den geç­miş, kim­le­rin bo­yun­du­ru­ğun­dan ne şe­kil­de sıy­rıl­mış, de­de­le­ri­miz ne şart­lar­da ne­re­ler­de vatan için sa­vaş­mış umu­run­da değil. Gün­lük ya­şı­yor ve inat­la gün­lük ya­şa­ma­ya devam edi­yor. Halkı uyu­yor uyu­ma­sı­nı da, on­la­rın seçip gön­der­di­ği ve­kil­ler de son gün­ler­de uy­ku­ya yat­mış gi­bi­ler.

Ataya, ata­nın ya­kı­nın­da bu ülke için mü­ca­de­le eden­le­re onca laf söy­le­ni­yor, bey­ler­den çıt çık­mı­yor. İnat edi­yor­lar. Belki al­dı­ğım o para ke­si­lir­se, ben bun­dan sonra ne ya­pa­rım diye. Ben kal­kı­yo­rum bu ha­lim­le bi­ri­le­ri­ne des­tek için kol­la­rı­mı sı­va­ya­rak yap­tık­la­rı­nı halka, ta­ba­nı­na an­lat­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum, be­ye­fen­di umur­sa­ma­dan geri iti­yor. Bana ne be kar­de­şim de­me­ye hak­kım bile yok as­lın­da. Ne­de­ni ise ben bu ül­ke­yi siz­ler­den daha çok sev­di­ğim belli.

Neyse işin bu bo­yu­tu­na gir­me­ye­lim. Benim asıl söy­le­mek is­te­di­ğim daha önem­li ko­nu­lar var. Bu ko­nu­la­rın en önem­li­si ise, yıl­lar­ca ya­pı­lan doğa kat­li­amı. Do­ğa­yı mah­ve­di­yor­lar. Doğa in­ti­ka­mı­nı al­dık­ça, azan ve onun­la mü­ca­de­le ede­rek, bu gü­ze­lim top­rak­la­rı inat­la yok etmek için uğ­ra­şan­lar var. Hadi ba­ka­lım gö­re­lim so­nun­da kim ka­za­na­cak.

Doğa deyip de geç­me­yin. Bizim bu ül­ke­nin başka ül­ke­ler­den farkı muh­te­şem do­ğa­mı­zın ol­ma­sın­dan ileri ge­li­yor. Dü­şü­nün ki, üç ta­ra­fı­mız de­niz­ler­le çev­re­li, gü­ze­lim Ana­do­lu’muz ile Trak­ya ara­sın­da inci gibi duran iki bo­ğa­zı­mız ve bun­lar ka­na­lıy­la üze­rin­de­ki ger­dan­lık­lar­la Asya’yı Av­ru­pa’ya bağ­la­yan muh­te­şem köp­rü­ler­le, kur­tu­luş sa­va­şın­dan beri şaş­kın olan tüm em­per­ya­list ve on­la­rın yar­dak­çı­la­rı­nın hala ağzı akan bir gü­zel­lik­te­yiz. Çev­re­ye bir bakın. Et­ra­fı­mız­da her­kes bir­bi­ri­ni ke­ser­ken, akan kanın bile ça­lı­lık­la­rın ara­sın­da kay­bol­ma­ya­cak kötü bir doğa ile kalan bu ül­ke­le­rin ara­sın­da ye­şi­lin bin bir to­nuy­la on­la­ra dudak ısırt­tı­ran bu ül­ke­yi bi­tir­mek için yap­ma­dı­ğı­mız şey­tan­lık kal­mı­yor. Adeta şey­tan bizi kıs­kan­ma­ya baş­la­dı.

Bazen şa­şı­yo­rum. Üç yanı de­niz­ler­le çev­ri­li bir ülke neden hala tu­riz­mi­ni ba­şa­rıy­la sağ­la­yan bir ülke ol­ma­sı ge­re­kir­ken, hala tu­rizm­ci­le­ri­miz ağ­lı­yor. Üç ta­ra­fı­mız deniz olan bir ül­ke­nin ba­lık­çı­sı sefil du­rum­da. Neden biz bu ül­ke­nin ka­de­ri­ni be­lir­le­yecek gi­ri­şim­le­re imza ata­mı­yo­ruz. Şaş­kı­nım şa­şı­rı­yo­rum. Mem­le­ke­tin her bir kö­şe­si tu­riz­me büyük katkı sağ­la­ma­sı ge­re­kir­ken, biz yok etmek için do­ğa­nın katli için her türlü iş­le­mi ya­pı­yo­ruz. Ne di­ye­yim ya­zık­lar olsun. Tür­ki­ye tu­riz­mi­nin bel ke­mi­ği olan ve bir çok ya­ban­cı­nın uğrak yeri olan Ak­de­niz’in in­ci­si An­tal­ya mı sa­de­ce bu dert ile çal­ka­la­nan. Hayır el­bet­te. Bu gün An­tal­ya yarın ise bir başka yer. Sıra ile bu işler. Hal­kın tep­ki­si öl­çü­le­rek devam eden bir süreç. Bu işin de be­de­li­ni öde­ye­cek­ler belli. Bizim hal­kı­mız. Hal­kın ce­bin­den çıkan, kısa geç­miş­te ya­şa­nan köprü geçiş öde­me­le­ri için fark ola­rak öde­nen be­del­le­rin bir ye­ni­si ge­li­yor sanki. Ya­kın­dır sa­nı­yo­rum. Ben ko­lay­ca ya­nıl­mam. Bir çok in­sa­nı mest eden ve muh­te­şem bir gö­rün­tü­ye sahip olan An­tal­ya sa­hil­le­ri bir bir yok edil­me aşa­ma­sın­da. Bakın ben söy­lü­yo­rum. Ya­kın­da Mer­sin, daha sonra Adana sa­hil­le­ri. İsken­de­run sı­ra­da. Ge­le­lim Ege’ye. Belli mi olur. Bir kazma da oraya iner­se şa­şır­ma­yın. Biz bu doy­mak bil­mez hır­sı­mız ile ya­kın­da ma­azal­lah ül­ke­yi te­mel­li sat­maz­sak çok iyi.

