21 Eylül 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Doğan Ersoy

Doğan Ersoy

Web sitesi adresi:

Cuma, 03 Mart 2017 21:18

LEVENT AĞRALI'YI ANIYORUZ…

LEVENT AĞRALI'YI ANIYORUZ…

 

Bugün 26 Şubat; 16 yıl önce Didim'in 'Çınar'la­rın­dan bi­ri­ni, Sev­gi­li LE­VENT AĞ­RA­LI'yı kay­bet­tik…

O'nu bir kez daha anı­yo­ruz…

Sizi; 23-28 Tem­muz 2004 ta­ri­hin­de ya­pı­lan, "DİDİM 1.SANAT EDEBİYAT VE KİTAP GÜN­LERİ"nin son günü ak­şa­mı­na, "LE­VENT AĞ­RA­LI" Pa­ne­li'ne gö­tür­mek is­ti­yo­rum: (Ko­nuş­ma­cı­lar: Doğan Ersoy, Fer­yal Ağ­ra­lı ve Şavgu Aydın)

***

"Sev­gi­li ko­nuk­lar... Özel­lik­le de Le­vent Ağ­ra­lı'nın sev­gi­li eşi Güzin Ağ­ra­lı...

Ben Mimar Doğan Ersoy ve ko­nuş­ma­cı ar­ka­daş­la­rım Fer­yal Ağ­ra­lı ve Şavgu Aydın, siz­le­ri saygı ile se­lam­lı­yo­ruz.

Büyük bir et­kin­li­ğin son ak­şa­mın­da da büyük bir in­sa­nı anmak için top­lan­dık…

Sev­gi­li LE­VENT AĞ­RA­LI...

Araş­tır­ma­cı, yazar, res­sam, mü­zis­yen, ozan...

Bir in­san­da bu kadar me­zi­yet olur mu de­me­yin... Le­vent Ağ­ra­lı'da olur...

Da­ha­sı var; ola­ğa­nüs­tü el be­ce­ri­si...

Bon­cuk, taş, midye ka­bu­ğu, sedef, ahşap, demir... Sev­gi­li Le­vent'in eline düş­me­ye­gör­sün; yep­ye­ni bir biçim, yep­ye­ni bir hayat ka­za­nır...

Didim'de Le­vent Ağ­ra­lı'nın bir adı da 'Se­def­çi Baba' dır.

Bu ni­te­lik­le­rin­den han­gi­si daha ön­de­dir bi­le­mem. Ancak sa­nı­rım ya­zar­lı­ğı ve şa­ir­li­ği biraz daha öne çık­mış. Şunu bütün iç­ten­li­ğim­le söy­le­ye­bi­li­rim ki; Sev­gi­li Le­vent'in bir özel­li­ği di­ğer­le­ri­nin tü­mü­ne bedel ve et­kin­di:

Hoş­gö­rü­sü, se­ve­cen­li­ği ve yar­dım­se­ver­li­ği...

Özet­le İNSAN'lığı...

O'na kır­gın, O'na küs­kün kim­se­nin ola­bi­le­ce­ği­ni dü­şü­ne­mi­yo­rum. Ama san­ma­yın ki her­şe­yi ka­bul­le­nir­di...

Böyle bir­şey ede­bi­yat­çı­lı­ğın, şa­ir­li­ğin, mü­zis­yen­li­ğin, res­sam­lı­ğın, yani sa­nat­çı­lı­ğın do­ğa­sı­na ay­kı­rı zaten...

O da iti­ra­zı­nı ya­par­dı, doğ­ru­ya yö­nel­tir­di...

Sa­de­ce siz far­kı­na var­maz­dı­nız, so­nun­da an­lar­dı­nız de­ğiş­ti­ril­di­ği­ni­zi..."

Söz­le­ri ile baş­la­yan ko­nuş­mam­dan da alın­tı­lar ya­pa­rak sür­dü­re­ce­ğim ya­zı­mı…

***

İna­nı­yo­rum ki; sev­gi­li dos­tum Le­vent, Didim'e do­ya­ma­dan ay­rıl­dı ara­mız­dan...

Didim'e doy­mak müm­kün mü?..

Emi­nim her gi­de­nin ar­dın­dan bu söz söy­le­necek.

Yeter ki ger­çek­ten 'Di­dim­li' olsun.

Sev­gi­li LE­VENT, ger­çek­ten 'Di­dim­li'ydi...

Didim'de do­ğan­lar­dan daha çok 'Di­dim­li'...

Doğa tut­ku­nu, 'Çevre'ciydi…

Le­vent Ağ­ra­lı'nın bu yö­nü­nü ve Didim sev­gi­si­ni; O'nu çok seven bir diğer Didim Çı­na­rı'ndan, Di­dim­li'lerin "Tan­yel Baba" diye ta­nı­dık­la­rı Tan­yel Talay'dan, vefat günü al­dı­ğım duygu yüklü faks­dan oku­ya­lım…

Şöyle di­yor­du Sev­gi­li Tan­yel:

 

"İlk Al­tın­kum'a ge­li­şim 1967 se­ne­siy­di. O gün­ler­de öm­rü­mün ya­rı­sı­nı bu­ra­da ge­çi­re­ce­ği­mi bil­mi­yor­dum. Ama bu­ra­sı bam­baş­ka bir yerdi. Sanki her yer­den daha sıca, daha samimi...? sanki de­ni­zi daha bir deniz ko­ku­yor­du, güneş bir başka doğup, bir başka ba­tı­yor­du.

Bir son­ra­ki sene tek­rar gel­di­ğim­de bu iz­le­nim­le­ri­min ilk in­ti­ba­dan değil, in­sa­na her ge­li­şin­de bu şirin sahil yer­le­şi­mi­nin ver­di­ği o bü­yü­lü özel his­ler­den ol­du­ğu­nu an­la­dım.

Al­tın­kum ne kadar ay­rı­ca­lık­lı ise, orada ya­şa­yan­la­rın ara­sın­da da çok ay­rı­ca­lık­lı ki­şi­ler ol­du­ğu­nu ise, takip eden sene Al­tın­kum'dan bir ev alıp, yaz ay­la­rın­da da olsa ya­şa­mak ka­ra­rı­mı ver­dik­ten sonra an­la­dım.

Al­tın­kum'da ya­şa­yan­la­ra Al­tın­kum gönül ve­ri­yor­du, ruh ve­ri­yor­du, biz de Al­tın­kum'a bütün gön­lü­müz­le sa­rı­lı­yor­duk.

Sev­gi­li Le­vent Ağ­ra­lı ağa­be­yi­miz Al­tın­kum'a en fazla ruh veren can­lar­dan­dı.

Al­tın­kum'a sö­kül­mez çi­vi­ler çaktı, unu­tul­maz ha­tı­ra­lar bı­rak­tı, ye­ri­ne gel­mez say­gın ki­şi­li­ği ile bu defa Al­tın­kum'a can veren ruh­lar olmak üzere ara­mız­dan ay­rıl­dı.

Le­vent Ağa­bey'imiz, büyük küçük her­kes­le için­de­ki zarif asa­let­le ko­nu­şur­du.

Eşiy­le bir­lik­te ya­rat­tı­ğı ha­ri­ka el iş­le­ri, Al­tın­kum'un bir kö­şe­sin­den tüm koyu gör­dü­ğü­nüz Le­vent Ağa­bey'in liman lo­kan­ta­sı ve onun akor­de­onun­dan çıkan nağ­me­ler, Didim için yap­tı­ğı bes­te­ler, yaz­dı­ğı şi­ir­ler...

Hele bir de O'nunla iki tek atmak lut­fu­na ermiş ise­niz ser­gi­le­di­ği zen­gin ve kül­tür­lü ki­şi­lik...

O'nu çok öz­le­ye­ce­ğiz.

Didim'i ve Didim Halkı'nı çok seven Tan­yel Baba"

 

Biz­le­rin de duy­gu­la­rı­na ter­cü­man olan sev­gi­li Tan­yel Baba'ya, bir kez daha te­şek­kür edi­yo­rum.

***

Le­vent Ağ­ra­lı 1933 do­ğum­luy­du. Ben­den bir yaş büyük...

Öz­geç­mi­şi­ni 1998 yı­lın­da ba­sı­lan 'SİNCİ' adlı öykü ki­ta­bı­nın ar­ka­sın­da kendi ka­le­min­den oku­ya­lım:

 

"1933 İstan­bul do­ğum­lu olup lise me­zu­nu­yum. Ev­li­yim, bir kızım, iki to­ru­num var.

Yazın ya­şa­mı­na 1950 yı­lın­da An­ka­ra Zafer ve Zon­gul­dak Haber ga­ze­te­le­rin­de mu­ha­bir ola­rak baş­la­dım. Daha sonra, Zon­gul­dak'da tüm yerel ga­ze­te­le­re ve İstan­bul'da Tür­ki­ye Der­gi­si'ne ya­zı­lar yaz­dım.

1976 Mil­li­yet roman ya­rış­ma­sın­da Göçük adlı ya­pı­tım ödül aldı.

Gi­ta­rist ve pi­ya­nist ola­rak 25 yıl pro­fes­yo­nel mü­zis­yen­lik yap­tım. Bes­te­le­rim var.

Yağ­lı­bo­ya resim ça­lış­ma­la­rım ve Didim'e gel­dik­ten sonra baş­la­dı­ğım sedef iş­le­ri uğ­ra­şım var.

Didim'de İmece ile tek­rar ga­ze­te­ci­li­ğe dön­düm.

Uzun sü­re­li ola­rak Didim Pa­rag­raf, Söke Eksp­res'de yaz­dım. Şimdi ise Mavi Didim'de yazı iş­le­ri mü­dür­lü­ğü ve köşe ya­zar­lı­ğı yap­mak­ta­yım.

 

Aydın Ga­ze­te­ci­ler Ce­mi­ye­ti'nden 1996'da köşe ya­za­rı bi­rin­ci­lik ve Didim Ga­ze­te­ci­ler Ce­mi­ye­ti'nden 1997 onur ödü­lüm var. Söke Ti­ca­ret Odası da, Göçük için ödül verdi.

Sedef iş­le­rim için de, Didim Kay­ma­kam­lı­ğı'nın ve Didim Tu­rizm Der­ne­ği'nin tak­dir belge ve pla­ket­le­ri­ni aldım.

Çevre öy­kü­le­ri­mi top­la­dı­ğı­nı Sinci adlı ya­pı­tı­mın da be­ğe­nil­me­si en büyük di­le­ğim. Bunu da, Di­di­nı'de ger­çek­leş­tir­miş ol­mak­tan, büyük bir mut­lu­luk du­yu­yo­rum."

***

Ağ­ra­lı'nın sa­na­ta ba­kı­şı­nı ve roman, şiir, resim, müzik iliş­ki­si­ni de; Şavgu Aydın ile yap­tı­ğı bir söy­le­şi­den oku­ya­lım:

"Uzun yıl­lar süren mes­lek ya­şan­tı­ma rağ­men, halen devam eden bir sanat ya­şa­mım var. Ön­ce­lik­le sa­na­tı bir mes­lek ola­rak hiç gör­me­dim ve gör­mü­yo­rum.

Daha il­ko­kul­da iken pom­pa­lı ağız mı­zı­ka­sı ve ar­mo­ni­ka ça­lı­yor­dum. Or­ta­okul­da gi­ta­ra baş­la­dım. Hele li­se­de iken müzik öğ­ret­me­ni­mi­zin, Tür­ki­ye' nin sa­yı­lı bes­te­ci­le­rin­den Kemal İle­ri­ci ol­ma­sı, sağ­lam bir temel ve çağ­daş bir etki ya­rat­tı sa­nı­yo­rum. Neyse müzik ko­nu­su­na fazla gir­me­ye­lim...

Re­sim­le de uğ­raş­tım. Bu ko­nu­da beni et­ki­le­yen, bu zevki aşı­la­yan, resim yap­ma­ya özen­di­ren, resim öğ­ret­me­ni­miz Eşref Üren oldu. (bir rast­lan­tı; Eşref Üren benim de öğ­ret­me­nim­di. - Doğan) Re­sim­de, "D Gu­ru­bu"nu ku­ran­lar­dan ve ül­ke­mi­zin sa­yı­lı res­sam­la­rın­dan de­ğer­li bir sa­nat­çı.

Önü­müz­de­ki se­zon­da sayın Ersoy' ların Didim Sanat Ga­le­ri­si'nde, ki­şi­sel ol­ma­sa da, karma bir ser­gi­ye ka­tıl­ma ar­zu­su ta­şı­yo­rum. (Ne yazık ki bu sergi ger­çek­le­şe­me­di. Çok üz­gü­nüm.)

Ya­zar­lık ya­şa­mım da da­ğı­nık ol­duk­ça!.. 1950 yı­lın­da Zon­gul­dak'da ya­yın­la­nan bir ga­ze­te­nin mu­ha­bi­ri ola­rak baş­la­yan ya­zar­lı­ğım, bu­ra­da bir pa­ren­tez açmak ge­re­ki­yor, ben ga­ze­te­ci değil ya­za­rım, yıl­lar­la iler­le­di. Zon­gul­dak'da geçen 25 yılda, ya­yın­la­nan tüm ga­ze­te­ler­de gün­lük köşe ya­zı­la­rım çıktı. Bazen aynı günde üç ga­ze­te­de de gün­lük ya­zı­la­rım çıktı.

