21 Eylül 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

BÜYÜK ZAFER’İN COŞKUSU AKBÜK’DE

TÜM GECEYİ AYDINLATTI

Akbük Kültür ve Çevre Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği Akbük şubesinin birlikte oluşturduğu etkinlik proğramı ile 30 Ağustos Zafer bayramı Akbük’de yoğun bir katılım ve coşku ile kutlandı.

Öncelikle küçük çocuklara Akbük tören alanında Türk bayrağı ve kırmızı-beyaz renkli balonların dağıtılması neşeyi yukarı doğru çeken etkinliklerden birisiydi.

Etkinlik Akbük’de yaşayan İngilizler ve çocukları tarafından da ilgiyle izlendi ve coşkulu bir biçimde alkışlandı.

Büyük Zafer’in coşkusu yine yoğun bir katılımla AKÇED Karavan Kafe’de sürdürüldü. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları için saygı duruşu ile başlayan etkinlik, hepbir ağızdan söylenen İstiklal Marşı sonrasında devam etti.

Daha sonra Atatürk’ün sevdiği türküler ve marşlar büyük bir coşku ve katılım ile birlikte söylendi. Ayrıca sürpriz konuk olarak Türk halk müziği sanatçımız Filiz Kılıç’ın seslendirmiş olduğu türküler ve göstermiş olduğu başarılı performans büyük beğeni topladı.

Görüşlerini aldığımız AKÇED başkanı Ferda kılıç ve Cumhuriyet Kadınları derneği Akbük Şubesi başkanı Ayşıl Haksal Bugün özgür birer Türk vatandaşı olarak yaşadığımız bu toprakları, basta TBMM orduları Başkomutan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı kahramanlarına ve Anadolu halkına borçluyuz.

Bu vatanın ve özgürlüğün kolay kazanılmadığı hiçbir zaman akıllardan çıkmamalı ve gelecek kuşaklara mutlaka öğretilmeli, özellikle sanayi kuruluşlarının, şirketlerin, bankaların, sigorta şirketlerinin, madenlerin, toprakların ve bunun gibi değerlerimizin yabancılara (emperyalist ülkelere) satışının arttığı son yıllarda, yurdumuzun ne zorluklarla, özverilerle ve atalarımızın canları pahasına düşman işgalinden kurtulduğunu, sahip olduğumuz özgürlüğün, egemenliğin bağımsızlığımızın,  nasıl kazanıldığı ve bunu nelere borçlu olduğumuzu unutmamalı ve unutturmamalıyız.

Vatanımızın kurtuluşunu hatırlamamız iyi anlamamız ve vatanımıza, bağımsızlığımıza  ve onurumuza sahip çıkmamız gerekmektedir.

Başta Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Vatanımızın bağımsızlığı ve onuru için gözlerini kırpmadan ölüme giden Kurtuluş Savaşı Kahramanlarımızı minnetle anıyoruz ve aziz anıları önünde saygıyla eğiliyoruz açıklamasında bulundular.

Aynı coşku ile geç saatlere kadar süren etkinlik gecenin sunuculuğunu ve proğram akışını sağlayan İsmet Kemal Bübül’ün yönetiminde devam etti.

 

Yayınlandığı yer Didim
Cumartesi, 02 Eylül 2017 16:06

F I R S A T K A Ç I R I L I R S A

F I R S A T   K A Ç I R I L I R S A

Avrupa’da yaşayan Türkler, Türk asıllı Almanlar, tarihin öneminin farkındalar. Yaşadığı ülkede Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu tarihi ders programına nasıl yansıdığına dikkat eden öğrenciler, bilhassa orta öğretimde zaman zaman kapıyı vurarak dersi terkediyorlar. Bu nedenle okullarda Türkçe dersi verilmediği göz önünde tutularak sivil kuruluşlar, dernekler çocuklara bilgi donanımını evde yerine getirmelidir.

Tarih yalnız çoğunluğun bakış açısından yazılırsa noksan kalır. Hangi ülkede olursa olsun azınlıkların nasıl yaşadıkları da araştırılmalıdır.

Platon Bağdat’da makalemde 28.11.2014 tarihinde yazdığım konuya tekrar dikkat çekmek istiyorum. Zira Türkiye’de ders müfredatında evrim başlığı çıkarılmasının plânlanması tartışmayı güncelleştirdi.

Ortaçağ Avrupası ilkelliğin bataklığında, taassubun dibini yaşarken, mezhep savaşları ve bulaşıcı hastalıklarıyla böğuşuyordu.

İslâm altınçağını 800 – 1300 yılları arasında yaşıyordu. Yani evrim düşüncesinin Darwin’den tam 1000 yıl önce filizleniyor. Aydınlanma kuşağı, Anadolu’dan başlıyarak Mezopotamya, İran, Hindistan, Kuzey Afrika ve İspanya’ya kadar yayılıyor. Bu, erken aydınlanma döneminde bilimin her dalını içine alıyor. Tıp başta olmak üzere fizik, geometri, matematik, cebir, astronomi ve felsefe geliştiriliyor. Antik Yunan kültürünün farkına varamamış Avrupa’ya Rönesans ve Reform devrine İslâm medeniyeti hazırlıyor.