Çarşamba, 15 Kasım 2017 09:15

Kış gününde havanın ısısı artacak gibi

Kış gününde havanın ısısı artacak gibi

Bir ülkenin ayakta kalabilmesinin en önemli özelliğinden biri ordusudur.  Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri ise, dünyanın en güçlü ve en başarılı, disiplinli ordusudur. Bunu bilenler son yıllarda yaptığı politik çalışmalarla, gizliliği önemli olan kozmik odaya bile girilerek, en önemli sırları belki de bizlerin başarılarını istemeyen baş düşmanlarımıza ulaştı. Bir ulus devleti yıkabilmek için yapılması gereken en önemli konulardan biri, başta ordusu, hukuku, eğitimi ve çok önemlisi ulaşımı iletişimi engellenmesi gerekir. Yaşananlara ben gülüyorum. Nasıl gülmem. Şu anda yapılmış her şeyin bu ülke aleyhinde işleyen unsurlar olduğunu artık kuşlar bile öğrendi.

Başımızın belaya girmesi halinde kısacası savaş halinde bizlerin her türlü iletişim işini nasıl başarıyla sağlayacağız diye her gece düşünüyorum. Bilmem benim gibi bu ülkeyi yönetenler aynı düşünce içindeler mi? Ülkemizin en önemli hatta milli tarzda çalışmasını sürdüren Telekom, kimlerin eline özelleştirildiğini anlatmaya bilmem gerek var mı? Bence yok. Köydeki hasan ağa bile anladıysa bu işi, saçımızı yolmak için ise sebep aramanın da mantığı olmadığını düşünüyorum.

Ödeme sıkıntısı yaşayan ve bence ülkenin her alanda bel kemiğini oluşturan iletişim ağının baş mimarı için, gerekirse devrederiz denilmesi çok ama çok üzücü bir olaydır. Hatta Telekom’un acilen eski normlarına döndürülerek, özel sektörden ve yabancının elinden alınarak millileştirilmesi gerekmektedir. Yoksa düşmana en büyük kozu verirsiniz.

Bu yazdığım cümleleri okuyan bazı kişiler, düşman kelimesine güldüklerini hissediyorum. Gülmeye hiç gerek yok. Çünkü düşman konusunda şu günlerde belki de kurtuluş savaşı öncesinden daha fazla  düşman ağzını açmış bize bakıyor. Ne zaman bela çıkar da biz onları kaparız diye. Savaş halinde yaşanması gereken stratejik çalışmaların kimler tarafından öğrenildiğini düşünürsek, diyeceklerimin önemi vardır diye düşünüyorum.

 

Sadece bu düşünceler bile yetersiz kalıyor. Son günlerde yaşanan Suudi ve onlarla gerilen ülkelerin sonucu kapımıza kadar dayanması içten bile değil. Hatta bu işe İran bile girmesi muhtemel. Kuzey Irak konusunda beklenen stratejisini İran ile birlikteliğimiz Amerika tarafından beğenildiğini sanmadığım gibi, yetkililer de aynı düşüncede olduklarını sanıyorum. Yaşanan son gelişmelerde ise İran ve Suudilerin bu işe tam olarak karışması bizim o bölgedeki sıcaklığın artışına neden olma korkusu iletişim sıkıntımızı doğurabilir. Benimki sadece önemli bir varsayım. Umarım yanılıyorumdur.

Salı, 14 Kasım 2017 13:33

Bize tam bağımsız ucuz inek gerekiyor

Bize tam bağımsız ucuz inek gerekiyor

Şu et meselesini siyasetçilerimize bir türlü anlatamadık. Et konusunda tüketim sorunu, göçebelerin günlük yaşamasıyla eş değer tutuluyor. Bunca sene bu memleket et konusunda sıkıntı yaşamazken, ne hikmetse et konusu büyük bir sıkıntı gibi görülmeye başladı. Bir gün verilen demeçte, bu ülkede halkımızın tamamı ucuz et yiyecek denilirken, başka bir gün biz herkesin ucuz et yiyeceği konusunda güvence vermedik deniliyor. Başka biri çıkıyor ve halkımız kazandığı ücretle altmış üç kilo et alabilir diyor. Arada bir çelişki görenler varsa parmağını kaldırsın.

Sanırım bu insanlar derdini pek anlatamıyor. Vatandaş diyor ki, biz açız. Bizin gelirimiz ile et yemek mümkün değil. Et fiyatları pahalı. Bizler gibi ekonomisi düşük olanlara çare bulmazsanız, et yemediğimiz için bir gün hasta olacağız diye anlatmaya çalışıyorlar. Karşı taraf ise, bizim kapasitemiz bu, bundan fazlasını size getiremeyiz veya biraz daha ithalatı arttırarak idare edebiliriz diyorlar.

