21 Eylül 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya Hakkında

Web sitesi adresi:

Perşembe, 06 Temmuz 2017 13:12

SÖYLEMEDİ DEMEYİN !..

SÖYLEMEDİ  DEMEYİN !..

2007 yılından bu yana bilmem kaçıncı kez yazdım, sayısını ben bilmiyorum,Mavi Didim gazetesi arşivlerinde mevcuttur.

Özellik Akbük Kültür ve Çevre Derneği Başkanlığım döneminde AKBÜK’ün Çevre sorunları ve Fosseptik atıkları ile yapmış olduğumuz mücadele ve o  dönemlerde her ayın Belediye meclisi toplantısında gündeme taşıya, taşıya  sonunda bir noktaya kadar Kanalizasyon ve Arıtma sorununun çözümünü getirmiştik.

Sonuçta şu Belediye, bu Belediye  demeden verilen mücadeleler sonucunda bir yere kadar getirilen  AKBÜK Kanalizasyonu ve Kalıcı arıtma sorunu nihayet çözüm getirilmiş durumda.

Gerek benim, gerekse benden sonra görev almış  tüm AKÇED yönetimlerinin haklı ve gurur verici mücadelelerinin  sonuç vermesi sevindiricidir.

Geçici paket arıtmanın bile yapılması konusu hep gündemde tutulmuş ve karar aşamasında dernek başkanlığım sona ermesine rağmen  yer konusunda kalemim ile verdiğim mücadele Akbük ve Didim kamu oyunun belleğindedir.

Paket arıtmanın yerinin yanlış olduğu zaman içinde anlaşılmış, hatta o tesisin yapılmasında katkısı olan Belediye Meclisi üyelerinin yer konusunda haklı olduğumu zaman,zaman söylemeleri,hatalarını kabul etmeleri doğruların tek olduğunun göstergesiydi.

Bu nedenle  bu günkü yazımı yazma ihtiyacı duydum.

Bizler birer faniyiz,

Belki bu gün, belki de yarın yok olacağız ama bırakılan eserler hep kalıcıdır,

Şu anda aldığım bilgiler doğru çıkarsa AKBÜK kanalizasyonu ihalesi 12 Temmuzda yapılacakmış,

Çok sevindim,ne  kadar doğru bunu da bilemem  ama  KANALIN  bağlanacağı arıtma konusunda bir haber yok.

Bir duyuma göre  Didim arıtmasına bağlanacakmış,

Bir duyuma göre yeni bir arıtma yapılacakmış,

Bu bir teknik mesele,

Bir yatırım meselesi,

Ancak acizane görüşüm  ta 2007-2009 arasındaki görüşüm hala geçerli, yeni bir arıtma ve bu arıtmanın  Ak yeni köy, Akbük, Balat,Akköy ve hatta Didim’i de kapsayacak olması ve yerinin de öyle tespit edilmesi ki arıtılmış suyunun  Söke ovasında  Tarımsal amaçlı kullanımını sağlayacak bir yer olmasıdır.

Neden mi?

Görünen köy kılavuz istemez,

Küresel ısınma 2014’den itibaren başlayacak demiştim ta 2007 Birleşmiş Milletler ekosistemler öngörüleri ile, yer altı sularının çekileceği ve kuraklığın,çölleşmenin Batı Anadolu olan bu bölgelerimizden başlayacağı verilerini yayınlayarak.

İşte bu nedenle bu arıtılmış suyun TARIMSAL  amaçlı kullanımı gereklidir,

Büyük bir yatırımların zamanın ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında görülüp  ona göre yapılandırılmasıdır.

İşte bu düşüncemde hala ısrar ederek sayın Büyükşehir Belediye Başkanımızın ileri görüşlü çağdaş ve aydın bir kişiliğini bildiğim için bu önerimi tekrarlamak istedim.

Proje aşamasında  yapılacak yatırımların değiştirilmesi zarar ettirmez,

Zararın neresinden dönülürse kar dır mantığı içinde  değerlendirilmesi için öneriyorum,

Benim önerilerimin doğruluğu araştırılsın,

İncelensin,

Didim arıtması çok eski bir tesis ve teknolojik olarak ne kadar yenilenebilinir,

Birde bu tesisten çıkan ne kadar tam arıtılmış bir su olduğu biliniyor yaptığımız o zamanki incelememiz ile bizce malum,

Bu arıtılmış  su Denize deşarj edilmekte,

Bu da denizaltı deşarjı  için ayrı bir yatırım ve boşa akan su olarak.

Bu konuyu Büyük Şehir Teknik kadrolarının,

Sayın Belediye Başkanının,

Sayın Belediye Meclisi üyelerinin  dikkatlerini sunmak isterim.

