13 Aralık 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Perşembe, 07 Aralık 2017 09:09

5 Ara­lık İçin Yaz­mak

Yazan  Selma Erdal

5 Ara­lık İçin Yaz­mak

Gün­ler­den 5 ARA­LIK. dedin mi..TÜRK KA­DI­NI­NA SEÇME VE SEÇİLME HAK­KI­NIN VERİLDİĞİ GÜN derim ben... Ama gün­dem öy­le­si­ne yoğun ki ülke ve ulus için kay­gı­lan­mak­tan; ne­re­dey­se an­ma­yı unu­ta­ca­ğız Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri’nin gün­le­ri­ni, tö­ren­le­ri­ni, kut­la­ma­la­rı­nı…

Oysa 5 Ara­lık Türk Ka­dı­nı için çok önem­li bir gün; Türk Ka­dı­nı’nın si­ya­se­te, ülke yö­ne­ti­mi­ne ka­tıl­ma hak­kı­nın ve­ri­li­şi­nin yıl­dö­nü­mü…

Bu günü anmak, ka­dın­la­ra bu güne iliş­kin hak­la­rı­nı anım­sat­mak söyle dur­sun; bu ül­ke­de sanki ka­dın­lar yok­muş gibi sür­dü­rül­mek is­te­ni­yor düzen… Ve bu bağ­lam­da beni en çok üzen; ka­dın­la­rın sus­kun­lu­ğu, al­dır­maz­lı­ğı, umur­sa­maz­lı­ğı…

Gün­de­me düş­me­se de, dü­şü­rül­me­se de yine de ben 5 Ara­lık üze­ri­ne yaz­ma­dan geç­me­ye­ce­ğim… Ay­dın­lık düş­man­la­rı­nın gön­lü­nü hoş et­me­ye­ce­ğim…

Bir­kaç satır aşa­ğı­da; 5 Ara­lık 1934; “Türk Ka­dı­nı­na Seçme ve Se­çil­me Hak­kı­nın Ve­ri­li­şi” ne­de­niy­le ka­dın­la­rı­mız için ya­zıl­mış yazım… Du­yar­sız ka­lır­sak biz­ler böy­le­si özel gün­le­re işte o zaman sor­ma­lı­yız ken­di­mi­ze; Nasıl de­ği­şecek benim bu kara yaz­gım?...

 

Ül­ke­miz ge­ne­lin­de ka­dı­nın sos­yo-eko­no­mik ko­nu­mu (aka­de­mik dü­zey­de ya­pı­lan pek çok araş­tır­ma­nın so­nuç­la­rın­dan da an­la­şı­la­ca­ğı gibi) Cum­hu­ri­yet’in dev­rim­le­ri­ne kar­şın, Os­man­lı dö­ne­min­de­ki ya­pıy­la kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da be­lir­gin özel­lik­le­rin var­lı­ğı göz­le­ne­bi­le­cek­tir. Bu özel­lik­le­rin için­de en öne çı­ka­nı da Türk ka­dı­nı­nın Cum­hu­ri­yet ön­ce­sin­de ol­du­ğu gibi, Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de de her türlü gü­ven­ce­den yok­sun ya da boğaz tok­lu­ğu­na ça­lı­şan üc­ret­siz aile iş­çi­si ol­du­ğu­dur.

Çağ­daş­laş­ma/de­ği­şim/baş­ka­la­şım/ye­ni­lik/ge­li­şim ola­rak ta­nım­la­na­bi­lecek onca top­lum­sal olay­la­ra, yasal uy­gu­la­ma­la­ra kar­şın 21. yüz­yıl­da iler­ler­ken de Tür­ki­ye’de kadın; sos­yo-eko­no­mik yaşam için­de her türlü sos­yal gü­ven­ce­den (si­gor­ta ve emek­li­lik hak­la­rı­nı içe­ren) yok­sun bir aile iş­çi­si­dir, eme­ği­nin kar­şı­lı­ğı yok sa­yıl­mak­ta­dır.