Şimdi geçmişe bir göz atalım birlikte. Ülkemiz son on yılda, sosyal ilişkiler ve ekonomik girdilerle beraber çocuk sayısında fazla bir ilerleme kaydedemedi. Buna, özellikle büyük şehirlerin, saatleri geri almayıp geceyi uzun hale getirme işi bile sayıyı henüz arttırmayı başardı. Zaten buna endeksli olarak nüfusumuzun ülkeye devşirme gelen yabancıların dışında pek artmış sayılmaz. Önceden yetmiş milyon nüfus varsa , şimdi seksen milyon var. Bu yaklaşık rakam üç aşağı beş yukarı fark etmez. Bu ülke adam gibi üretim yaparsa, desteklenirse Sırbistan’a bile bakar. Hatta Hollanda bize nota bile gönderebilir. “Kardeşim bak, şu üretimi durdurmazsanız, savaş nedenidir.”

Yok ama biz illaki şu artması için mücadele edilen ve ölene dek tabi olduğumuz dolar olduğu müddetçe inatla eti dışarıdan alacağız. Gerekçesi basit, başkalarının isteğini yerine getirmek. Yani bize ister bağımsız desinler, ister demesinler biz hala inatla birilerine bağımlı hatta tam bağımlı olmak için can atıyoruz. Memleketin inekleri bir gün sinirlenecek ve ulan bundan sonra size et, süt verenin diyerek aklına geleni sayacaklar. Öyle bir yasa getirildi ki, inekler zorunlu olarak öküze bile gidemiyor. Giderse belki nesli artar da insanlar rahat nefes alır diye.

 

Memleketimizin her bir şehrinde daha önce teşvik edilerek üretimi sağlanan bir çok hayvan çiftliği ekonomik zor şartlar nedeniyle ya iflas etti, yada kapatıldı. Nedir bu şartlar diye şimdi yine soranlar illaki çıkacaktır. Ot ithal. Yem ithal. Ahırın demirleri ithal. İthal olmayan kalmadı. İşçilik bile artık ithal oldu. Yakında hayvanların otlayacağı meralar bile yabancıda olursa şaşmayın. Ne zaman ki üretim artar o zaman et fiyatları ucuzlar. Bu böyledir. Ey millet sakın unutma. Eti ucuz yiyeceksen ne et ne yap iki inek satın al besle ve kavurma yap ye. Yoksa sen ömrün bitene kadar ucuz et yiyemezsin.

Pazartesi, 13 Kasım 2017 09:49

Sen seyret ev satışlarını şimdi

Sen seyret ev satışlarını şimdi

Vay be, sen şimdi işin güzelliğine bak. Bir taşla iki kuş buna denir. Serbest ticaret piyasası işte bunun ta kendisi. Neymiş efendim, inşaat piyasası durgunmuş. Neden durgunmuş? Sebebi basit. İnsanlarda para olmadığından bu işler durgunlaşmış. Ulan bu iş şeytanın aklına gelirse ben kendimi bal kayasından aşağıya atacağım. Bal kayası nere demeyin sakın. Bilmeyenler Zonguldaklıdan öğrenebilir.

Okullarda sınav sistemi sonunda değişti. Ne oldu biliyor musunuz beyler. Eskiye döndü. İsteyen istediği yerde okuyabilir. Nasıl olacak bu iş demeyin. Oldu bile. Yine parası az olana zoraki ev sahibi olma yolu açıldı. Kim kazanacak bu işten derseniz, müteahhitlerimiz elbette.

Şimdi efendim, başta devletin önemli arazileri ucuza peşkeş çekilerek, ev yapma vaadiyle satışa çıkacak. Olmayan iş değil, alışkınız. Hatta bu okul meselesi olana kadar, o bölgedeki yatırımı görün siz. Yatırım başlayacak hem de lüksünden. Kim alacak bunu, hem de bu ekonomik krizde demeyin. Alacaklar hazırda bekleyecek. Hem de sıraya girerek, kuyruk olarak. Bu öyle böyle kuyruk değil. Eskiden zenginlerin elinde olan yağ ve tüp, yoka sokulduğundaki kuyruk değil. Bu kuyruk başka kuyruk. Bu kuyruğun adı, okul için ev al kuyruğu olacak.

Okullarımızın hangisi yararlı hangisi zararlı bunu halk bilmiyor. İlk olarak bunun kamuoyuna açıklanması lazım ki, hangi semtte, hangi müteahhidin inşaatına yakın olduğunu halk bilecek. Paraya gerek yok. Bankalar ağzını köpek balığı gibi açmış bekliyor. Ucuza kredi diye. Bakın yarın televizyonlardaki reklamlara. “Biz halkın dostuyuz. Kaliteli yaşamın dostu olan yeni ve modern evlerimiz, hemen  yakınınızdaki kaliteli okula yürüyerek bir dakika. Bir yıl ödemesiz 0 faizle.”

Neredeyse bir yıl vatandaşın promosyonunu ödemek için yüz takla atanlar. Gariban halkın ağzından girip, midesindekini yontup alanlar, şimdi ev sahibi yapmak için kolları sıvayıp, onlara destek veriyorlar. Büyük başarı doğrusu. Bizde bu aklı olduktan sonra semer vuran çok olur.

