Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Ciğer Borsada Kaç Para Ediyor?

  • 05 Kasım 2018 Pazartesi


“Ciğeri on para etmez” lafını öğrendiğimizde 40 para bir kuruş ediyordu…
Üç kuruşla ise, öğrenci pasosuyla tramvaya binilip, örneğin, Eminönü’nden Topkapı’ya gidilebiliyordu…
10 adet 10 para, bir adet ortası delikli 100 para demekti.
Ancak, [söylenenlere inanmayın] o zamanlar da ortalıklarda “ciğeri on para etmez” âdemler dolaşıyordu:
Sere/serpe, ciğerlerini gere gere…
Şimdilerde ise… Aradan geçen bunca yıl sonra ekonomide enflasyon ve sosyal ortamda sık sık gerçekleşen beşeri devalüasyonlar sonucunda, ciğerin ederi daha da düştü…
Ciğerin değerini, giderek ülkeye egemen kılınan resmi kültürün parametreleri belirledi. Serbest piyasa ekonomisi insanı bir “emtia” olarak değerlendirip, rayiç bedelini saptadı.
İnsanın değeri böylece borsada “sanal” [ya da reel] değerini bulup cebe indirme “özgürlüğü”ne kavuştu.
Bu gelişmelere koşut, siyaset pazarındaki gelişmeler ise, görülmeye değer.
Sokak da öyle.
Şu bildiğimiz “sokaktaki adam”ın hali per
erişan…
Sözün gelişi [bazı] aydınlara da artık zübük deniyor.
Zübüklük gelişti, genleşti; ülkenin entelektüel zenginliğinin merkezine konuşlandı…
Yeni yetişen gençlik kültür dağarcığını, önüne konan test seçeneklerinden birisini işaretleme yöntemi ile oluşturuyor.
Doğal olarak kendisine verilen seçenek yoksa, her hangi bir çözüme de ulaşamıyor.
Dolayısıyla, sığ sularda yüzmeyi öğrenmekle sınırlı gençlerin gelecekleri.
Derinlik diz boyu nasıl olsa: Boğulma riski mafiş!..
Kültür, ilgili bakanlığın tebliğler içine yerleştirdiği mübarek mertebesindeki irşatlar doğrultusunda rüştünü ispat etme telaşı içinde “mündemiç…”
Kültürün bakanı zaten bu işlere karışmaz; dolayısıyla başka ihsan istemez.
Bileşik kaplar misali, boşsan doldururlar hazneni; inlerle de cinlerle de… Uymadı mı? sevap ta olur, günah da; neyi yutup çiğneyebiliyorsan, onunla…
Ve işte böyle ve bilakis bu nedenlerle, yani bundan dolayı, ciğerin değeri iç pazarımızda karmakarışık bir durum vaziyeti arz ediyor.
Tabii bir de dış pazar meselesi var.
Türkçesi yarım kere yarım olan bir kültür içinde debelenen entel/dantel zübüklerimizin dış-dil-bilgileri [örneğin, İngilizceleri] afet-i figan…
Sorun bakın onlara:
-Yarım kere yarım kaç eder?
Bir mi?
Bilemediniz!
Çeyrek eder… Çeyrek!
İşte böyledir test kültürünün acıklı sonu.
Ve bu son, Hollywood filmlerindeki ya da medarı iftiharımız yerli dizilerimizdeki mutlu sonlara hiç benzemez.
Ayrıca, bir küçük not:
ØKültür faslında son yoktur!
ØKendi ağırlığının kaç okka çektiği… Boyunun kaç arşın ettiği…
ØVe ciğerinin kaç paraya alıcı bulduğu gibi kavranması güç, yaşanması çok çok daha güç ciddi meseleler vardır.

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr