Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Çoğulculuk, Yani İnsanlık Değerleri, Yani Olgunluk Ve Erdem…

  • 03 Mart 2018 Cumartesi


İnsanların [maalesef] girdabına yuvarlandıkları aidiyet duygularından kişiliklerine yansıyan hassasiyetleri var…

Uygar insanın tarifinde bu iki saplantı da yok: Ne aidiyet duygusu ve ne de bu duygudan fışkıran o basit hassasiyetler…
Ama yaşamakta olduğumuz gerçek böyle…
Realite bu yönde.
Ve eğer bizler bu basit gerçeği değiştirmek için mücadele ettiğimizi ileri sürüyorsak, aidiyet duygusunu da, o hassasiyetleri de dikkate almak zorundayız.
Sözünü ettiğimiz mücadelede birkaç temel kural vardır:
1. İnsanları incitmemek.
2. Etki-tepki reaksiyonunu yaratacak sert, tahrik edici [ve saldırgan] tutum ve tavırlardan uzak durmak.
3. Sabırlı, özverili ve anlayışlı olmak.
4. Ben-merkezci olmamak!
Örneğin, bir insanın yanlışını düzeltmek için, onu topluluk önünde teşhir etmeyeceksiniz; yanlışını bir tokat gibi yüzüne çarpmayacaksınız…
Eğer amacınız onun yanlışını düzeltmekse [eğer niyet gerçekten buysa] bu uyarının zamanını ve zeminini iyi ayarlayacaksınız.
Mesela, bir insanı tarikat, dincilik, etnik ayrımcılık gibi saplantılardan kurtarmak istiyorsanız da durum aynıdır.
Entelektüel olarak yeterince gelişmemiş insanlar, düşünceleri ile inançlarını kişiliklerinin bir parçası haline getirirler.
Bu kişilerin düşüncelerinin yanlış olduğunu ileri sürdüğünüzde, sözlerinizi kişiliklerine bir saldırı olarak algılayıp, savunmaya ve hatta mukabil saldırıya geçerler.
Bu kişiler için kendilerine iletilen yeni bir düşünce, kendi düşünce bütünlüklerini yeniden sorgulamak için bir fırsat olarak değil, kişiliklerini çökertici bir tecavüz olarak yorumlanır.
Sözün özü şudur: Yanlış algılanan bu saldırı imajını, dostluğa ve karşılıklı güvene çevirmek temel koşul olmalıdır.
Sözünü ettiğimiz türden bir insana bir şeyler söylemek istiyorsak, öncelikle onun güvenini kazanmak zorundayız. O insanı, bizim ona saldırıda bulunma amacımız olmadığına inandırmak zorundayız…
Bize inanmalı ve güvenmeli…
O kişi, ilkel savunma kalkanını indirmeli, bizi düşünce ve inanç dünyasına kabul etmeli. Kişiliğinin tehlike altında olduğu algısından uzaklaşmalı…
Ama… Bir de öne çıkma arzusuyla yanıp tutuşan, ötekini ezerek kendisini cilalamaya çalışan insan “tip”lerimiz var ve ne yazık ki, bunlar da azınlıkta değil…
İnsan ilişkilerinin yumuşaklığından ve sevecenliğinden uzaklaşmış, sert ve haşin “tip”lerin siyasi mücadelede de, sosyal ilişkilerde de yeri sorgulanmalıdır...
Çünkü bu noktada da temel ilke: Ben-sen-o, değil… Biz-siz-onlar”dır.
Yani çoğulculuk, yani insanlık değerleri, yani olgunluk ve erdem…

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com