 

Süleyman abi merhaba. Ben var ya bugün kaliteli bir iş yaptım. Şuradaki okulun hemen yanından ev aldım. Çocuğun sayesinde ev sahibi oldum. Buna benzer böbürlenici sözleri artık çok duyacağız. Aslında bu güne kadar bu iş neden düşünülmedi hayret ediyorum. Piyasada durgunluk mu var, kaldır sistemi, yerine sat evi. Millet isyan etti bundan iki ay önce. Devletin büyükleri dedi ki, ey millet 2018 tarihinden itibaren MTV % 40 zamlandı. Millet isyanlarda. Bu işin şakasıydı sanki. Bakıldı ki, tepkiler büyük. Çevir kazı yanmasın hesabı iş %15’e kadar geriledi. Millet havalarda sevinçten. Halbuki aldığı zam ile verginin oranı hiç de öyle sevinilecek tarzda değildi. Buna ne gerek vardı diye düşündüm birden. Çocuğunu kaliteli okula göndermek isteyenler, yeni alacakları otomobil faturası ile ve yeni zamlanmış olan MTV bedeli %40 ile geldiği taktirde istediği okula semti de olmadan girebilir deselerdi, siz bakın ekonominin tavan yapmasına.

Perşembe, 09 Kasım 2017 07:57

Seni Minnetle Anıyorum Ata’m

Seni Minnetle Anıyorum Ata’m

Yüce Atatürk; bizlere bu ülkeyi bıraktığın için sana minnettarız. Bundan doksan dört yıl önce güzel vatanımızın her yanı emperyalist güçler tarafından kuşatılmıştı. Bu kuşatma ile halk perişan bir halde adeta esir hayatı yaşarken, ya istiklal ya ölüm sloganıyla bizlere yeniden hayat kattın sana minnettarız.

Bizlere yenilikler sunarak, çağdaş ülkeler seviyesine getirerek, ülkemizin ufkunu açtın. Sana minnettarız. Kısa zamanda çok yeniliklere yön verirken, başta okuma kültürümüzün simgesi olan Latin harflerine dönmemizi sağlayarak, bu ülkenin geleceğine renk kattın. Sana minnettarız.

Tekke ve zaviyeleri kaldırarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin şeyhler, müritler ve dervişler memleketi olamaz sözlerin başta olmak üzere, bizlere din ve devlet işlerini ayıran laikliği öngördün, sana minnettarız. Verdiğin Milli Mücadele ile, başta yurtta sulh cihanda sulh düşüncelerin ile bizlere barış içinde yaşamasını öğrettin, sana minnettarız.

Erkeklerin arkasında ezilen ve gerisinden takip eden hatta hiçbir hakkı olmayan kadınlarımıza kadın haklarını vererek, onların erkeklerle eşitliğini sağladın, sana minnettarız. Medeni kanunda yaptığın yeniliklerle, resmi nikahı onayladın. Bu sayede sahte evliliklere ve gençlerimizin erken evliliğine onay vermedin, sana minnettarız. Bu ülkenin efendisi köylülerdir sözünle, köylünün haklarını koruyan toprak reformunu gerçekleştirdin. Çiftçinin haklarına sahip çıktın. Malının satımı için gerekli olan kanunları çıkararak onların üretici olmalarını sağladın, sana minnettarız. Çok kısa zaman içinde ülkeyi üreten toplum haline getirdin ve kendi ürünlerimizi kendimiz yapmaya, kendi tüketimimizi kendimiz üretmeye başladık, sana minnettarız.

Orman sevgisini bizlere aşıladın. Ağaçlara olan bağlılığın ile bizleri büyüleyerek, başta zeytinin korunması için verdiğin çaba ile, dünyanın en sağlıklı meyvesinin işlenmesi yolunda bizlere en iyisini öğrettin, sana minnettarız. Dört bir yanımız emperyalist ülkelerce zapt edilmesine rağmen, ülkeyi kurtarmakla kalmadın ve Lozan Barış Antlaşması ile de ülkemizin ticaret hacminin ufkunu açtın, sana minnettarız.

Basına karşı hep saygı ile baktın. Onların çalışmalarının sağlanması için yenilikler getirdin, sana minnettarız. Daha önce kadıların elinde olan hukuk sistemini yenileterek, modern hukuku bizlere sundun, sana minnettarız. Giyim ve kuşamı modern hale getirdin, sana minnettarız. Bizlere hep doğru ve dürüst olmayı öğrettin. Yalanı söyletmedin, sana minnettarız. Kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkını verdin, sana minnettarız. Güzel sanatlara karşı mücadele göstererek, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tüm yenilikleri taşıdın, sana minnettarız. Futbolu birilerinin yükselme aracı olarak değil, tüm sporları zevk için yapmayı bizlere aşıladın, sana minnettarız. Andımız ile tüm çocuklarımızın ruhlarını okşayarak, bizleri bu ülkeyi koruma ve kollama görevini her defasında hatırlamamızı sağladın, sana minnettarız. Tam bağımsız bir devlet oluşturarak, bizleri mandacı bir devlet içinde yaşayan fertlerden yapmadın, sana minnettarız.

 

İyi ki varsın Atam. İyi ki bu ülkeyi kurtararak, Cumhuriyet’i kurmuşsun Atam. Senin kurduğun bu devlet sayesinde ve koyduğun modern kurallar ile halen ayaktayız. Yabancıların ve destekçilerin bunca mücadelesine rağmen senin verdiğin emirler ile bu ülke ömrümüzün sonuna dek yaşayacaktır. Ruhun şad olsun Atam. Sen rahat uyu.

Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:40

Benim düşünecek halim kalmadı

Benim düşünecek halim kalmadı

Milletin aklıyla oynamak buna denir diye düşünüyorum. Sayın Bakan kalkacak ve basına demeç verecek. Diyecek ki, benim vatandaşım altmış üç kilo dana eti yiyebilecek para kazanıyor. Ben mi aklımı yitirdim yoksa benim aklımla dalga mı geçiyorlar anlayamadım. Müslüman diye geçinenlerin Allah’ın huzurunda böyle bir sözü söylemeyle acaba nasıl bir günah işlemektedirler, merak ediyorum.

Bu gün itibarıyla asgari ücret net olarak 1.400 lira diye biliyorum. Hadi bir de yeni yılda %100 zam yapsalar, asgari ücretler 2.800 olur. Hayatta olmayacak bir düşünce bu. Şimdi sormak lazım diye düşünüyorum. Etin kilosunu ya bilmiyorlar ya da insanları kandırıyorlar. Buna bence gerek yok. Fiyatlar ortada. Hatta en düşük semtteki kasap fiyatları ile anlatmak istiyorum. En ucuz dana eti fiyatının yaptığım araştırmaya göre Ağrı’da satıldığını öğrendim. Ağrı’da şu anda dana etinin ortalama 40 liradan satıldığını bilgi verdiler. Yani 40 x 63 = 2.520 lira yapıyor. Asgari ücret 2018 yılında taş patlasın 1.600 lira net olsa, bu eti almak ve tüketmek için bir insanın mesleğinin hırsız olması lazım. Yarısını emeğinin hakkıyla, diğer yarısını ise çalarak sağlamak koşuluyla ancak olacaktır.

Başka bir yetkili ise söylediği açıklama ile beni fazlasıyla şaşırtmıştır. Yapılan tüm zamların bakanlık tarafından olmadığını, tamamen otomatik olarak zamların yapıldığını söylemişler. İşte bu harika habere şapka kaldırırım. Şimdi efendim, tüm çalışanlar ve emekliler kalkıp şunu demeliler. “Sayın Bakanım, bizlerin ücretlerini de şu otomatiğe bağlayıp da aynı eş değerde artış sağlasanız. Mesela her sene %200 zam. Her şey otomatik.”

Ne para dönerdi piyasada. Millet köşeyi döner, herkes en kısa zamanda borçlarından kurtulur. Bankalara olan borçlar ve krediler ortadan kalkar. İnsanlar bir ay içinde ete doyar. İnsanlar en müstesna evleri satın alarak kiradan kurtulur. Evinin köşesine veya yastık altına paralarını, dolarlarını ve altınını istif eder. Arabasını yeniler. MTV vergisini farklı yatırır. Ev ve arsa emlak vergilerine otomatik olarak kendisi zam yaparak öder. Su ve elektrik bedeline katkıyı kendisi belirler. Şehrin içinde bulunan otopark mafyasına katkı vererek bol bol para akışı sağlar. Mazotu ve benzini su gibi harcar. Doğal gazı sonuna kadar açarak, en az 60 derecede ve 24 saat yakarak evde donla gezip, büyüklerimizin istediği gibi çocuk sayısına katkı sağlar. Her şey güllük gülistanlık geçen şu kısa ömürde ellerimiz havada bunları bize sağlayana dualar ederek, onların bu dünyada ve ahiretteki tüm günahlarının affı için yalvarırdık. Hırsızlık ortadan kalkar, her aile en az bir Suriyeli aileyi yanına alarak onlara bakar, onların tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Kendi çocuğunu değil, onların çocuklarını özel kurslara göndererek desteğini esirgemezdi. Neler olurdu neler.

 

Bunların tamamı bence rüya. Biri kalkıp rüya görmüş ve bizlere anlatıyor. Rüya tabirlerine baktım ve bunun açıklaması bile görünmüyor. Bunca yıl ısınmak için kullandığım doğal gazı kıstığımdan hep açıkta kalan popomdan dolayı bile böyle rüya görmedim desem yalan olmaz. Ne diyeyim başka. Anlatacak ne kaldı. Ben kendimden vaz geçtim. Bu tür düşüncelere oy da vermedim. Bence bu işi verenler düşünsün artık.

Şehit Madencilerimizi şükranla anıyorum

Hiç mi saygı ve değer kalmadı anlayamıyorum. Ben yıllarca bu yaşıma kadar 8 Kasım gününü, yıllarca kömür işletmesinde çalışarak emekli olmuş bir babanın oğlu olarak, hep kutladım. Bu günü kutlarken, hep hüzün dolu anıları yaşadım. Her bir yeri kömür karası ile kaplanmış, yüreği yanan, evine getireceği ekmek için bedenini, geleceğini ateşe atan, alnı temiz, teri helal olan bu insanlara hep saygı ile ve sevgi ile baktım. Tüm ölen maden şehitlerimize rahmet yağdırdım. Ben gençliğimde iki farklı mesleğin şehitliğini öğrenerek büyüdüm. Biri bizleri koruyan güvenlik güçlerimiz, diğeri ise yer altındaki kara elması bizlere ölme pahasına çıkaran maden şehitlerimiz. İlerleyen senelerde, bizlere öğreten, bizleri ve bu ülkeyi modern hale getirmek için çabalayan değerli öğretmenlerimizi terör nedeniyle katlettiklerinde kabullendik.