Yeni proje AKBÜK’ümüzün temiz çehresi için, kapalı bir koy olan körfezimizin temiz kalması için,

Eskiden olduğu gibi ÇİPURA’larını,KEFAL’ lerini ,LEVREK’ lerini  gönül rahatlığı ile tüketmek için hayırlı olsun diyorum…

Pazartesi, 03 Temmuz 2017 14:48

SİYASİ SORUMLULUK VE CHP…

SİYASİ SORUMLULUK VE CHP…

Türk Demokrasisinde  CHP’nin  sorumluluğu çok büyüktür,

Hele 1923 de ilan eteğimiz Cumhuriyet yönetimimiz içindeki  Milli iradeli demokrasimiz içinde,

Milli şef ve Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün yönetimindeki  Genç Cumhuriyetimiz içinde demokrasi tartışmaları hala günümüzde tartışılmaktadır.

Elbet, tartışılmalıdır, demokrasi gereğince

Ancak,

O günün koşullarında yaşananları dikkate alınırsa,

Türk Milletinin eğitim ve kültür düzeyi göz önünde bulundurulursa,

Yönetimde söz sahibi olan milletin temsilcilerinin nitelik ve nicelikleri göz ardı edilmeden objektif değerlendirilirse,

Yapılan saldırı ve eleştirilerin haksızlık boyutunu sormayı gitsin.

Yoktan var edilen bir Cumhuriyeti kuranları,

O cehalet ve cüret içindeki Milletin Meclisindeki temsilcileri baktığınızda  Karar vericilerin içinde bulunduğu ortamı hiç düşündünüz mü?

Medrese eğitimli bile ne kadar vekil vardı hele bir düşünün,

Halkın Okuma –yazma seviyesini hiç sormayın,

Bir işbirlikçi çıkıyor ve halkın temiz duygularıyla inançlarını kullanarak kışkırtmaları yaşatıyor,

Buna rağmen inançlı bir avuç Cumhuriyet aydını Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün etrafında birleşip karar alabiliyor ve meclisten geçirebiliyorlar,

Nelerle karşılaşıldrığını Mecçlis arşivlerini inceleyenlerden duyduğumuz kadarı ile,

İncelesek belki neleri göreceğiz bilemiyorum.

EAvet o dönemde tek pharti iktidarı vardı,

Gazi Paşa’nın etrafındaki bir avuç aydın insanların kurduğu CHP vardı,

1930’lu yıllara gelindiğinde Çok partili döneme geçiş denemeleri yaşanmış ancak neler yaşandığını hepimiz biliyoruz.

Mustafa Kemal Paşa bu işin Aydınlanma Devrimini yapmadan gerçekleşemeyeceğinin bilinci ile  Köy Enstitüsü projesini ta 1937 de hayata geçirmeye çalışmış, EĞİTMEN  okulları ile başlanılan bu çalışma Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ömrünün vefa etmemesine rağmen 1940’larda ancak hayata geçirilebilmiştir.

Ne acıdır Gazi Paşamız 1938’de  gözlerini yumduğu andan itibaren  Anadolu üzerindeki emel ve amaçları bitmeyen emperyalistler hemen kollarını sıvamışlar ve ilk işleri Köy enstitülerini kapattırmak olmuştur.

Yani aydınlanma devrimi gerçekleşmeden,

Halkın eğitimi tamamlanmadan,

Genç Laik Cumhuriyetin Kültür devrimi gerçekleşmeden  aydınlanma ışığı söndürülmüştür,

Kalan kırıntıları da günümüze kadar devam ederek bu günlere ancak bu kadar gelinebilinmiştir.

Eğer bu gün hala direnebiliyorsak ve ayakta isek bu kırıntıların sayesindedir.

İşte Cumhuriyet devrimlerinden Aydınlanma devrimi tam başlamadan bitirilmiş olması LAİK Cumhuriyete vurulan en büyük darbedir.

1950 de Demokrasi  denemesine geçildiğinde ilk karşılaşılan şey nedir,

Hepimiz biliyoruz,

Devrin Başbakanı MENDERES,meydanlarda ne demiştir,

Eğer siz “Halk” isterseniz bu ülkeye hilafeti bile getirirsiniz diye işe başlamıştır, sonuçta gelinen nokta,

Milenyuma kadar Türk siyasi hayatı hep din ekseninde ,inanç sömürüsü üzerine inşa edilmiş, Demokrasi aşığı CHP Milenyumda da aynı hataları yine yapmış,

Demokrasi aşığı Baykal liderliğindeki CHP,    AKP’nin önünü açmış,Recep Tayip Erdoğan’ın önündeki engelleri Anayasa değişikliğine giderek kaldırtmıştır.

Sonuçta gelinen nokta.