Lise yıl­la­rın­da baş­la­yan şiir he­ve­sim de sü­rü­yor hala.

Ede­bi­yat ders­le­ri­nin et­ki­si ile aruz vez­nin­de baş­la­dı­ğım şiir yazma tut­ku­su, za­man­la hece ve ser­best vezne de döndü. Amma ben hala aruz vez­ni­nin bir aşı­ğı­yım.

Man­zum öy­kü­le­ri­mi, düz yazı öy­kü­ler ve ro­man­lar iz­le­di.

Didim'de de yirmi yıl­dır bu sanat dal­la­rın­da­ki uğ­ra­şı­mı sür­dü­rü­yo­rum."

Fazla gir­mek is­te­me­di­ği müzik ko­nu­sun­da 20'den fazla bes­te­si de var Ağ­ra­lı'nın... Özel­lik­le "Ayşem" ve "Te­red­düt" isim­li slo­w­la­rı ile "İkimiz" isim­li tango dans mü­zi­ği bes­te­le­ri ünlü...

"An­ka­ra Rad­yo­su'nun Se­vi­len Cazı" diye anons edi­len "Le­vent ve Ar­ka­daş­la­rı" ku­ar­te­di uzun süre zevk­le din­len­miş. Ünlü müzik adamı Okay Temiz ile ça­lış­mış.

Sah­ne­ler­de Nejat Uygur ile şov prog­ram­la­rı yap­mış.

***

 

Didim için de iki şi­iri­ni bes­te­le­miş.

"Köy kız­la­rı tar­la­da,

Kuş gibi se­ki­yor­lar,

El­le­rin­de fi­de­ler,

Hep tütün eki­yor­lar."

dört­lü­ğü ile baş­la­yan “DİDİM KIZ­LA­RI" ve;

"Yirmi yıl olmuş hay­ret! Oysa henüz dün gibi,

Nasıl geç­miş bunca yıl, sanki bir kaç gün gibi.

Bu gü­ze­lim bel­de­de, insan hiç yaş­lan­mı­yor,

Bu öyle bir duygu ki an­la­ta­bil­mek çok zor."

diye baş­la­yan ve;

"Apol­lon yüz­yıl­lar­ca, biz­le­ri göz­le­yecek,

Doğa soy­kı­rı­mı­nı, hay­ret­le iz­le­yecek."

di­ze­le­ri ile son­la­nan "DİDİM'İ YA­ŞA­MAK"...

***

Dost­la­rım...

Üzün­tü­nüz büyük bi­li­yo­rum.

Ben, bu üzün­tü­nün ya­nın­da buruk da olsa bir mut­lu­lu­ğu ya­şı­yo­rum.

Le­vent Ağ­ra­lı'yı ta­nı­ma­nın, onun dostu ol­ma­nın mut­lu­lu­ğu­nu...

Tıpkı; ara­nız­da çok ol­du­ğu­nu bil­di­ğim siz dost­la­rı gibi...

Sev­gi­li Koca Le­vent'i daha uzun süre zaman zaman da olsa ana­ca­ğız sa­nı­yo­rum...

 

O, sin­miş artık Didim'in ha­va­sı­na...

Size O'nun ka­le­mi ile bir Didim tab­lo­su:

"Yine; kı­zı­lın, sa­rı­nın, tu­run­cu­nun,

Her to­nu­na bo­yan­dı gök­yü­zü.

Bir şafak vakti, Didim'de,

Alev­den fır­ça­lar­la."

1994 yı­lın­da yaz­dı­ğı bir şi­iri­nin so­nun­da ne güzel bir aracı kul­lan­mış:

"Didim,

Yine bin­ler­ce yıl ön­ce­si­nin,

Si­hir­li ge­ce­li­ği­ne bü­rün­dü.

Sü­tun­la­rı, el aç­tı­lar göğe Ta­pı­nak'ın.

İnsan­lar adına, özür di­le­mek için."

***

26 Şubat 2001 günü Didim Mer­kez Camii'nde ta­bu­tu­nun ba­şın­da, uğur­la­ma ko­nuş­ma­sı­nı yap­mak­tan onur duy­muş­tum, bunun mut­lu­lu­ğu­nu ta­şı­yo­rum…

 

Ko­nuş­mam:

"Bugün 26 Şubat 2001...

Didim'in 'Çınar'la­rın­dan biri daha dev­ril­di...

Sev­gi­li LE­VENT AĞ­RA­LI, Allah'ın rah­me­ti­ne ka­vuş­tu…

Ne mutlu sana 'Le­vent'...

Didim senin ya­sı­nı tu­tu­yor, senin için göz­ya­şı dö­kü­yor...

Ge­le­ne ağam, gi­de­ne paşam de­me­din, daima doğ­ru­dan yana oldun...

'Düzen'in eko­no­mik vur­gu­nu sen, kim­se­ye eğil­me­din...

Ge­rek­ti­ğin­de 'Doğa'dan ya­rar­lan­dın, o be­ce­rik­li, sa­nat­çı el­le­rin­le deniz ka­buk­la­rın­dan ekmek yedin...

An­ka­ra Rad­yo­su'ndan gelen bi­ri­ki­mi­ni 'Klav­ye­ne' yan­sıt­tın...

Sa­nat­çı ru­hu­nu ka­le­min­le ki­tap­la­rı­na ak­tar­dın, tu­va­li­ne res­met­tin...

Ta­raf­sız eleş­ti­ri­le­ri­ni, in­san­cıl sev­gi­le­ri­ni dü­rüst­çe ve sa­mi­mi­yet­le ga­ze­te­ler­de­ki 'Köşe'ne aldın...

Kimse sana 'Vayy...' de­me­di, kimse sana kı­za­ma­dı...

Kim­se­yi kır­ma­dın, ama kı­rıl­dın...

Kim­se­ye dert­len­me­din, dert or­ta­ğın ka­le­mi­ne sa­rıl­dın.

' Kara Elmas'dan Mavi Didim'e' isim­li ki­ta­bı­nın son şi­irin­de dile ge­tir­din kır­gın­lı­ğı­nı ve şöyle bi­tir­din:

'Ya­şa­mak bu de­mek­se, say ki ben de ya­şa­dım…’

Sev­gi­li Le­vent, iyi ki sen de ya­şa­dın...