İnanmayan bu gün takvime baksın. Baksın ve ibret alsın. Yıllarca 8 Kasım günlerinin o hüzün kokan hikayelerini okurken veya yazdığımda gözümden üç beş damla gözyaşının yazı kağıdıma döküldüğü günleri hiç unutmadım. Yerin yüzlerce altında ne yaşayacağını bilmeden kazma kürek çalışan, domuz bağı yapan bu emekçiler için, hiç olmazsa senede bir kere onları anmak fazla görülmüş demek ki, bu nedenle bilgisayarımda açtığım önemli günler ve haftalar programından kaldırılmış. Böyle bir şeyin olmadığını görmek beni yıprattı ve bunu yapanlara saygımı yitirdiğimi ifade etmekten de asla çekinmedim.

Bir başka sayfada ise 8 Kasım değil, 6 Kasım tarihi olarak gösterilmiş. İnanmak mümkün değil. Senede bir gün bile olsa, birilerinin para kazanması için, onlara verilmeyen değerin yaşandığı bu ülkede ben çok utanıyorum. Bu memleketin gerçek emekçileri olan maden işçileri, Ocak 1991 yılında o yüzlerinin karalığını hiç silmeden, madenden çıktığı gibi, emeğinin karşılığı için yollara düştüğünde bile bu denli hor görülmemiş, ardından emeğinin hakkı olmasa da verilen zamlar ile gönlü alınmıştı.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri enerji ihtiyacımızdır. Gerekli enerjinin en büyük kısmını yıllarca madenlerimizden karşıladık. Son yıllara bakarsak, yer altı zenginliklerimiz zarar ediyor bahanesiyle ya kapatıldı, ya da parçalanmak suretiyle birilerine devri sağlandı. Elimizde yılları yaşatacak düzeyde kömür madeni rezervleri olmasına rağmen, biz döviz harcayarak dışarıya paramızı akıtıyoruz. Dışarıdan gelen kömür ile bütçemiz açık verirken, memleketimizin doğal kaynağı olan kömür yer altında kalıyor. Bu ülkemize yapılan en büyük haksızlıktır.

 

Haksızlığın en büyüğü ülkeye yapılmış olsa da, o madenin yer yüzüne çıkarılmasında emeği geçen tüm maden şehitlerimize saygı ve minnet borcumuz olmasına rağmen, onları anmayıp, emeklerini hiçe sayıp, onların gelirlerini asgariye indirmek adına maden sahalarını devletten alarak özele devrediyoruz. Peki bunların hakkını nasıl helal ettireceğiz. Bırakın şimdi yaşayanları, ya şehit madencilerimiz?

Pazartesi, 06 Kasım 2017 08:25

Vurun bakalım abalının sırtına

Vurun bakalım abalının sırtına

Bu ülkede ilk yapılması gerekenlerin başında vergi reformu gerekiyor. Alınan vergilere bakıldığında, en büyük verginin dar gelirli vatandaş ve çalışanın üzerinden alındığını görüyoruz. En büyük vergi tahsilatı yakıtta gerçekleşiyor. Bunca dostumuzun olduğu söylenen Arap ve Ortadoğu ülkelerinden getirilen petrol ürünleri, ne hikmetse ülkemize girdikten sonra el yakacak halde halkın kullanımına sunuluyor.

Vurun abalının sırtına diyerek, abalı gördükleri vatandaşın sırtında patlıyor zamlar ve vergiler. Üç kuruşluk araçlara binerek, deposunda taşıdıkları gaz bombası ile, camdan sol kolunu sarkıtarak, sonuna kadar açtığı Ankara oyun havaları ile hava atan zavallı gariban, ödediği bedellerle ne kadar zararda olduğunun adeta farkında değil. Aracı zamlarla besleniyor, vergilerle yürüyor, kendisi ise afyon yutmuş gibi ayakta uyuyor.

Vergiler toplandıkça ülkenin ekonomisi rahatlar. Bizde öyle değil. Vergilerin adil biçimde toplanması mümkün değil. En rahat verginin vatandaştan toplandığı bir gerçek. Zengin ve iş sahiplerinden vergiler istenildiği gibi toplanmıyor. Nasıl olsa bir vergi affı ile bu işi çözerim zihniyeti ile hareket edildiğinden, devletin bütçe açık vermeye mahkum bırakılıyor.

Enflasyonun çift hanelere gelmesini sivri bibere bağlayanlar, işin aslının zamların neticesi olduğunun farkında bile değil. Farkında da söylenecek söz bulamayınca işin özü bu yana kayıyor. Artan zamlar şu günlerde karşımıza çıkan enflasyon canavarını yükseltirken, enflasyon ise, faizlerin yükselmesine neden oluyor.

Faiz lobisiymiş. Ben mi yarattım faiz lobisini yoksa vatandaş mı? Biz bu ceremeyi çekerken, Avrupa’daki insanlarla eşit görülüyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Avrupa’da yaşayan vatandaşların asgari ücretiyle, ülkemizde beş ay babalar gibi tatil yapabiliyor. Bunun örnekleri Ege ve Akdeniz bölgelerinde var. Bunun örneklerini isterseniz anlatayım. Ege’de ev sahibi olmuş İngiliz vatandaşı, İngiltere’nin en avam kesiminden gelenlerdir. Aldığı emekli maaşı bizim emekli maaşının neredeyse on katı. Bu para ile harcayacak yer bulamıyor. Bizim insanımız ise değil harcayacak yeri, parasını dikkatli harcamazsa aç bile kalabilir.

