13 Aralık 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Perşembe, 07 Aralık 2017 09:09

Kim dost kim düşman belli değil

Yazan  Erol YILDIZ

Kim dost kim düşman belli değil

Ben bu işten artık korkmaya başladım. Neden diyeceksiniz. Neden olacak, hemen yakınımızda bulunan Kıbrıs Rum kesiminin kazancını bir gören olursa yandık ki yandık. Bizim kurtarıcımız aslında var. Rumlar işin farklı yönünden hareket ediyorlar. Onlar zengin iş adamlarını ülkelerine davet ederek vatandaşlık veriyor. Bizde ise öyle enayi asla olmaz. Memleketin zenginleri kalkacak ve dışarıdan kendilerine rakip getirecekler. Olacak iş değil.

Benim korkum zenginlerden alınacak yüklü bedellerle vatandaşlık verilmesi değil. Ortadoğu’da ne kadar ipini koparan varsa onlardan alınacak para ile vatandaşlık verilirse işin berbat tarafı orada başlayabilir.

Bizim konumumuz onlardan çok farklı. Bizde arazi bol. Üstelik ne eken var ne biçen. Gelen yabancılara işin yoksa iki bin lira, paran varsa beş bin lira, yerin yurdun yoksa sana hem bedava arazi hem de beş bin lira getir sana vatandaşlık verelim diyebilir. Enim korkum bu. Bu korkuya şundan kapıldığımı itiraf etmeliyim.  Özal döneminde, Saddam’dan sıkışarak kaçan ve sınırımıza yığılan Peşmerge’ye kapıları açarak içeriye aldık. Almalıydık mı evet almalıydık. İnsanlık dramı nedeniyle almalıydık. Fakat onların içeriye alınmasının ardından ülkemizdeki olaylarda artışların gözlendiğini herkes biliyor. Bunun faturasını bu ülke halen ödemektedir.

Şimdi ise başımızda bundan daha farklı ve büyük bir sorun var. Bu sorun öyle basit gibi görünmüyor. Bu sorun uluslar arası büyük bir sorun olarak, hem de sınırımızda bekleyen bir çıban konumundadır. İşte 1980’li yıllardaki gelen sorunun şimdiki hali yeni olarak karşımıza çıktı ve Kuzey Irak’ın sınırımız olan kısmında başımıza her an dert açacak konuma getirildi. Şimdi bu derdin daha büyüğü ileride olacağı görüşü ortada. Herkes bakarsa tam görecektir. Biz bu savaş boyunca onları koruyacağız. Kimleri korumamız gerektiğini hepimiz iyi biliyoruz. Fakat, siz kalkıp eli silah tutan, henüz işini görebilecek güce sahip, memleketini kurtarmak için asker olabilecek insanları ülkeye alarak onlara iş ve aş saplarsanız, bu insanlar geri gitmez. Sebebi çok basit olur ama geleceği o kadar basit değil. Gelecekte bu iş böyle giderse, başımızın ağrıması için çok büyük bir sebep olmaktan kendimizi alamayız.

 

Politikalarımız ülke ekonomisi ile endekslemememiz gerekiyor. Ülke ekonomisi, üretim ve sanayinin durması konusunda illaki sos verecektir. Zaten veriyor. Bu sıkıntının getirisi olarak anlatılacak önemli konulardan biri ise, üretimi olmayan bir ülkenin başı muhakkak beladadır tezidir. Bizim üretimimiz bitti denecek kadar az. Peki neye ihtiyaç var. Tabi ki paraya. Bu para nereden gelir diye düşünenlere soruyorum. Yabancı istihdamı bu işlin en basit çözümü. Yabancıları davet edersiniz, gelin size çok ucuza vatandaşlık dersiniz, bir de memleketimizin etrafı lebi derya. Alın size çölden güzel derseniz millet almak için saldırır. Babanın oğluna sat o zaman. Arap nerede buldu ki bizim kadar güzel bir ülkeyi. İç Anadolu’da şahane topraklarımız boş bekliyor. Karadeniz’de mis gibi fındık bahçeleri ile çay bahçeleri artık sinyal çalarken buralarda neler olmaz.  Benden fikir aldık demeyin sakın. Para lazımsa sat Rum gibi, bizlerde belayı bulalım.