Kendisinin yani  Lideri düzeyinde “KUTLU DOĞUM HAFTASI” kutlamalarına katılması CHP’nin Demokrasi katkılarıdır..

Ama ne çare,

15 yıldır iktidarını sürdüren ve ülkenin getirildiği nokta göz önüne alınırsa,

işte Millet,

işte Halkın bilinç düzeyi,

İşte iktidar.

Ne bekleniyor ki,Milli iradenin bilinç düzeyi ve seviyesi ortada,

Hani bir sözümüz vardır ya,

“Böyle başa böyle tarak” diye,

Laik olduğumuz biçimde yönetileceğiz…

 

Cumartesi, 01 Temmuz 2017 19:18

OYNANAN OYUNLARA DİKKAT!..

OYNANAN OYUNLARA DİKKAT!..

Ülkemizde oynanan oyunlara dikkat etmek zorundayız,

Sadece Siyasiler mi,

Elbet hayır,

Milletçe…

En önemlisi  tüm siyasiler,yani ülkeyi yönettiklerini söyleyenler.

Yakın tarihimize baktığımızda

Ta  Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana hep Din simsarları yabancı ideolojilerin inisiyatifleri doğrultusunda kullanılmış ve ayaklanma,isyanlar çıkartılmış, katliamlara varan olaylar yaşanmıştır.

Milenyuma yaklaştıkça 1978 de MARAŞ katliamı,

1980 de  ÇORUM katliamı,

1993 de  Sivas MADIMAK katliamı.

Daha öncekilere bakıldığında hepsi aynı kılıftan çıkma

Dini kullanan şeyhler,şıhlar eliyle yapıldığıdır,

Tarikat, Mafya ve gizli servisler eliyle tezgahlanan bu olaylarda hep halkımızın saf, tertemiz inanç ve dini duyguları kullanılmış ve ayaklanmaları sağlanarak katliamlara varan vahşetler yaşanmıştır.

Şeyh Sait ayaklanmasında İngiliz çıkarları doğrultusunda halkın dini duyguları kullanılmış,

Saidi Nursi keza öyle,

Çorum katliamı Alevi- sunni kavgası çıkartılmak ve hatta Komünistler Camimize bomba attılar gibi sahte söylemleri   kullanılarak  alevi inancında bulunan yurttaşlarımız katledilmişlerdir,

Maraş Katliamı yine Alevi – Suni kavgası çıkartılmak üzere Alevi yurttaşlarımız katledilmiştir,

Sivas Madımak katliamında ise Yine Alevi- Suni kavgası çıkartılarak Dini istismarcıları kullanılmış, Madımak otelinde bir etkinlik için toplanan aydınlarımız diri , diri yakılarak katledilmişlerdir.

Ortam ve meydanlar yine böyle olaylara müsait durumda.

Yabancı servisler yine iş başındalar,

Bu seferki görevleri daha büyük,

İç savaş senaryoların peşindeler,

Yerli işbirlikçileri ellerini ovuşturmaktalar,

Fırsat  kollamaktalar,

Bu fırsatı onlara verip vermemek bizim ülkemizin siyasilerinin elinde,

Milletçe uyanık olmak zorundayız,

Başta Cumhurbaşkanı AKP genel başkanı gibi değil,

Türk Devletinin ,Türk Milletinin Cumhurbaşkanı olduğunu göstermelidir,

Başbakanda Milli birlik ve beraberlik  söylemleri içinde  Tüm Siyasi aktörlerin elinden tutarak birliğimizi  sağlamalıdır,

Özellikle Cumhurun Başkanı bu milli birliğimizin simgesi olduğunu unutmadan,

Her türlü etki ve tepkiden uzak  el, ele birlikte kenetlenmemizi sağlamalıdır.

Yoksa bu seferki görevleri daha da ciddidir  yabancı servislerin,

Hele amaçları ve görevleri daha da ciddidir…

 

Perşembe, 22 Haziran 2017 13:13

HAKİKATEN SAPLA SAMAN MESELESİ…

HAKİKATEN  SAPLA SAMAN MESELESİ…

Okurlarım,ya benim aklıma bir şeyler oldu,

Ya da gerçekten sapla saman iyice karıştı,

Başbakana dinliyorsunuz,

O da haklı,

Ana Muhalefet liderine dinliyorsunuz

O da haklı,

AKP genel Başkanına dinliyorsunuz kendince söylediklerinde,

O da haklı…

Ama birinin söylediklerine bakarsanız onun da haklı olduğunu söylemek için ne olmak gerekir hala karar veremedim.

Türk yargısı son elli yıldır Altın çağını yaşıyormuş,

Milenyuma kadar Türk yargısı  gerçekten altın çağındaydı,  belki de olmayabilirdi ama  bağımsızdı,

Tarafsız değildi,

Taraftı çünkü Cumhuriyetten yana taraftı ,

DARBE DÖNEMLERİ HARİÇ.