Ma­ale­sef senin gi­bi­ler, ancak ara­mız­dan ay­rıl­dık­tan sonra ya­şı­yor...

Rah­met sana Sev­gi­li Le­vent...

Varsa hak­kı­mız helal olsun ...

en de hak­kı­nı helal et...

Seni çok ara­ya­ca­ğız, sev­dik seni…

Gıpta sana…”

 

***

Salı, 02 Şubat 2016 10:45

“UMUT ve ÇARE !..”

“UMUT ve ÇARE !..”

01 Şubat 2016 Pazartesi; kahvaltı sonrası keyif çayımı içerken aldım Sözcü’yü elime…

Önce, Rahmi Turan Baba’nın ‘TOKMAK’ını okurum…

Sayın Turan, içinde bulunduğumuz durumu kısaca özetledikten sonra;

“….Peki, ne olacak?

Çaresiz miyiz? Umutsuz muyuz?

Hayır! Çare de var, umut da… Yeter ki adam olalım, birlik olalım.

Umudun ve çarenin ne olduğunu bugün TOKMAK-2 sütunumda anlatıyorum.” demiş…

Bakalım, Rahmi Baba, bizi nasıl sevindirecek… Tokmak nereye, kime inecek?..

‘TOKMAK 2’, 11. Sayfa sağ yanda…

*****

O da ne… Tokmak öyle bir iniyor ki tepeme…

Bu öneri, 50 yıllık gazetecilik geçmişe sahip Rahmi Baba’dan gelemez…

İşte; duayen bildiğimiz Rahmi Turan’ın, sonuçdaki ‘umudu ve çaresi’

“Türkiye’mizin mutlaka Cumhuriyet ilkelerine bağlı ilerici yeni bir demokratik partiye ihtiyacı var.

Bu yeni partiye gönüllü olarak koşacak birçok CHP ve MHP milletvekili olacaktır. Hatta AKP’den bile gizli cumhuriyetçiler çıkabilir.

Ancak… Böyle yeni bir partide, başı çekecek lider çok önemlidir.

Bu lider kim olabilir?

İşte adını söylüyorum:

Bence bu lider Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu olmalı.

Henüz 40’lı yaşlarda, siyaseten hiç kirlenmemiş, pırıl pırıl bir isim…

Metin Feyzioğlu’na sesleniyorum:

Ey Metin Bey! Daha ne duruyorsun? Bir parti kur!

Başına geç! Göreceksin ki, o partinin peşine milyonlar takılacak.

Ben, kendi hesabıma böyle Atatürkçü, laik cumhuriyet yanlısı, vatansever bir partiyi hiçbir çıkar beklemeden, sonuna kadar destekleyeceğimi ilan ediyorum.”

*****

Şoktayım açıkçası…

Bu kadar deneyimli, Atatürkçü ve solcu, laik cumhuriyetçi olduğunu iddia eden ve bu nitelikleri ile saygı gören bir gazeteci böylesine şuursuzca bir teklifi nasıl ve ne cesaretle yapabilir?..

Öte yandan; Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu gibi; ATATÜRK’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönülden bağlı ve bunu her fırsatta kanıtlamış, üstelik gerektiğinde CHP’nin Genel Başkanı olabilecek bir değerli akademisyene böylesine çakma bir parti başkanlığını önerebilmek de ayrı bir densizliktir.

Düşünebiliyor musunuz AKP ve MHP’den koparılacak milletvekilleri ile, bazı (?) CHP Milletvekilleri’nden oluşacak ve CHP’ye alternatif olacak bir parti !!!...

Ve böyle bir partinin Genel Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu

Olacak şey mi?..

*****

Sayın Rahmi Turan, her yazısının sonunda yaptığı gibi, bu yazısının sonuna da; önerisi ile de ilişki kurulabilecek anlamlı bir fıkra eklemiş:

“Farelerin kurultayı!

Bir kurultay toplayan fareler, konakta kendilerine hayat hakkı tanımayan sert, haşin ve öfkeli kediden nasıl kurtulabileceklerini tartışıyorlar…

Yapılan teklifler bir bir görüşülüyor, plan ve projeler konuşuluyor ama bunların hepsi sakıncalı bulunarak reddediliyor.

Sonunda genç bir fare söz alıp ‘Ben düşmanımız olan kedinin boynuna zil takılmasını öneriyorum. Böylece onun geldiğini önceden duyar, kaçar veya saklanırız’ diyor.

Genç farenin bu önerisinin kökten bir çözüm getireceğini düşünen tüm katılımcılar, onu sevinç içinde ayakta alkışlıyorlar.

Bir köşede sesini çıkarmadan oturan yaşlı ve deneyimli bir fare ortalık sakinleşince ayağa kalkıp söz alarak:

‘Eveett!’ diyor ‘Bu öneri güzel olmasına gerçekten güzel de, çok merak ettiğim bir şey var!

Bu zili kedinin boynuna hanginiz asacak?”

*****

Sayın Rahmi Turan; oldu olacak önerdiğiniz yeni partinin başına, teklif sahibi olarak da, 50 yıllık geçmişinizle siz geçiniz…

Böylece; naklettiğiniz güzel fıkradaki kedinin boynuna çıngırağı asma onuru da size ait olur…

Ama, size de kıyamam…

Çünkü böyle parti kurmayı deneyenler hep boyunun ölçüsünü aldılar…

 

*****

Perşembe, 12 Kasım 2015 14:30

CHP DELEGE SEÇİMLERİNE GİDERKEN

CHP DELEGE SEÇİMLERİNE GİDERKEN

“DSP’li Mumin Kamacı” ve ekibinin CHP delege seçimlerinde aktif (!) rol oynamaya başladıkları ve tekrar CHP’ye dönme ve hatta yönetimi ele geçirme(!) çabası içine girdikleri görülüyor.

Anlaşılan intikam hırsı hala dinmemiş…

Ne demişti; DSP’li Mümin Kamacı 2014 Yerel Seçimleri’nde, DSP’nin Belediye Başkan adayı olarak;

“CHP’ye gereken dersi vereceğiz!..”

“CHP’yi barajın altına indireceğiz!..”

*****

2014 seçimlerini hatırlayalım…

CHP Genel Merkezi tarafından Didim Belediye Başkan adayı olarak Sayın Deniz Atabay aday gösterilince, mevcut Başkan Sayın Mümin Kamacı’dan büyük tepki gelmişti.

Tepki o boyuta geldi ki; Kamacı, kendisini o konuma getiren partisine karşı yakışıksız suçlamalara başladı ve istifa ederek DSP’den Başkan adayı oldu…

Dostu olarak ondan fazla yazı yazdım bu köşede, caydırmak için…

Sadece;

OLDU MU YA, MÜMİN KAMACI !..