 

Bizim vatandaşımız, kırk derecelik güneşin altında pazara yürüyerek giderken, İngiliz ise kiralama şirketinden araç kiralayarak işlerini görüyor.  Aradaki fark bu derece bariz. Dengesiz bir tüketim politikası izliyoruz. Bir yandan araba sektörü yeni üretim yaparken, diğer taraftan vatandaşın eski aracına göz dikerek, satışı arttırma yönünde yeni müşteri arıyoruz. Üstelik de araç bedelinin yarısından fazlasını vergilendirerek. Bununla da bitmiyor. Araç sattığımız insandan MTV vergisi ve sigorta bedellerini ümüğünü sıkarak alıyoruz. Bazen diyorum da anlamak ne mümkün. Ne akıllı bir milletiz biz ya.

Cumartesi, 04 Kasım 2017 20:15

Bunun adı aklımızla alay etmektir

Bunun adı aklımızla alay etmektir

Ülkenin yarısı kabul etti diye diğerinin ezilmeye asla hakkı yoktur. Çalışan dar gelirliler sanki bu ülkede ikiye ayrılmış gibi gösteriliyor. Bizim dar gelirlimiz, sizin dar gelirliniz. Bizim dar gelirlimizin ek geliri var. Bedava dağıtılan kömür, makarna, gıda maddeleri. Et ihtiyacı ise, iktidar belediyelerinin, imarethaneler kanalıyla halka sunduğu yiyeceğin içinde var. Haftanın üç günü etli yemek yiyerek o ihtiyacını karşılayanlar, gelecek olan zamlardan etkilense de, önemsemiyor. Zaten düşüncesinde dini duygularla alıştırma olduğundan, rızık olayı kendi isteği dışında gelişen bir olgu olarak değerleniyor. Gerisi mi? Hiç sormaya gerek bile yok. Aldığı zamlarla değil et bulmak, yiyecek temel gıdaları bile zor temin ediyor.

Birileri aç susuz beklerken, diğerleri karnını doyuruyor. Bu reva mı? Bence değil. Eğer böyle bir haksızlık karşısında hala bir adaletten söz ediliyorsa, ben bu işin aslından bir şey anlamış değilim. Resmen insanların aklıyla oynamaktır. Dar gelirli değil, orta gelirli bile artık et yiyemez oldu. Et en büyük besin maddesidir. Etin girmediği evde yaşam standartları tam çalışamaz haldedir. Enerjinin en büyük kısmı yenilen kırmızı ette mevcuttur. Et girmeyen eve hastalık girer. Biz sağlık sektöründe bu şekilde öğrendik. Hücrelerin yenilenmesi ve aktif hale gelmesi için kırmızı etin önemi bilim adamlarının çalışmalarında mevcuttur. Bilim derseniz o bile yok edildi.

Bir bakan kalkıp da kamuoyu önünde gülerek, et ucuzlayacak, fakir halk artık et yiyecek diyorsa, bu halk ile alay etmektir. Bir çok kişinin halkın büyük bölümünün fakirleştiğini söylediğinde kabul etmeyenler, şimdi et konusu devrede olunca halkın fakirleştiğini sonunda anladılar. Peki ne olacak bu işin sonu diye merak edenlere anlatalım. Ülkede et fiyatlarının düşmesi tek konuya bağlıdır. Hayvan üretiminin artması ile bu iş gerçekleşir. İlgili olan kurum tarafından verilen bilgilere göre, etin kısa zamanda zincir marketler aracılığı ile ucuz satılacağı belirtilmiş. Peki bu satılacak et dışarıdan geldiğine göre, ne ile alınacak? Sanırım bunlara para verilerek ithal edilecek. İthal edilirken öpücük verilmeyeceğine göre, bunun tek şartı dolar ile alımıdır. Dolar bu gün itibariyle durmak bilmediğine göre çözümünün ne olduğunun da halka anlatılması gerekir.

 

Et fiyatları bir şartla düşer ve halkın her kesimi tüketebilir. Yeni teşviklerle başlayarak, hayvancılık geliştirilmelidir. Üreticiye destek verilmeli ve hayvan üretimi arttırılmalıdır. Bunca boş duran arazilerimiz, hayvan yemi için ekilerek ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Bunca boş arazimiz boş yere bekletiliyor. Çiftçiye gerekli destek sağlanmalıdır. Mazot için çiftçiye indirim yapılmalı, zenginlerin gezdiği tekneler gibi değerlendirilerek ucuz mazot sağlanmalıdır. Kısa sürede çiftçiye gelen imkanlarla, et üreticilerinin imkanları doğru orantılarda desteklenerek ancak et ürünlerindeki bolluk ve ucuzluk sağlanabilir. Yurt dışından et gelecek de, vatandaş et yiyecek. Üstelik kurların pik yaptığı günlerde. İnsanların aklıyla alay etmektir bu.