Ya Milenyumdan sonrası,

Sormayın gitsin.

Cumhuriyetin son 15 yılında bağımsız yargıdan,

Tarafsız yargıdan,

Hele,hele 12 Eylül 2010 referandumundan sonra bağımsız yargıdan,

16 Nisan 2017 den sonra da Bağımsız ve TARAFSIZ  yargıdan bahsetmek mümkün mü?

OHAL  kararnameleri hüneri ile FETO’cuları yargılayıp, hatta yargılamadan bile tutuklamak yargının bağımsızlığını göstermez,

Hele ,hele  Tarafsız olduğunu söylemek  bence akıl tutulmasıdır,

Altından bir şey aramak gerekir.

Hele bunu birde Hukukçu birisi söylerse anlamak mümkün değildir.

O zatı muhtereme buradan sormak isterim,

Hakimler savcılar Kurulunun yükseğinin kaldırılmasından sonra Hakim ve Savcı olarak atanan Hukuk insanlarına bakıldığında gerçekten Türk Yargısı son elli yılın değil, son iki ayını Altın  ayları olarak  nasıl göreceğiz,

AKP il Başkanı,ilçe başkanı,Meclis üyeliği yapmış,

AKP Bürokratı olarak çalışmış,

Milletvekili adayı bile olmuş  hukukçu kimliklerin atandığı yargı nasıl altın çağını yaşabilmekte

Bu yıllar nasıl altın yıllar, altın aylar oluyorsa.

Yani AKP iktidarı  ile  paralelinin  paylaşım kavgası başlatılmamış olunsaydı  TÜRK Yargısı hala altın yılını yaşamaya devam edecekti öyle demi,

Bence Cumhuriyet Yargısı Rahmetli oldu,

Altın çağını kapattılar  TÜRK yargısının,

Cumhuriyetin Hakimlerini ve Savcılarını bunların arasından ayırarak tenzih ederim,

Ama bu gün yargının getirildiği yer AKP yargısıdır,

Bu ne altın çağını yaşamaktır,

Ne de Pırlanta çağını,

Resmen Taraf ve Bağımlı olarak tarihin karanlık sayfalarında yerini alacaktır…

 

Çarşamba, 21 Haziran 2017 15:02

BÖYLE ÇÖZÜLMEZ …

BÖYLE ÇÖZÜLMEZ …

Gün geçmiyor ki,Analar ağlamasın,

Dul kalan  kadınlarımız olmasın,

Göz yaşları sel olan Evlatlar olmasın,

Bu acıların reçetesi öldürmek olamaz,olmamalı,.

Öldürmek ne zamandır,

İşgale kalkarlar ve Cephe kurarlar,

Savaşırsın, o zaman.

Tıpkı Çanakkale Cephelerinde olduğu gibi.

O zaman ne demişti büyük asker,

“Ben sizi ölmeyi emrediyorum”…

İşte o zaman ölünür ve arkasından göz yaşı dökülmez.

Ne yapalım yani adam saldırıyor, öldürmeyelim mi?

Elbet,

Ama bu arada ölmeyi ve öldürmeyi önleyecek önlem ve tedbirleri aldınız mı?

O ortamı yaratan koşulları ortadan kaldırmak için adım attınız mı?

Sebep ve sonuçlarını incelediniz mi?

Neden mi Bahsediyorum,

Silah satmak için emperyalizm tarafından silahlandırıp üzerimize çullandırılan KÜRDİSTAN hayalleri ile yanıp tutuşan TERÖR  örgütünün saldırılarından.

Para kaynaklarını kuruttunuz mu?

Hayır,

Terörün beslendiği FEODALİZMİ tasfiye edecek tedbir,önlem ve gerekenleri yaptınız mı?

Hayır,

İşsizlik ,aş, iş  sorununu çözmek için ne gibi adımlar attınız?

Kocaman bir Hiç.

Peki ya eğitim,

Bilinçli bir toplum,eğitim ve kültürel alanlarda hangi adımları attınız devlet olarak  40 yıldır?

Eh bir parça yarım yamalak Dil kullanma konusu belki,

Yetti mi?

Çözdü mü?

Kesinlikle hayır.

Bölgenin doğal koşulları göz önüne alındığında Tarım ve Hayvancılık ne alemde,

Burnunun dibinde çıkan petrol  için ağızları betonla kapatılan  kuyuların  üretime dönük açılma gibi,bir çalışma yaptınız mı?