YAKIŞTI MI SANA ve EKİBİNE ?.. başlıklı yazılarımdan kısa alıntılar yapacağım…

*****

OLDU MU YA, MÜMİN KAMACI !..

YAKIŞTI MI SANA VE EKİBİNE ?.. (2) 14 Mart 2014

…..

“Eveeet Mümin Kamacı…

Nezaketle karşılandığınız DİMDER’de yaptığın konuşmada, yalan-yanlış ifadelerle ‘Mağdur’ edebiyatı yapmış, üç şaşırtıcı cümle kurmuştun…

“CHP’ye gereken dersi vereceğiz!..”

“CHP’yi barajın altına indireceğiz!..”

Veee, sıkı dur, yazıyorum;

“CHP’den istifa edip DSP’den aday oldum ama her ihtimale karşın CHP kimliğimi iade etmedim…

Cebimde taşıyorum!..”

Hoppala… Uydu mu ya bu cümle, ilk ikisine!..

Parti kimliği koleksiyonu mu yapacaksın yoksa?..

Şaka biryana; sana tavsiyem, o kimliği hemen yok et… Yoksa senin karabasanın olur…

Her eline geçtiğinde gözyaşlarına hakim olamazsın, senin mutluluğunu etkiler…

Ne sen bundan sonra CHP’ye dönme gurursuzluğunu gösterebilirsin…

Ne de seni kabul etme densizliğini gösterebilecek CHP bulabilirsin…

Oldu mu ya, Mümin Kamacı !..

Yakıştı mı Sana ve Ekibine ?..

*****

OLDU MU YA, MÜMİN KAMACI !..

YAKIŞTI MI SANA VE EKİBİNE ?.. (3) 15 Mart 2014

Bu yazıdan da, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun konu ile ilgili söylediklerini paylaşacağım:

“Partililik koltuğa bağlılık değildir. Partililik partinin ilkeleri çerçevesinde ülkeye bağlılıktır. Ülkenin bu kadar sorunu varken ben hala koltuğumda oturacağım, beni belediye başkan adayı göstermezseniz gidip başka partiden aday olacağım derlerse bunlara prim vermeyin. Bugün partiyi satanlar yarın başka şeyleri de satabilirler. Bu kadar sert konuştuğum için beni bağışlayın lütfen ama ben doğruları söylemek zorundayım.”

“Sayın Kamacı… Sana;

Oldu mu ya, Mümin Kamacı !..

Yakıştı mı Sana ve Ekibine ?..

diye sorarken haksız mıyım?..

*****

 

Yarın yapılacak “Delege Seçimleri”ne katılacak CHP Üyeleri’ne hatırlatmayı bir görev bildim…

Pazartesi, 20 Temmuz 2015 16:54

“Hîn-i hacette kolu ‘EL’e çeviriniz”

“Hîn-i hacette kolu ‘EL’e çeviriniz”

Özellikle politikacıların konuşmalarında, bir sözcük önemli yer tutar;  “Devlet’te süreklilik esastır.”

Devlet’in temelini oluşturan, içerde ve dışarıda izleyeceği ana politikaların tutarlılığını, güvenilirliğini ve sürekliliğini (Örneğin; ATATÜRK devrim ve ilkeleri ve buna dayalı Anayasa) ifade etmesi gereken bu sözcük, 13 yıldır iktidarda olan AKP tarafından yaşatılan; yanlışların, hukuksuzlukların, çıkar ilişkilerinin ve ‘Yurtta barış, dünyada barış’ karşıtı davranışların, ‘Tek Adam’ anlayışı ile süreklilik kazanması olarak uygulanmaktaydı.

Bu kötü gidişi nihayet gören ‘Türk Seçmeni’; 7 Haziran Genel Seçimi’nde AKP’nin ‘Tek başına iktidar’lığına son vermiştir.

“Devlet’te süreklilik esastır.” Prensibi burada da devreye girmiş ve ‘Devlet Çarkı’ günlük işleyişinin durmaması için; Halk’ın görevden aldığı ‘İktidarsız Hükümet’, yeni Hükümet kuruluncaya kadar görevde tutulmuştur.

Ne var ki; cezalandırıldığı alışkanlıklarından vazgeçemeyen AKP, kendini hala, ‘İktidar’mış gibi görerek büyük bir aymazlık (Bütün belirtileriyle ortada olanı görememe) içinde aynı yanlışları sürdürmekte ve olası bir erken seçim için görevlendirmeler, yatırımlar yapmaktadır.

Bu davranışları ile; daha da güven yitirdiklerinin farkında olamayacak kadar hayal alemindedirler.

Cumhurbaşkanı tarafından, Hükümeti kurmakla görevlendirilen AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, koalisyon çalışmalarına CHP ile başladı.

CHP’nin önceden açıklanmış 14 ‘olmazsa olmaz’ı vardı.

Dokuzunda görüş birliği sağlandığı ve görüşmede ‘karşılıklı anlayış’ (!) olduğu açıklandı…

İkinci görüşme MHP ile yapıldı.

Devlet Bahçeli, hep yaptığı gibi “erkekçe”(!) yüksek sesten; ‘MHP hiçbir koalisyonda yoktur.” kesin(!) düşüncesini açıkladı.

Ama, görüşmenin sonunda da  ‘Devlet’te süreklilik esastır.’ ve ‘Devlet’ten ümit kesilmez’ özdeyişlerini hatırlatırcasına; “AKP ile bir koalisyon içinde yer almayacaklarını söyledi.” Ancak, eklemeyi de unutmadı “Yokuz ama ihtiyaçta buradayız.” (Sözcü 15.07.2015)

Eskiden trenlerde bulunan ifade ile; “Hîn-i hacette kolu ‘EL’e çeviriniz.”

Anlamı: “İhtiyaç (Tehlike) anında kolu EL işaretine çeviriniz” (Sonraları, bunun yerini; fotoğrafdaki gibi “Tehlike anında kolu çekiniz” aldı.)

Yani; ‘koalisyon’a katılmıyoruz ama, bildiğiniz gibi biz sıkıştığınızda yanınızdayız.’

****

Muhalefet için hayati öneme sahip ‘TBMM Başkanlığı’ seçiminde Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığını   CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’ye bırakalım.

Sayın İnce, kendisi ile yapılan bir söyleşide şunları söylüyor: (Sözcü 19.07.2015)

“AKP'yi her sıkıştığı yerden kurtaran parti MHP'dir. 367'de, 4+4+4'te, türbanda, yani ne zaman AKP sıkışmışsa, bilin ki MHP imdadına yetişmiştir.

