18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Çarşamba, 06 Eylül 2017 13:51

Bilim ve irfan yuvası olduk

Yazan  Erol YILDIZ

Bilim ve irfan yuvası olduk

Türkiye’nin deprem kuşağında olduğunu sağır sultan biliyor. Her seferinde temcit pilavı gibi millete korku salarak onları etkilemek kimsenin aklına gelmeyecek konu. Deprem cahil cüheylan insanların bildiği gibi safsataların getirdiği bir olay değildir. Deprem yer altındaki katmanların hareketinden kaynaklı olarak meydana gelen kırıklardan oluşmaktadır. Bunun ne zaman ne şekilde olacağı konusunda bu işin piri olan Japonya bile önlemini alamıyor. Sadece önlemini iyi binalar yaparak alıyor. Kısacası teknolojiye ayak uydurarak bu işi yapıyor. Zaten teknoloji kendileri.

Ben bizim siyasetçilerimize sormak istiyorum. Yaşadığım yerde ne zaman deprem olacak? Bana söylerlerse o zaman ben başka yere göçerek bu işten sıyırmak istiyorum. Bu memlekette şeyhi ve mollayı her şeyden üstün görenler, ancak cahil insanları bu tarz zeminlerle kandırabiliyor. Şimdi çevre bakanımız demiş ki, İstanbul’da deprem 2030 yılında olacak. Hangi ay, hangi gün ve hangi saatte olacağı hakkında ortada bir belirginlik yok. Neden daha önce değil. Yani eğer muhalefet ve iktidarın dediği gibi olursa şayet 2023 de zaten depremin alasını bu millet yaşamaya mahkum. Arada var tam tamına yedi yıl. Kim öle kim kala. Deprem bilimcileri aslında bu tür olayları tespit edebiliyor. Ne zaman nerede ve hangi şartlarda olabileceği konusunda fikir beyan ediyorlar. Bu beyanlarına göre mesleki çalışmaları ile yer hareketlerinin oluşumu arasındaki dengeyi tespit ederek tahminlerini yürütüyor. Hiçbir deprem bilimcinin bu güne kadar kalkıp medya ve basın üzerinden şu tarihte deprem olacak. Bulunduğunuz evleri hemen devlete bağışlayın. Oradaki arazileri devlete devredin. Onlar iyi müteahhidi sizlere bulur demiyor.

Bu ülkenin başına 1999 yılında iki büyük deprem geldi. Bu depremde ben çok şeyleri gördüm ve özellikle insanların zordayken nasıl sömürüldüğüne bizzat şahit oldum. Deprem günü Bolu’da olduğumdan, orada yaşananları hayretle ve kızgınlıkla izlemiştim. Adam korkudan evine giremezken, çocuklarını korumak amacıyla çadır kurmak için naylon arıyor ve metresi o zamanlar bir lira olan naylon, on liradan satılıyor. İster al ister alma. Yani insanların zaafından faydalanılarak onlara kazık atmanın yolu hem dinen hem de ahlaken normal bir şey değil. Yine o tarihte ekmek sanırım elli kuruş iken, yolda bekletilen araçlardaki yolculara ekmeği bir liradan satanları ve o zaaflarından faydalanılarak kişiler üzerinden rant elde edildiğini ne çabuk unuttuk. Hasar görmüş olan evine kendisi oturamazken, sırtını birilerine dayayarak, evinin dışını allayıp pullayıp süsledikten sonra gelen öğrencilere kiraya veren, o evlerini yurt yapan ve öğrencilerin kalmasını sağlayarak onlardan kazanç elde edenleri gördüm ve bunlardan iğrenmiştim.

Bu tür olacakların uyarılarını elbette yapmak gerekir. Doğa olaylarının sonucunda ortaya çıkabilen her türlü afetin ne zaman olabileceğini öğrenmek yerine, oralara insanın yaşayacağı modern yerlerin yapılması elbette ki örnek bir davranıştır. Fakat bir yandan bu davranış sergilenirken, diğer taraftan evlerinizi kentsel dönüşüme verin sözleriyle, inşaat rantına vermek bence deprem gecesi ekmek ve naylon satışıyla eş değerdir.