Koskocaman bir HAYIR,

Peki ne gibi önlemler aldınız,

Ne yaptınız söyleyelim korkmadan,

Verin bize oylarınızı biz çözeriz terörü dediniz,

Ya dilinize, ya da DİNİNİZE dediniz aldınız oyları çözdünüz mü?

Daha dün EVET deyin TERÖR bitsin dediniz, o günden bu yana her gün en az günde 3-5 şehit geldi hep,

Ne yalan söyleyelim, “Tavşan KAÇ, Tazı tut” culuk oynuyorsunuz,

O zaman ne ANALARIN göz yaşları diner,

Ne de akan kanlarımız durur,

Ölenler ister Terör örgütünden olsun,

İster Asker,Polis ve korucularımız olsun, bu memleketin birer evladır onlar,hepsinin birer anası,babası vardır,evlatları,çocukları,eşleri vardır,

Onların göz yaşlarının dinmesi Emperyalizmin sorunu değildir,

Bu sorun büyük TÜRK Milletinin sorunudur,

Çözümü de yine büyük TÜRK Milletinindir,

Bizi yönetenlerin,yönettiklerini söyleyenlerin bildik yöntemlerle çözüm üretemeyeceklerini görmemiz gereklidir.

Onun için  Milletçe el ele vererek bu sorunu yine bu YÜCE Millet çözmelidir, çözecektir de,

Yeter ki sen TÜRKSÜN-KÜRTSÜN bölücülüğünün kurbanı olmayalım…

 

Salı, 20 Haziran 2017 10:45

HER TÜRLÜ SALDIRI OLACAKTIR…

HER TÜRLÜ SALDIRI OLACAKTIR…

Türkiye de adam olmak,

Türkiye de  dürüst olmak,

Her şeyden önce insan olmak gerçekten zordur,

Çekemezler,

Hazmedemezler,

Saldırırlarda saldırırlar,

Çünkü Ahlak erozyonuna uğramışlardır,

Toplumda  ne siyasi ahlak,

Ne ticari ahlak,

Ne beşeri ahlak,

Ne de Medeni ahlak kalmamıştır.

Onun için Adam gibi adamların yaptıkları her şeyi saldırırlar,

Yok etmek onların görevidir.

******************

Bu nedenledir ki sayın Kılıçdaroğlu’ nun  kişiliğinde oluşan şu ADALET yürüyüşü çeşitli saldırılar altındadır,

Saldırmaları da bekleniyor zaten.

Ama başaramayacaklardır,

Ha Yürüyüş sonuçta  bir şeyleri başarabilecek midir?

O olgunlukta siyaset yok,siyasi ahlak yok

Ama şu bir gerçek ki verilen bir söz yerine getirilmiş olması, güven vermesi bakımından önemlidir

Bunun içinde bu yürüyüş mutlaka ama mutlaka Maltepe Cezaevinin önüne kadar sürdürülmeli ve başarılmalıdır.

Onun için ben şahsen tam destek veriyor ve bu ülkede artık bir şeylerin başarılabilineceği gerçeğini herkese göstermek isteyenlerdenim.

Sayın Kılıçdaroğlu’ nun  yapmış olduğu tüm olumsuzluklara rağmen ve bu yürüyüşün  bir sonuç vereceğini inanmama rağmen mutlaka başarılmalı diyorum.Artık geçmişte yapılan hataları, olumsuzlukları eşeleyip durmanın da bir şey kazandırmayacağını bilerek,

Tüm Demokrasi güçlerinin ittifakı ile artık ülkede  Milli Birlik Koalisyonu kurulmalı,

Bireysel davranmanın hiç bir şey  kazandırmadığını,kazandırmayacağını görmeliyiz artık.

Bunları söylerken de sayın Kılıçdaroğlu ve ekibi de durup şöyle bir günah çıkartmalı,

Yapılan hataların bir daha tekrarlanmaması için  öz eleştiri vermelidir,

Mesela 7 Haziran da Kaybeden AKP’yi  İSTİKŞAFİ  görüşmelerle Zaman kazandırıp  toparlanmasını sağlatıldığı gibi,

Kendi içinde Demokrasiyi  yerleştirmelidir,

Her Renk için uyum diyebilen bir anlayışa karşı her türlü fikre de açık olunmalıdır,

Bu Partinin kuruluş felsefesi olan KEMALİZM’ e  tekrar geri dönülmeli yani PARTİNİN  kurucu ayarları mutlaka ve mutlaka yaşama geçirilmelidir.

Halk o zaman güven duyup arkanızdan yürür.

Bütün bunları yaparken elbet Küresel sermaye boş durmayacak,

Her türlü saldırıya geçecek,

Ama bu Millet, kendini Devletine ve rejimine karşı SİPER OLACAKTIR.