Perşembe, 02 Kasım 2017 18:10

Ta­ti­le çık­ma­yın pilav yiyin

Ta­ti­le çık­ma­yın pilav yiyin

 

Biz hala bir ta­ra­fı­mı­zı yır­ta­lım, mem­le­ke­tin tu­riz­mi ba­şa­rı­lı diye. Ne­re­de bu işin ba­şa­rı­sı acaba merak için­de­yim. Ya­ban­cı elini aya­ğı­nı sa­hil­le­ri­miz­den çekti. Tu­ris­tik böl­ge­ler­de ev alan­lar ise sat­ma­ya baş­la­dı. Zaten alan­lar gel­dik­le­ri ül­ke­de as­ga­ri üc­ret­li ça­lı­şıp da, bizim bu­ra­lar­da biz­den iyi ge­çi­nen bu­ra­nın zen­gin­le­ri. Gel­dik­le­ri yerde ise ora­la­rın en fa­kir­le­ri. Ora­nın, baş be­la­lı­la­rı, ora­nın hır­sız­la­rı, gasp­çı­la­rı. Mem­le­ket­le­rin­de geçim zor­lu­ğu çekip, darp ve gasp­tan hüküm giy­miş, bir şe­kil­de ya emek­li olmuş, ya da iş­siz­lik maaşı alan boş in­san­lar. Bun­lar bile bizim in­sa­nı­mız­dan daha hür ve daha mutlu ya­şı­yor­lar. Gerçi şimdi kış geldi. Sa­hil­ler bo­şal­dı ama, yaz olsa da do­la­rın ha­re­ke­tin­den tu­rizm­ci daha acı çe­ke­cek­ti. Bun­dan emi­nim.

Bizim tu­rizm ne ola­cak so­ru­su­na ge­lin­ce, valla böyle gi­der­se tu­rizm diye bir şey kal­ma­ya­cak. Kal­ma­ya­cak çünkü yer­li­si bile artık git­mek için gasp ve hır­sız­lı­ğa baş­la­ya­cak. Belki de so­kak­ta di­len­me­yi mes­lek edi­nen­ler, emek­li ve dar ge­lir­li­den daha im­kan­la­ra sahip ola­rak ta­ti­le çı­ka­bi­lir. Birde kısa me­sa­fe­li, günü bir­lik ta­til­ci­ler var ki, onlar zaten te­sa­dü­fi ya­şı­yor­lar bu ül­ke­de. Zaten ha­ya­tı­mız te­sa­düf­ler­le dolu ol­du­ğu­nu, geçen bir­kaç yılda bir­lik­te ya­şa­ma­ya baş­la­dık. 301 ma­den­ci­mi­zi bir kere daha an­mak­ta yarar var. Giden gitti de ge­ri­de bı­rak­tık­la­rı halen ken­di­le­ri­ni to­par­la­ya­rak bir şey­ler ya­pa­mı­yor­lar, on­la­ra ya­na­rım.

Bu ül­ke­nin zen­gi­ni ta­ti­li­ni çok iyi ya­pı­yor. Geri kalan ise, banka kre­di­si veya kredi kar­tı­na yük­le­ne­rek ta­ti­li­ni yap­ma­ya ça­lı­şı­yor. Yeni fi­kir­le­ri ba­sın­dan gör­dü­nüz sa­nı­rım. Emek­li­ler ve dar ge­lir­li­le­re uzun va­de­li ve in­di­rim­li ta­til­ler baş­la­dı diye. Plan­la­ma ol­duk­ça güzel. Beş yıl­lık kal­kın­ma planı gibi aynen. Beş yılda bir ta­ti­le çık. O da zaten en fazla bir hafta. Ban­ka­dan borç­lan. Ancak beş yıl sonra borcu biter ve ikin­ci beş yılda ha­yat­ta ka­lır­san yeni tatil seni bek­li­yor.

Önem­li gün­le­rin in­sa­nı ol­muş­ken, her günü kut­la­ma­lar­la ge­çi­ri­yo­ruz. Belki de dar ge­lir­li­yi avut­ma­nın en kısa ve güzel yönü bu. Kısa me­sa­fe­li gün­lük tur­lar. Topla en az on ki­şi­yi ver elini gör­me­di­ğin yer­le­re. Kim gö­tü­rü­yor, nasıl gö­tü­rü­yor, kim­ler gö­tü­rü­yor, araç el­ve­riş­li­mi, tür­sap kaydı var mı? Artık say sa­ya­bil­di­ğin kadar. Araç­lar şart­na­me­le­re göre di­zayn edil­miş mi? Ta­şı­yan şo­fö­rün uy­gun­lu­ğu var mı? Bu ül­ke­de ne soran var, ne de takip eden. Henüz yeni ya­şa­nan ve an­ne­ler gü­nün­de yi­tir­di­ği­miz can­la­rın he­sa­bı or­ta­day­ken, yeni ya­şa­nan ka­za­lar bu ye­ter­siz­lik­le­ri or­ta­ya ko­yu­yor.

 

Yol­la­rın ye­ter­siz­li­ğin­den tutun, araç­la­rın ye­ter­siz­li­ği­ne kadar her şey bu dü­zen­de yoğ­ru­lu­yor. Peki ne olu­yor? Olan va­tan­da­şa olu­yor. Olan bu ül­ke­de yıl­la­rı­nı verip, ço­cuk­la­rı­na, eşine yap­tı­ra­ma­dı­ğı tatil için kah­ro­lu­yor. Kah­rol­duk­ça ehil ol­ma­yan ki­şi­le­rin ku­ca­ğı­na dü­şe­rek, bozuk dü­zen­de sey­re­di­yor. Vay mil­le­tin ha­li­ne.

Sayfa 1 / 52