Meclis Başkanlığı seçiminde de bir fırsat yakalanmıştı. Yürütme, yasama ve yargının başını muhalefet alacaktı ve bu ilk kez olacaktı.

HDP ile aynı yerde olmam ne demek?

6 milyon oy almış HDP. Yani siz 6 milyon oya terörist mi diyorsunuz? Bunu dediğiniz anda Türkiye'nin bölündüğünü kabul etmiş olursunuz.”

Bunlara, MHP’nin ‘Gezi Parkı’ndaki ve ‘Taksim 1 Mayıs Kutlaması’ndaki tutumlarını da eklemek mümkün…

Son olarak; ‘Meclis Başkanlık Divanı muhalefet üyelerinin saray boykotu’nda, son anda Sayın Devlet Bahçeli’den alışık onay çıktı:

MHP’li Divan üyeleri Saray ziyaretine katılacak.

****

Bu ‘Koltuk Değneği’ espirisi öylesine, ‘Vaka-î adiye’ (olağan) hale gelmiş ki; parti heyetleri bayramlaşması sohbetinde bile rahatça konuşulabiliyor:

CHP Gen. Bşk. Yard. Murat Özçelik, MHP Gen. Bşk. Yard. Mevlüt Karakaya’ya; "Sonunda siz AKP'ye dışardan destek verir seçime götürürsünüz, hayırlı olsun." diye konuşuyor ve heyetler gülüşerek ayrılabiliyorlar?...

Böyle birşeyin şakası bile düşünülemez bence…

 

Kimseler bana kızmasın lütfen…

ALLAH’tan da,

DEVLET’ten de ümit kesilmez.

13 yıldır ‘Astığı astık, kestiği kestik bir yönetim sergileyen AKP, 7 Haziran 2015 genel seçiminde %40’la aradığını bulamayınca; “ALLAH’tan ümit kesilmez.”e sığındı…

Bir başka halk deyişi daha vardı;

“DEVLET’ten de ümit kesilmez…”

*

Seçmen; AKP’yi iktidardan indirdiği gibi, 3 muhalefet partiyi, CHP(132), MHP(80) ve HDP’yi(80) koalisyon kurmakla görevlendirdi…

Çünkü; hernekadar bu üç partinin uzun vadede görüş ayrılıkları olsa da, hemen çözüm bekleyen birçok konuda (örn; yargı, yasama, emniyet, eğitim, işsizlik, gelir dağılımı, yoksulluk, yolsuzluklar, işçiler, köylüler, cumhurbaşkanlığı, vb.) söylem birliktelikleri vardı…

Tam da bu sırada MHP, ilk çıkışını yaptı;

“Biz MHP olarak ilkeli bir partiyiz…

Bu nedenle ‘Terör uzantısı HDP’ ile birlikte olamayız…

Hatta onların destek verdiği bir oluşum içinde olmayı bile kabul edemeyiz…”

MHP böyle düşünüyor olabilir… Bize saçma gelse bile; ‘düşünce düşüncedir…’(!)

Bizce; sonu tehlike olsa bile…

Seçenler düşünsün…

Demokrasi bu…

Ancak; bu demokrasi cilvesi ile, MHP, TBMM Başkanlığı seçiminde geçersiz oy kullanarak AKP adayını CHP adayına tercih edince, AKP de şaşırdı bu işe…

MHP, hiç düşünmedikleri bir ‘TBMM Başkanlığı’ hediye etmişti kendilerine…

Boşuna dememişler;

“DEVLET’ten de ümit kesilmez…”

***

Muhabir değilim ama, affınıza sığınarak, hayalî bir MHP’li ile hayalî bir söyleşi (ropörtaj) yapsam nasıl olur?..

*

-  “Biz MHP olarak ilkeli bir partiyiz, bu nedenle ‘terör uzantısı HDP’ ile birlikte olamayız…” diyorsunuz…

Anayasa’mıza uygun, Demokratik ve nadiren görülen ‘İtirazsız’ bir seçim sonucu TBMM’de birliktesiniz. Halk’ın tercihi olarak eşit sayıda Milletvekili ile, üstelik yanyana oturuyorsunuz ama?..

-  O başka… Ayrıca; onlar solumuzda, Başkanlık Divanı sağımızda olduğu için biz onları görmüyoruz…

Onlar ise, bizi görmeden Başkan’a bakamazlar…

Zaten; Divan oluşumundan sonra bir önerge ile HDP’nin sağından, AKP’nin sağına yerleştirilmemizi isteyebiliriz…

*

- Başkanlık Divanı’nda da ikişer Katip Üye ile yan yanasınız. Tutanaklara ortak imza atacaksınız?..

- ! ! !

*

- İki parti olarak, komisyonlardaki eşit birlikteliğiniz?..

- Eşitlik söz konusu değildir…

*

- Diyelim ki. 13 yıllık geçmişte Muhalefet Partileri olarak çok eleştiregeldiğiniz konularda, AKP’ye rağmen ortak yasa teklifleri geldi. Tutumunuz ne olacak?..

- HDP ile birlikte olamayız…

*

- Seçmen mesajı ile ilgili bir soru:

Seçmen; 7 Haziran’da büyük bir katılım sergileyerek, %40 ile iktidarı düşürdü ve %60 ile üç muhalefetin Koalisyon yapmasını istedi… Bu bir görevlendirmeydi aslında…

Siz, ‘HDP ile koalisyon yapmayız’ diyerek karşı çıktınız.

HDP geri çekildi ve “İki parti koalisyon yapın, ben dışarıdan destekleyeyim…” dedi.

Buna da karşı çıktınız;

“HDP’nin desteğini bile kabul etmem.”

Oysa ki; siz beğenseniz de, beğenmeseniz de, demokrasi kuralları ve yasalar çerçevesinde seçilmiş ve TBMM’ye girmeyi hak kazanmış bir parti grubunu yok sayamazsınız…

Çünkü; bu restleşmeniz, ülke geleceğini tehlikeye sokar duruma geliyor. Ve buna hakkınız yok…

Yanılıyor muyum?...

- HDP ile birlikte olamayız…

*

- “DEVLET”imizin önemli kurumlarından biri de “RTÜK” (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu)…

RTÜK, 9 üyeden oluşuyor; 5 AKP, 2 CHP, 1 MHP, 1 HDP… TBMM’deki yeni dağılıma göre, AKP dörte düşüyor ve başkan da değişiyor, yeni başkan seçilecek…

Büyük öneme sahip bu durumda tutumunuz ne olacak?..

- HDP ile birlikte olamayız…

*

- Son soru yemin töreni hakkında…

HDP’yi en kalın çizgilerle ‘YOK’(!) sayıyorsunuz.

