18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

BAFA GÖLÜ ve ÇEVRESİ

 

 

 

 

 

 

 

Bafa Gölü ve çevresi binlerce yıldan beri insanların yaşam alanı olarak seçtikleri bereketli bir alandır. Göl çevresindeki mağaralarda bulunan antikçağ mağara resimleri, bölgedeki yerleşimin başlangıcının en azından prehistorik döneme kadar uzandığını ispatlamaktadır.

Göl kıyısında yer alan ve uzmanlarca yapılan karbon testlerinde 2.400 yaşında olduğu saptanan zeytin ağacına bir kültür mirası olarak değer verilmektedir.

Bafa Gölü'ne gelenler göl kıyısından kayalara doğru alçalan teraslarıyla otantik evlerle, onları kucaklayan ve insan boyuna yaklaşan papatyalarla karşılaşırlar. Yüzyıllardan beri huzurun hüküm sürdüğü Bafa Gölü, sırt çantalarını kaparak tepelerine, kumsallarına koşanları sabırla bekler.



 

 

 

 

LATMOS HERAKLIASI
Bafa Gölü'nün güneyindeki Çam İçi Köyü'nden sonra anayoldan ayrılan 10 kilometrelik asfalt yoldan ilerlenildiğinde antik Heraklia kentine ulaşılır. İlk kurulduğunda Beşparmak Dağı'ndan aldığı isimle 'Latmos' olarak anılan kent, ilerleyen çağlarda 'Latmos Dağı altındaki Heraklia' anlamına gelen 'Heraklia ad Latmos' adını almıştır.

M.Ö. 287 yılında Romalı General Lizimahos tarafından fethedilen Heraklia'nın etrafına günümüzde bile bütün ihtişamıyla ayakta duran şehir surları inşa edilmiştir. Yer yer göl seviyesinden yaklaşık 500 metre yüksekliğe kadar çıkan 6 kilometre uzunluğundaki bu surlar, 65 adet kuleyla güçlendirilmiştir.

Heraklia, komşusu Milet ve Priene şehirleri gibi Hippodamik stilde inşa edilmiştir. Bu mimari düzene göre kent, birbirini dik kesen caddelerin meydana getirdiği ve satranç tahtasındaki desenleri çağrıştıran bir plan üzerine kurulmuştur.

M.Ö. I. yüzyılda gerçekleştiği tahmin edilen bir doğa olayı Heraklia'nın şöhretini gölgelemiştir. Bu tarihte Menderes Nehri'nin taşıdığı aluviyonlar, Heraklia'nın denizle olan bağlantısını ve bunun sonucunda da deniz ticaret potansiyelini tamamen yok etmiştir.

Surlarının yanı sıra, antik şehirdeki en önemli ikinci yapı ise, deniz kenarındaki doğal bir burun üzerinde yer alan ve Helenistik dönemde yapıldığı tahmin edilen Athena Tapınağı'dır.

Oldukça sönük geçen Roma dönemi ardından gelen Bizans döneminde Heraklia'nın yıldızı yeniden parlamıştır. Hatta M.S. VII. yüzyılda Arap Yarımadasından gelen birçok keşiş ve din adamı, Latmos Dağları'nda yaşamaya başlamıştır. Aralarından bazılarının sonradan iyiden iyiye şöhretlendiği bu din adamları, bölgeye birçok göçmenin daha yerleşmesine neden olmuştur. Bu çağlarda Anadolu'nun en büyük manastır merkezlerinden biri haline gelen Latmos Körfezi'nin Hıristiyanlık'taki öne çıkış tam 400 yıl sürmüştür. Ancak Türklerin Anadolu'ya gelişiyle duraklayan manastır hayatı, Haçlıların Selçukluları yenmesiyle tekrar alevlenmiştir.

MANASTIRLAR



Antikçağda Ege Denizi'nin doğal bir uzantısı olan Latmos Körfezi, M.Ö. 50'li yıllarında önemini kaybetmiş ve M.S. X. yüzyılda da denizle olan bağını yitirmiştir. Sırtını aşılmaz dağlara dayamış halde kurulmuş olan Herakleia kenti de, Roma çağında kenarında olduğu körfez ağzının dolmasıdan dolayı önemini kaybetmiştir. Bu dönemin hemen ardından Arap Yarımadası'ndan ve Yemen'den gelen Hıristiyanlar bölgeye yerleşmiş ve yöreye VII. yüzyıldan başlayarak çeşitli manastırlar kurmuşlardır. Bu dönemlerde Heraklia ve Latmos bölgede kurulduğu tahmin edilen 13 manastır olmasına karşın, günümüzde ancak 2 tanesinin ismi ve yeri tam olarak saptanabilmiştir.