Kaynağını, temelini, arşivleri alınarak Avrupa ülkelerinde üniversitelerinde ders kütabı olarak okutuluyor.

Kitap elle yazılıyor, ancak din adamları manastırlarda yazıyordu. Bir kitap bir çiftlik evi kadar pahalıydı. Fakat 1450 yılında Johannes Gutenberg’in matbaayı icad etmesiyle durum değişti, Rönesans ve Reform devri hızla gelişti.

Dr. Martin Luther’in İncil’i Almanca’ya çevirmesi ve dinde reformuyla lâik idareye, kralların hoşuna gitmese de adım atılmış oldu.

Bizans ve İspanya’da savaş ganimetlerin en kıymetlisi kütüphanelerdeki yazılı bilgilerdi. Arap adları çok uzun olduğundan ve belki de bilinçli olarak bilimadamlarına lâtince adlar verildi.

Avicenna İbn’i Sina’nın adıdır. Bugün Avrupa’da tıp okuyan her doktor ve eczacı İslâm biliminin Avrupa’ya temel ve kaynak olarak alındığını bilir. Göz doktorum bana o zamanki çizilen resimleri gösterdi.

Abbasi döneminde Basralı El Cahiz, hayvanlar aleminde bugün geçerli olan evrimsel koşulları ilk ortaya atan bilim adamıdır.

En iyi uyum sağlayan canlının, varlığın yaşama şansını Darwin doğaya, İslâm düşünürleri ise Tanrı’ya bağlıyor.

Darwin’den 850 yıl önce İbn’i Miskeveyh canlılarda ruhun bitkiden, hayvanlara oradan insanlık mertebesine yükselmesini anlatmıştı.

Alman Fransız yapımı ARTE TV iki dizi olarak eski bilgiler merak uyandırıyor başlığıyla, Rönesans dönemi belgesel olarak yayınladı. Almanca yayınları takip edilirse, düşünceler iletilebilir, arzu üzerine yayınlar tekrarlanabilir.

İslâm medeniyetinin olumlu etkilerini, tarih sırasıyla anlatan başka bir dizi belgesel de yayınlanmıştı. Ders gibi yayınlar yapan TV kanallarını takip edersek, boşuna Telekom aidatı ödememiş oluruz.

Moderatör Dunya Hayali’nin Alman ikinci devlet kanalı ZDF’de bir yayında Türkleri bütünüyle genelliyerek, hakarat eden bir ifadesi olduğunu basından öğrendim. Maço tipi bir genç küfrederek karşı koymaya çalışmış.

Her seçim kampanyasında ve Türkiye’de gelişmelere göre son zamanda düşmanlık, karalama ve genelleme içeren basın ve medya yayınlarına medeni ve demokratik hakları kullanarak karşı koyma, adaleti koruma ve direnme hakkını kullanabileceğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Küfürle terbiye dışına çıkılınca haklı iken, haksız duruma düşülür.

Türkiye’ye paralel olaylarda sık sık sokağa çıkan Türkler, Alman basın ve medyada yapılan, düşmanlık içeren yayınlara yıllardır kayıtsız kalıyor.

İslâm ve Türk kültür ve medeniyetinin gerici olmayan, lâikliğin aydınlık yüzünü göstermek için sokağa çıkmaya geç bile kalınmıştır.

Evrimin, medeniyetin milliyeti, dini ve doğusu batısı yoktur. Bizim, sizin diye bilimi ayıranlar düşmanlık, ayrımcılık tohumları atanlardır. Doğusuyla, Batısıyla, Güneyi ve Kuzeyi ile birleşen sentez bir insanlık bilimi gelişmiştir.

Faydalanırken bilime katkıda bulunarak tarihe girmesine çalışmak, yanlışları uyararak hizmet etmek aydınların, gazeteci ve yazarların insanlık borcudur.

Osmanlı İmparatorluğunun İslâm’ın Bilim altınçağından sonra fırsat neden kaçırdığı tarihçilerin araştırması gereken bir konudur. Bilime Batı’dan önce sahip çıkarak geliştirebilirlerdi. Matbaanın yurda geç girmesinden başka nedenler de olmalı.

Okullarda öğrencileri dünyanın en çağdaş bilgilerinden mahrum bırakmak öğrencilerin demokrasi ve temel insan haklarını ellerinden almaktır. İnsan eliyle değişen evrimi anlamalarına imkân verilmeyecektir.

 

Hoşça kalın, ama asla bilimsiz kalmayan.

Yayınlandığı yer İlter Gözkaya-Holzhey