Ancak; bildiğiniz gibi, CHP Milletvekili Deniz Baykal yönetimindeki TBMM Geçici Başkanlık Divanı’nda 6 genç katip üye oturuyordu. Bu gençler, Milletvekilleri’ni dönüşümlü olarak yemine çağırıyorlardı,,,

Tesadüfen de bunlardan üçü HDP’liydi…

Tuğba Hezer, Enise Güneyli ve Dilek Öcalan…

Dikkat ettiniz mi; kaç MHP Milletvekili, bu gençler tarafından Yemine Çağrıldı?..

Örneğin sizi kim çağırdı, Sayın Devlet Bahçeli?..

Yoksa; harcadığınız deneyimli politikacı Sayın Deniz Baykal, sizi üzmeyecek inceliği de düşünmüş müydü?..

- ! ! ! ! !

 

*****

Cuma, 05 Haziran 2015 13:28

MARTILAR ÖZGÜRDÜR, YA İNSANLAR?

MARTILAR ÖZGÜRDÜR, YA İNSANLAR?

Seçim arefesinde, yasaklar nedeniyle;

uzun bir şiirimden rastgele seçilmiş birkaç kıta paylaşacağım…

MARTILAR ÖZGÜRDÜR…

Martılar özgürdür…

Denizin kumsalı öptüğü yerde,

takanın direğinde,

geminin güvertesinde özgür;

çatılarda, balkonlarda,

pencere önlerinde.

Neler görürler neler;

en mahrem sahneler...

Bazen gülerek, bazen bağırarak,

çığlık çığlığa...

Martılar özgürdür;

İnsanların olamadığı kadar özgür...

***

Martılar özgürdür...

Hani aşıklar vardır;

Hani Mecnun'lar…

Söyleyemez Leyla'sına yazdıklarını.

Hani Tahir'ler vardır;

Zühre hasretiyle sıkar dişini,

şiire döker içini…

Veysel biçimi,

Eyüboğlu biçimi,

Yunus biçimi,

Karacaoğlan biçimi,

Attila İlhan biçimi...

Daha niceleri...

Güzelliklerine varmak lazım...

Bal tatlısı, zehir acısı,

cennet, cehennem,

aşk, şehvet, doğa;

tadını almak lazım...

Parmaklıklar ardında

bazen inci tanesi,

bazen demir leblebi.

Haykırasıya şairdir Nazım…

Martılar özgürdür;

Şairler kadar özgür...

***

Hani şarkılar vardır;

aynasıdır bestekarın.

Bazen güldürür coşturur,

içini kaynatır insanın...

Ağlatır, içkiye vurdurur bazen

kendinden geçirir inanın.

Söylenemezler  söylenir şarkılarda,

aşkın en güzeli,

sevişmeler, çılgınca,

ölesiye öpüşmeler...

Martılar özgürdür;

Şarkılar kadar özgür...

***

Hani türküler vardır;

Anadolu'm kokar...

Dağlarım kokar kekik kekik...

Yanmamış ormanlarım kokar.

Kirlenmemiş nehirlerim...

Çeşme başlarım,

ağaç gölgelerim,

ipek saçlarım,

öpülesi yanaklarım,

gözlerim, dudaklarım,

Güdüllü misali aşklarım...

Ahhh ahhhh!..

Bir deryadır türkülerim...

Martılar özgürdür;

Türkülerim kadar özgür...

***

Gerçekten Martılar özgürdür...

Hani insanlar var ya;

martı kadar olamamış,

özgürlüğün tadını alamamış,

yaşamın kıymetini bilememiş insanlar!..

Martılar,

onlara da bağırırlar yukardan;

Sesleri çirkin de olsa

şarkı söylerler iyi niyetle.

Kızar, haykırırlar,

bütün sevecenlikleri ile;

“Kıymetini bilin” yaşamın, özgürlüğün diye...

Martılar özgürdür...

Yaşam kadar özgür...

Özgürlükten nasibini alamamış;

kendini özgür sananlardan da özgür Didim 02.01.2007

*****

“ÖZĞÜRLÜK” öyle bir kavram ki; uğruna neler yapılmış neler; bazen kavuşmak, bazen sınırlamak için..

“İnsan düşünen hayvandır” denir, sadece düşünen mi?..

Ben ona “Özgürlüğü sınırlanan”ı da eklemek isterim…

Tam özgür insan var mıdır bilemem…Var diyelim…

Can güvenliğimiz, ‘Doktorlar’ı nereye koyacağız?..

Ne yiyeceğimize onlar karar verir…

Ya Modacılar?.. Ne giyeceğimize onlar karar verir…

Eminim sizin de aklınıza geleni, esas karar vereni yazamam, seçim yasağı…

Bizim Martılar, genel olarak kuşlar da biraz fazla özgür…

Uçarken işlerini yaparlar, tepemize ederler, kızamayız…

Aksine seviniriz bile; “Kısmet düştü” diye !..

Kuşların bol olduğu yerleri tercih edenler vardır belki…

Kısmetli olmak için!..

Şaka biryana; “Özğürlük”ün en gerçekçi olduğu yer “Oy Kabini” ve “Oy Sandığı”dır bence…

Ne güzel bir ‘Özgürlük’tür, elimdeki mühürü istediğim yere basmak, zarfa koyup, o kadar insanın dikkatli bakışları önünde kasıla kasıla sandığa atmak…

“Özgürce görevimi yaptım” diyebilmek.

Haydi; hiç olmazsa bu özgürlüğü kaçırmayalım…

 

****

Perşembe, 04 Haziran 2015 12:25

CHP ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”-4-

CHP  ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”-4-

Çarşamba, 03 Haziran 2015 12:53

HP ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”-3-

HP  ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”-3-

CHP  ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”-2-

Pazartesi, 01 Haziran 2015 17:12

CHP ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”

CHP  ile “YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”

Cumhuriyet Halk Partisinin, “Hükümet Programı” niteliğindeki seçim programında ana öge olarak “ÖNCE İNSAN” görülmektedir…

Kaynak; İNSAN, araç; İNSAN, amaç; İNSAN…

Ve, o nedenle de;

“YAŞANACAK BİR TÜRKİYE”

***

Türkiye'de yurttaşların yaşam koşullarını iyileştiren, Türkiye'yi dünyanın saygın ülkeleri arasına sokan her büyük dönüşümde Cumhuriyet Halk Partisi'nin imzası vardır.

Halkımızdan aldığı büyük güçle ulusal bağımsızlığımızı sağlayan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran;

Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğündeki CHP...