Efes Konsili'nde Heraklia adının ilk kaydına M.S. 431 yılındaki evraklarda rastlanmıştır. Ayrıca yine bu kayıtlara göre, Heraklia IX. yüzyılda piskoposluk merkezi olarak görünmektedir. Kent yerleşkesinin güneyinde yer alan kale içindeki özel yapıda piskopos oturmaktaydı. Ayinler ise kıyıda (şimdi sular altında) bulunan piskoposluk kilisesinde yapılmaktaydı.



YEDİLER MANASTIRI

Latmos'un en büyük manastırı Yediler Manastırı'dır. Surlarla çevrili olan bölümde 2 kilise ve bir de şapel bulunmaktaydı. Bu kısmın X. yüzyıldan daha önce inşa edildiği düşünülmektedir. Bu manastırın harabelerine ulaşmak için Latmos Herakliasına gelmeden hemen önce, Gölyaka Köyü'nden yukarıya doğru çıkan yolu izlemek gerekmektedir. Manastıra giden bu yol, yerel rehberlerce kırmızı boyayla da işaretlenmiştir.

Manastırın doğu yönündeki avluda bulunan bir kayanın içinde sapasağlam kalmış olan kaya-resimleri; İsa'nın doğumunu, vaftiz edilişini, çarmıha gerilişini, mezara konulmasını ve gökyüzüne çekilmesini sahneler halinde ve eski Yunanca açıklama yazılarıyla yansıtmaktadır.



PANTOKRATOR MAĞARASI / AK AVLU MANASTIRI


Kapıkırı ve Gölyaka köyleri arasında kalan kayalık bir vadide bulunan patikayı takip edenler antik Latmos kentine ulaşır. Yol, kırmızı renkli boya işaretlemelerinden dolayı kolayca takip edilebilir. Yolun sonuna doğru ulaşılan taş bloklar ve mermer parçalarla inşa edilmiş anıt mezar, yörenin söylence çobanı Endymion'un mezarı olarak bilinmektedir. Ak Avlu Manastırı adı verilen bu bölge, bir Karya kenti olan Latmos'un agorasını bünyesinden barındırmaktadır.

Mağara içindeki İsa betimlemelerindeki 'Herşeyin Efendisi' pozu, geçen yüzyıldan beri burasının Pantokrator Mağarası olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Bu kaya-resimlerinde İsa peygamberle birlikte beş aziz yer alır. Ayrıca Lucas, Paulos, Güneş ve Ay resimleri de tamamlayıcı görsel unsur olarak devreye sokulmuştur.



STYLOS MANASTIRI ve AZİZ PAULOS'UN ÇİLEHANESİ

Stylos Manastırı, dış duvarlarla çevrili bir yapı şeklinde inşa edilmiştir ve iç kalesi oldukça yüksektir. Manastırdaki en kutsal yer, Aziz Paulos'un çilehanesidir.

Paulos, Elaialı fakir bir çobanken Latmos kentine gelmiş ve tam 8 ay boyunca Theotokos Mağarasında kalmıştır. Stylos Manastırı'nın başrahibinin gösterdiği kayanın içinde uzlete çekilen Aziz Paulos, ilerleyen yıllarda Stylos Manastırı'nın temelini atmıştır. Kısa zamanda şöhrete ulaşan Aziz Paulos'a, Milet'ten, Girit'ten ve hatta eski Rusyadan ziyaretçiler gelmiştir. Bunların yanı sıra, Vatikan'dan yola çıkan bir rahip de ona dönemin papasının selamını getirmiştir.



MENET ADASI
Bu yöre Bizans döneminde inşa edilmiş köy kalıntılarıyla kaplıdır. Menet Adası'nın yonca yaprağı planına sahip bir kilisesi ve 2 küçük şapeli vardır.



İKİZ ADALAR

Bafa Gölü'nün kuzey kıyısına bağlı İkiz Adalar, birbirine adeta bağlıymış gibi duran iki adadan oluşmaktadır. Doğudaki büyük ada, karaya bazen deniz içinde kalan ince bir kumsalla bağlıdır. Batıdaki adada bulunan manastırın giriş kapısının üstünde yer alan yazıta göre, bu manastır Methodios adında bir keşiş tarafından yapılmıştır. İkiz Adaları gezmek için gelen tursitler, genellikle Kapıkırı Köyü'nden kiraladıkları kayıklarla gezilerini sürdürmektedir.



KAPIKIRI ADASI
Dış surların içinde bir kilisesi bulunan Kapıkırı Adası'nda ayrıca iki de küçük şapel bulunmaktadır. Adanın bir başka özellliği ise Helenistik çağda anakaraya bağlı bir savunma hisarına sahip olmasıdır. Bu antikçağ evresinin günümüze kalan kısmı, duvar ve kesme taş kalıntıları sayesinde yer yer ayırt edilebilmektedir.