Kuruluşunda olduğu gibi her türlü saldırıya göğüs gerecektir,

Yeter ki o güveni  verelim,

O dik duruşu sergileyelim…

 

Pazartesi, 19 Haziran 2017 14:45

MUTLAKA BAŞARILMALI...

e-post:  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

MUTLAKA  BAŞARILMALI...

Bir şeyi başlamak,bitirmenin yarısıdır,

Başarmak için inançlı olmak gereklidir,

Toplumsal mücadelede inandırıcı olmak gerek,

Umut vermek gerekir,

İnandırmak gerekir,

Tıpkı  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK  gibi,

******

Kemal Kılıçdaroğlu önderliğindeki CHP ve Demokrasi bileşenlerinin  ADALET arayışı büyük yürüyüşü soru işaretlerime rağmen Destekliyorum,

Belki bir BAŞLANGIÇ  olacaktır,

Neyin mi?

Demokrasi mücadelesinin,

Laiklik mücadelesinin,

Adalet, Hukuk arayışı mücadelesinin

Benim gibi kendini aydınım diyen,

Demokratım diyen,

Özgürlük ve Bağımsızlık savaşçısıyım diyenlerin,

Her halimizle,her koşulda destek vermek zorundayız.

Yoksa yalnız kalan bir mücadele başarıya ulaşmaz.

Özellikle Gençlik desteğini görmek istiyorum bu yürüyüşte,

TGB’ yi,

Ülkü ocaklarını,

Öncü Gençliği,

TLB’ yi,

Demokrasi mücadelesinde  Silivri duvarları onlar için yıkmaya gelen bu halkın mücadelesinde, VATAN partisinin tüm örgüt gücünü görmek isterim,

Yoksa bu destek ve güç vermekte  yalnız bırakılır,

Bu adalet arayışı CHP’nin mücadelesiymiş gibi GÜDÜK kalır,

Hukuk ve ADALET hepimize gerekli ve çalınan ADALET hepimizin,

Hep beraber güç birliği içinde destek vermek zorundayız,

Hukuk ve adalet hepimiz için gereklidir,

Sayın genel başkan KEMAL KILIÇDAROĞLU  dik dur, mücadele yeni başlıyor,

Tarih seni mücadelenle anımsatsın…

Belki ülkemizdeki Demokrasi mücadelesinin, Laik Cumhuriyet Mücadelesinin,

Parlamenter  Demokrasi mücadelemizin bir başlanıcı olmasını sağlayacaktır.

Güç vermek gerekli,

Omuz vermek gerekli,

Mücadeleyi sahip çıkmak zorunluluğumuz var diyorum.

Yoksa , bu mücadele sadece KEMAL KILIÇDAROĞLU’nun

Y-CHP’nin mücadelesi olarak kalır ,

Sonunda yaşanacak bir başarısızlığın bedeli çok ağır olur,

Bu nedenle diyorum ki sayın KILIÇDAROĞLU,  verdiğiniz her mola yerinde  DÜNYA KAMUOYUNU yapacağınız basın açıklamaları ile vereceğiniz mesajlar çok önemlidir,yapacağınız çağrılar çok önemlidir,

BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR, unutmayalım…

 

Pazar, 18 Haziran 2017 09:08

ÇALINAN ADALET…

ÇALINAN ADALET…

Çalınan adalet dedim,  evet çalınan  ADALET!

ÖZALİZM’ e  kadar TÜRK adaleti Bağımsız yargıçların elindeydi,

Yargı, TSK’dan sonra en çok güven duyulan kurumdu,

Avukatları ile, Hakimleri ile ve de Cumhuriyetin SAVCILARI  ile,

Ne acıdır ki Milenyumda iktidarı eline geçirenler

Çıraklık dönemlerini atlattıktan sonra Paralel ile el ele vererek Hukuku GUĞUK’ a çevirmeyi başardılar,

2010 Referandumu ile “Yetmez ama EVET” çilerin desteği ile Türk hukuk sistemini allak bullak etmeyi becerdiler,

Yandaş Savcıları ile,

Atanmış Yargıçları ile,

Özel Yetkili hukukçuları ile,

HSYK’ sı ile,

Yargıtay’a atanan yandaşları ile,

Anayasa Mahkemesi üyelerinin yandaş yerleştirme kurumu haline getirilmesi ile ,

Yaşadıklarımız bir rüya gibi.