ATATÜRK ilkeleri ile sembolleşen “Altıok”un uygulayıcısı ve yılmaz savunucusu olan CHP'nin önderliğini yaptığı çağdaşlaşma ve kalkınma atılımı, dünya tarihinde eşine az rastlanır başarılarla doludur.

Milli egemenliğin tesis edilmesi, eşit oy hakkının kabul edilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, CHP sayesinde atılan adımlardır.

CHP, Türkiye'nin ilk büyük sanayileşme hamlesini gerçekleştirmiş, ilk büyük eğitim reformunu hayata geçirmiş ve çağdaş bir sosyal devlet inşasının ilk adımlarını atmıştır.

Çok partili yaşama geçilmesi, CHP'nin ortaya koyduğu güçlü iradenin sonucudur.

"Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini benimseyen CHP, yurttaşlarımızın geleceğe yönelik umutlarının azaldığı her dönemde, umutlu geleceğin kapısını aralayan parti olmuştur.

Üzülerek belirtmeliyim ki; bugün Türkiye’miz, bütün komşuları ve hatta, dünyanın birçok ülkesi ile dostluğunu yitirmiştir.

“ATA”mızın deyimi ile; ‘Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş’tür, büyük çoğunluk artık gülmeyi unutmuştur.

Sanayi ve ekonomi çökmüştür.

Demokrasinin bütün kurum ve kuruluşları çalışamaz veya yanlı çalışır durumdadır…

Yani; ‘Ahval ve Şerait’ çok bozuktur.

Ana muhalefet CHP, yıllardır süregelen bu durumun düzeltilebilmesi için TBMM’de kıyasıya mücadele etmişse de; tek beyinden kumanda edilen İktidar Parmakları’nı aşamamıştır.

Ancak, böyle durumlar için ATATÜRK’ün yüklediği ağır sorumluluğun da bilincinde olan CHP; bu mücadelesini sürdürürken, bir yandan da gelecek ilk genel seçim çalışmalarına, iki yıl öncesinden ciddi biçimde başlamış ve çok detaylı bir ‘Seçim Bildirgesi’ hazırlamıştır.

O kadar ki; bu bildirge, bazı teknik ekleme ve düzeltmeler ile CHP iktidarının “Hükümet Programı” olacaktır…

***

Sevgili Türk Halkı… (Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir…) - 1921(m.88), 1961(m.54), 1982(m.66) Anayasaları

19 Mayıs 2015 günlü yazımda da belirttiğim gibi;

“07 Haziran 2015 Genel Seçimi”, sıradan bir iktidar belirleme seçimi değildir.

Bütün olumsuzluklar biryana; “Ülke bütünlüğü ve Rejim” tehlikeye girmiştir.

Yani, önümüzdeki seçim; “Ülke bütünlüğünün korunması ve mevcut Rejiminin sürdürülmesi”nden yana olanlar ve karşı olanlar seçimidir…

Lütfen iyi düşünün ve iktidar olabilecek, CHP’ye oyunuzu verin… Gerçekten çok iyi hazırlandı CHP iktidara…

Seçim barajının çok altındaki partiler, size sesleniyorum…

Bütün siyasi partiler Demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Görüş farklılıkları olacaktır, olması da gerekir…

Ama bu seçim farklı…

Ülke bütünlüğünün ve rejimin, desteğinize ihtiyacı var…

CHP’nin başta gelen taahhüdü; “Seçim barajının kaldırılması”dır…

Bu kazanım, birdahaki seçimlerde alacağınız oy ne olursa olsun TBMM’ye girebileceğiniz anlamını taşır. Düşünmeye değmez mi?..

07 Haziran’a kadar, CHP seçim bildirgesini çok kısa başlıklar halinde ve olabildiğince sizlerle paylaşacağım:

***

Seçim bildirgesinde; ‘Dış Politika’ya, “Sağlık”a ve “Eğitim” çok geniş yer verilmiş.

Komşularımız biryana dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu tek tek ele alınmış.

Eğitim, sağlık, güvenlik, ticaret, teknoloji, sanat-kültür alış-verişleri, ortak çalışmaları ve yatırımları gibi…

Seçim Bildirgesi’nden alıntılar:

YURTTAŞ MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA:

Dış politikada öncelik yurttaşlarımızın güvenliği, huzuru ve refahıdır.

Değerleri Temel Alan Dış Politika

Değerlerimizin kaynakları, Cumhuriyetimizin tarihinde ve sosyal demokraside bulunmaktadır. CHP barışçıl bir dış politika izleyecektir. Barışçılık, kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün "yurtta sulh, cihanda sulh" sözü ile bizlere çizdiği en önemli hedeflerden biridir

Dünyaya Açık Dış Politika

CHP, bölgesel bütünleşme çabalarına hız verecektir.

AB Üyesi Türkiye

1963 yılında başlattığımız AB sürecini, iktidara geldiğimizde tam üyelikle sonuçlandıracak ve Türkiye'yi AB'nin saygın bir üyesi yapacağız.

***

SAĞLIK HİZMETLERİ:

* Her yurttaş için kaliteli ve ücretsiz sağlık hizmetleri

• Prim ödemek sağlık hizmeti için ön koşulu olmayacak

• Sağlık hizmetleri için alınan katılım payı vb. kaldıracağız.

• CHP Aile Sigortası Programı kapsamında, yoksul yurttaşlarımızın GSS primlerini Hazine'den karşılayacağız.

• GSS prim borcu olan yoksul yurttaş borçlarını  sileceğiz.

• Sağlık kurumlarında rehin kalma ya da senet imzalatma gibi insan onuruna aykırı durumlara son vereceğiz.

• Hastane ve doktor randevu telefonları ücretsiz yapacağız.

• Engellilerin, hastanelere servis araçları ile randevulu olarak gelmesini sağlayacağız.

• Engelliler için evde fizik tedavi olanağı sunacağız.

• Tutuklu ve hükümlü sağlık hizmetlerini uluslararası standartlara ulaştıracağız.

• Sağlık hizmetlerinden alınan katılım paylarını kaldırarak acil servislerdeki yığılmalara son vereceğiz.

• Acil servis hizmetlerini ücretsiz hale getireceğiz.

• Acil servislerde acil tıp uzmanları çalışması sağlanacak.

• Ambulans sistemini geliştirip, istasyon sayısını artıracağız

• Aile hekimlerinin mevzuat ve uygulamadan kaynaklanan sorunlarını çözeceğiz.

• Aile hekimlerini devlet memuru olarak atayacağız.

• Performans sistemini nitelik göstergelerinden de yararlanacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz.

• Tıp hukukunu çağdaş norm ve standartlara ulaştıracağız.

 

***** Devam edecek.

Sayfa 1 / 6