 

Ka­dı­nı­mı­zın bu acı­ma­sız, eleş­ti­rel yaz­gı­sı/sö­mü­rü­sü yal­nız­ca eko­no­mik alan­da mı sür­mek­te­dir?... Yal­nız­ca bu alan­da kalsa, top­lum­sal ya­şa­mın diğer alan­la­rın­da ka­dı­nı­mız de­ğe­ri­ni bulsa, eme­ği­nin kar­şı­lı­ğı­nı alsa, hak et­ti­ği yerde olsa; onun eko­no­mik alan­da­ki ezil­miş­li­ği­ni/sö­mü­rü­lü­şü­nü, ül­ke­mi­zin eko­no­mik aç­maz­la­rı­nın neden ol­du­ğu olum­suz­luk­lar bağ­la­mın­da de­ğer­len­di­re­rek gör­mez­den ge­lir­dik. Ge­lir­dik de bu geri kal­mış­lık yal­nız­ca eko­no­mik alan­la sı­nır­lı kal­say­dı…

Bi­lin­di­ği gibi Türk ka­dı­nı top­lum­sal ya­şa­mın her ala­nın­da var… Bugün tar­la­dan, TBMM’ye değin her alan­da Türk ka­dı­nı va­rol­du­ğu­nu ba­şa­rı­la­rıy­la ka­nıt­la­mış­tır, ken­di­ni top­lum­sal ya­şa­ma ada­mış­tır, uyar­la­mış­tır. Üs­te­lik de öz­ve­ri­si­nin sı­nır­la­rı salt ka­dın­la­ra özgü bir ni­te­lik ola­rak ta­nım­la­nan ana­lık duy­gu­sun­dan, ana­lık öz­ve­ri­sin­den hiç de geri de­ğil­dir. Ör­ne­ğin sos­yo-kül­tü­rel alan­da ka­dı­nın ver­di­ği emek; sos­yo-eko­no­mik alan­da, be­de­li­ni al­ma­dan sür­dü­re gel­di­ği üc­ret­siz aile iş­çi­li­ğin­den hiç de geri de­ğil­dir. De­ğil­dir de bu durum Türk ka­dı­nı­na ya­pı­lan bir hak­sız­lık değil midir?...

Cum­hu­ri­yet Tür­ki­ye­si’nin ka­dı­nı, Dünya’daki pek çok ge­liş­miş ülke ka­dı­nın­dan önce ATA­TÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ so­nu­cun­da si­ya­sal hak­la­rı­na ka­vuş­muş, top­lum­sal ya­şa­mın her ala­nın­da ol­du­ğu gibi, si­ya­sal ya­şam­da da öz­gür­ce ye­ri­ni al­mış­tır. De­ği­şen top­lum değer yar­gı­la­rı­nın et­ki­siy­le bu yer alış dönem, dönem art­mış ya da azal­mış ama, Türk ka­dı­nı hiç­bir zaman si­ya­sal ya­şam­dan si­lin­me­miş, hep va­rol­muş­tur.

 

Belki bir dönem, ka­dı­nın si­ya­sal top­lum­sal­laş­ma­sı­nın okulu sa­yı­lan si­ya­sal par­ti­le­rin kadın kol­la­rı­nın 1980 son­ra­sın­da ka­pa­tıl­ma­sıy­la si­ya­set­ten uzak­laş­tı­rıl­mış­sa da bu ola­ğa­nüs­tü dö­ne­min ar­dın­dan ka­dın­la­rı­mız, kadın ko­mis­yon­la­rı­nın ör­güt­len­me­siy­le ye­ni­den etkin ola­rak si­ya­set­te va­rol­ma­ya baş­la­mış­tır. Ar­dın­dan ka­dı­nın gü­cü­nü iyi bilen si­ya­set­çi­ler; ka­dı­nı si­ya­se­tin içine çe­ke­bil­mek için özen­di­ri­ci uy­gu­la­ma­la­rı Ba­tı­lı ül­ke­ler­den esin­le­ne­rek parti tü­zük­le­ri­ne yaz­dır­mış­lar­dır. Ör­ne­ğin önce SOS­YAL DE­MOK­RAT HALK­ÇI PARTİ’nin, daha sonra gü­nü­mü­zün TÜR­BAN­CI VE DE ÇAR­ŞAF­ÇI (unut­ma­dık, unut­ma­ya­ca­ğız da halk dal­ka­vuk­lu­ğu­nu­zu yerel se­çim­ler ön­ce­sin­de kalsa da) CUM­HURİYET HALK(T) PARTİSİ’nin tü­zü­ğün­de, yö­ne­tim ku­rul­la­rın­da yüzde 25 kota uy­gu­la­na­bi­le­ce­ği­nin yer al­ma­sı gibi ( kuş­ku­suz ka­dın­la­rın ço­ğun­luk­ta ol­du­ğu bir yö­ne­tim ku­ru­lun­da da er­kek­le­re yüzde 25 kota uy­gu­la­na­bi­le­ce­ği ko­şu­lu, gerçi bir de eş­cin­sel­ler için kota ay­rı­la­ca­ğı du­yu­rul­du)…