Resmen ve alenen çaldılar ,

Elimizin altından yağ gibi kayıp gitti ADALETİMİZ,

16 Nisan’da yapılan EVET-HAYIR  oylamasında,

Çalınan yargı sistemi için gerekli olan tam BAĞIMLI  Hakimler,Savcılar Kurulu oluşturuldu,

Nasıl mı

Üyelerinin atamasını Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanının genel başkan olduğu AKP gurubu çoğunluğu eliyle Meclisten atanarak,

Bu Hakimler ve Savcılar Kurulunun Başkanı ise  AKP’li Adalet Bakanı ve Yardımcısı onun Müsteşarı,

Yeni atanan Hakimleri,savcıları bakınız,

Ya AKP ilçe, il başkanı,

Ya Milletvekili adayı olmuş hukukçular,

Ya da AKP hükümetlerinin bürokratlarından,

Nasıl bağımsız karar vermelerini bekliyoruz bu yargıçlardan.

Nasıl Tarafsız ve Bağımsızlık beklersiniz bu kuruldan,

Anayasa Mahkemesi Üyelerini de yine aynı yöntem ve sistem içinde Cumhurbaşkanınca  atama yapıldığı ortada iken bağımsız karar vermelerini beklemek saf dillilikten öteye bir şey olamaz,

Öte yandan OHAL yürürlükte,

Ohal Kararnameleri ortada,

Ne Güvenlik güçleri bırakıldı,

Ne Askeri personel ve ne de Hukuk adamları,

Hiçbir ayrım yapılmadan adına Feto Terör örgütü BAYLOĞCU denilerek  uygulanan OHAL,

Bu şartlar altında Bağımsız Adalet aramak neyin nesidir,

Sırada Ana Muhalefet Partisi vardı,

O da başlanıldı,

Balyoz ve Ergenekon  kumpasları içinde DEVLET Sırrı olan  KOZMİK ODA  peşkeşi yapılırken adalet yok edilmişti,

Bu arayış ta o zaman başlanılacaktı,

Geç kalınmış bir adalet arayışı,

Diyojen gibi el feneri ile Zifiri karanlıkta ADALET aramak,

Evet  Çalınan adaleti aramak,

Kılıçdaroğlu,  Diyojen feneri ile çalınan ADALETİ  aramaya çıktı, büyük yürüyüş ile,

Ta o zamanlarda aydınlar tarafından  DEMOKRASİ uyarısı yapılmıştı  ANA MUHALEFET Partisinin genel başkanına,Parti gurubuna,

Şimdi el yordamı ile Karanlıkta  ADALET arayışı,

Geç kalınmış da olsa güzel bir başlangıç,

Desteklenmeli DEMOKRASİ  BİLEŞENLERİNCE,

Çığın yarattığı Kartopu gibi Karanlıkları aydınlığa çıkartacak Ay ışığı altında aramak bence doğru bir TAVIR,

Ama yalnız değil,

Tüm Demokrasi güçleri,

Adaleti arayanlar ile birlikte

Her zaman olduğu gibi TÜRK Milleti güvenilir bir lider beklentisi içinde,

Dik durabilen,

Demokrasi aşığı  güvenilir Lider önderliğinde,

İşte aranan ADALETİ böyle bulur ve Yaşatırız…

 

Salı, 13 Haziran 2017 09:42

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ…

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ…

Sözün bittiği yer neresidir diyenlere, işte tam burasıdır demek gerekli,

Bu Millet kime inanacak,

Kime güvenecek,

Sözün bittiği yer  denir ya,

Tüm umutların bittiği yere vardık artık,

Nasıl çıkacağız bu girdabın içinden bilen var mı?

İnsanlarımız kime inanacaklarını, kime güveneceklerini bilmemekteler,

Bundan dolayıdır ki hem aynı teraneler.

Referandum öncesinde Devletin en üst düzeydeki  kişilerden aldıkları söz,

“EVET verin, Terör bitsin”

Bitti mi,

Aldınız evetleri, terörü bitirdiniz mi?

16 Nisan’dan bu yana kaç canımız gitti, kaç Ocağa ateş düştü,

Kaç tane ana yüreğine Ateş düştü,

Onu yaşayanlar bilir,

Acıyı çekenler bilir

Aybük’e öğretmenime kıyan o hain elleri hani kıracaktınız,

Daha henüz çiçeği burnunda öğretmen,

Daha nice çiçekleri açacaktı okulunda

Kardelenlerin kökleri kurutulmaya devam ediliyor

Ya Allah’ımın aşkına Sizleri bu millet ne görevi verdi de bu acıları yaşatmaya devam ediyorsunuz,

Ne yapıyorsunuz sizler,

Bu millet sizleri bundan dolayı mıdır güvenip o çok sevdiğiniz koltuklarınızda kalmanız için destek veriyor,

Ülkeyi ne kadar zarar veriyorsunuz,

Bu milleti ne acılar yaşatıyorsunuz,

Ne zamana kadar devam edecek,

Top yekun bu milleti Cephelerde  kan gölünde boğdurtmak mıdır derdiniz,

Yavrularımızı KATO dağlarında,Dar geçitlerde şehit verirken tek tesellimiz vardı, Vatan savunması,

Bayrağımızın semalarımızda özgürce dalgalanması,

Bu vatan toprağının bir tek çakıl taşı için canını seve,seve vermeye hazırız

İyi de

Ne işimiz var bizim Suriye çöllerinde,

Katar Çöllerinde,

Sizin yanlış politikalarınız yüzünden verdiğimiz  canlarımız yetmedi mi daha,

Bakın siz güney doğunun ve doğuyu  FEODALİZM’ den kurtarmadığınız sürece

Bu kanlı terör bitmez,

Küresel ENERJİ kavgaları içinde akıllı siyasi politikalarınızı belirlemediğiniz sürece ŞAMAR  oğlanlıktan bu ülke kurtulamaz,

Dışarıda  ülke şamar oğlan,

İçerde vatandaş şamar oğlan,

Milenyuma kadar  güdülen   bağımlı  ve taraflı siyasetin gelindiği son nokta, nasıl ve  ne zaman kurtulacağız,

Bu ülke gerek iç politikada, gerekse dış politikada terk ettiği KEMALİZM’i kavuşmadığı sürece daha da acılar yaşamaya devam edecektir,

O halde DELVETİN KURULUŞUNDA belirlenen Ülke siyasetinin omurgası  olan

KEMALİZM  ile yönetilmeye başlanırsa  bıçakla kesilir gibi  iç sorunlarımız kangren olmaktan kurtulur, dış siyasetimizde  Bağımsızlıkla  buluşur.

O halde aklı selim olmak,

Akıl ve bilim kılavuzumuzu kavuşmaya tam gaz gitmeliyiz…

 

Cumartesi, 10 Haziran 2017 22:49

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -3-

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -3-

Evet, bazı şeyler vardır,insan hayatında vaz geçilmezdir,

Evlat gibi,

Eş gibi,

Anne , Baba gibi,

Akraba gibi,

Can dost gibi.

Doğanın insanlığımıza bahşettiği,vaz geçilmezlerimizden biri olan Zeytin de bunlardan biridir,

İnsan sağlığı yerinde olduğu sürece vardır, var olmayı,yaşamını devam ettirmeyi düşünür hep,

İşte bu sağlığımızın varlık sebeplerinden birisi de hani ZEYİN Mİ? TESİS Mİ diye mukayese ettiğimiz ZEYTİN  ve ürünleridir.

Zeytin ürünlerinden,

Zeytin yağı İnsan sağlığının olmazsa olmazlarındandır,

Beslenmemizde Zeytin yağı kadar önemli Zeytin meyvesinin kendisidir,

Sabah kahvaltılarımızın vaz geçilmezlerindendir tıpkı yağı gibi,

O halde Zeytin geleceğimizdir,

Geleceğimiz çocuklarımızın da vaz geçilmezleridir,

Biz ülkemizdekilerin kıymetini bilmez yok edersek mahkum oluruz üreten ülkelere,.

Bu ürün Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü tüm ülkelerde varlığını sürdürmekte,

Üretimi arttırılmaya devam edilmekte,

Ne akla hizmet ise bizde yok edilmekte,

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Doğmuş ve doğacak Çocuklarımızın geleceklerinin karartılması demektir,

Torunlarımızın sağlıklarının karartılması demektir,

O halde zeytinimizi dokunurken bir daha, bir daha düşünmek zorundayız,

Zeytinlerimizi dokunanlara karşı da en sert tarafından hukuki yaptırımları uygulamalıyız ki Zeytinimizi dokunmaya cesaret edemesinler,

Rant’ın o kadar gözü dönmüş,

Kararmış ki gece karlığını bile fırsat bilerek Zeytin ağaçlarımızı o karlıktan istifade ederek yok ediyorlar,

Sonrası mı,

Zeytin yok edildi,

Hemen üç kuruş rant’a imar,

Ya maden ocağı,

Ya taş ocağı,

Ya da Beton yığını Siteler.

Araştırma,soruşturma,yaptırım var mı,

Yok,

Neden mi,

Balık Baştan kokar,

Bu ülkeyi yönettiklerini sanan iktidar ve muhalefet sahipleri aynı zihniyetteler,

Hepsi Rant’tan beslenmekteler,

Çözüm mü yaratırlar,

Çözümü çözümsüzlükte aramayalım beyler,

Çözüm  MİLLETİN  ta kendisidir,

Geleceğini sahip çıkmayan Milletler,böyle yönetilmeye mahkumdurlar,

ZEYTİNİ SAHİP ÇIKMAK,

Geleceğimizi de sahip çıkmaktır,

Haydi öyleyse hep birlikte ve beraberce geleceğimizi sahip çıkalım…

 

Sayfa 1 / 35