Sos­yal de­mok­rat­la­rın ko­ta­sı­na kar­şı­lık; “fır­sat eşit­li­ği” söy­le­miy­le diğer par­ti­ler de ka­dın­la­rı si­ya­se­tin içine çek­mek is­te­miş­ler­dir/ is­te­mek­te­dir­ler. Sonuç ola­rak ve de ku­rum­sal ola­rak; ka­dın­la­rı­mız adına gü­ven­li/eşit­lik­çi si­ya­set or­ta­mı­nın oluş­tu­rul­du­ğu bir yapı bugün için ül­ke­miz si­ya­sal ya­şa­mın­da var­dır.

Ger­çek­ten de Türk ka­dı­nı, er­ke­ği­nin ya­nın­da, si­ya­set ala­nın­da eme­ği­ni or­ta­ya koy­mak­ta, de­mok­ra­si­nin sü­rek­li­li­ği için sa­va­şım ver­mek­te­dir. Ama bu eme­ği­nin kar­şı­lı­ğı­nı al­mak­ta mıdır?...

Kuş­ku­suz bu so­ru­nun ya­nı­tı­nın “olum­suz” ol­du­ğu­nu, de­mok­ra­si­yi iç­sel­leş­tir­miş her Türk yurt­ta­şı bil­mek­te­dir. Bugün Türk ka­dı­nı; eko­no­mik ya­şam­da ol­du­ğu gibi, si­ya­sal ya­şam­da da “üc­ret­siz aile iş­çi­si” ko­nu­mu­nu sür­dür­mek­te­dir. Yine eme­ği­nin kar­şı­lı­ğı­nı ala­ma­mak­ta, daha açık bir de­yiş­le ver­di­ği eme­ğin/gös­ter­di­ği öz­ve­ri­nin kar­şı­lı­ğı TBMM’ye ye­te­rin­ce yan­sı­ma­mak­ta­dır. Kadın si­ya­sal ya­şam­da da eko­no­mik ya­şam­da ol­du­ğu gibi sö­mü­rül­mek­te­dir. Eğer sö­mü­rül­me­miş ol­say­dı; bugün sos­yal de­mok­rat­la­rın yüzde 25’lik ko­ta­sı, TBMM’ye yan­sır­dı. Do­la­yı­sıy­la CHP mil­let­ve­kil­le­ri­nin yüzde 25’i ka­dın­lar­dan olu­şur­du ya da “fır­sat eşit­li­ği” söy­le­miy­le ka­dın­la­rı si­ya­se­te çeken par­ti­le­rin de TBMM’de kadın se­çil­miş­le­ri­nin sa­yı­sı, yerel dü­zey­de ver­dik­le­ri eme­ğin somut bir gös­ter­ge­si olur­du.

 

 

Sev­gi­li ka­dın­lar; si­ya­sal ya­şam­da eme­ği­niz­le ge­re­ğin­ce yer al­dı­ğı­nı­zı bi­li­yo­rum. Ama bu yer alış ya da ça­lış­ma ala­nı­nız yerel dü­zey­de kal­dık­ça, An­ka­ra’ya ulaş­ma­dık­ça, henüz “üc­ret­siz aile iş­çi­si/si­ya­set­çi­si” kim­li­ği­ni­zi sür­dü­rü­yor­su­nuz de­mek­tir. Bu ne­den­le di­yo­rum ki; eme­ği­ni­zin kar­şı­lı­ğı­nı al­mak­tan, is­te­mek­ten çe­kin­me­yin, ül­ke­mi­zi de­mok­ra­si cen­ne­ti­ne çe­vi­rin. Çe­vi­rin ki öz­ve­ri­le­ri­niz­le övü­ne­rek, ül­ke­mi­zi daha da se­ve­rek gü­ven­li/eşit­lik­çi ge­le­ce­ğe er­kek­le­ri­miz­le bir­lik­te yol alın. Yal­nız­ca Tan­do­ğan’da, Çağ­la­yan’da alan­lar­da top­lan­mak­la kal­ma­yın, ül­ke­mi­zi ka­ran­lı­ğa gö­tür­mek is­te­yen­le­re si­ya­se­ti/ülke yö­ne­ti­mi­ni bı­rak­ma­yın.