Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


“Çevre”cilik…

  • 27 Kasım 2018 Salı


En kısa tanım bizce şudur:
- Çevrecilik, doğanın zenginliklerini yağmacılara karşı savunmaktır…
Gözü doymaz insan hırsının saldırısı altındaki imar kirliliğine karşı cephe oluşturmak; ormanların, yeraltı sularının, denizin, soluduğumuz havanın ve ekolojik dengenin korunması yönünde emek harcamak çevre bilincinin merkezinde yer alan temel öğelerdir.
Doğanın nimetlerine erişmede doğal bir eşitlik yoktur.
Bu nimetleri tüm insanların hizmetine hakça sunma eylemi ancak çevre bilincine sahip bireylerin etkin çabaları ile gerçekleşebilir.
Çevre bilinci edinmiş bir insan, bu yönde alınacak önlemlerin ve gösterilecek çabaların sadece Devlet’in yetkisinde olduğunu ileri sürerek eylemsizliğe doğru kaçamaz. Gerçekten uygar bir insanın bu sorumluluğu erteleme imkânı ya da bahanesi yoktur.
Toplumsal bilinç, yurttaş olma yükümlülüğü ve evrensel insani değerler bu sorumluluğun ertelenmesine, buruşturulup bir köşeye atılmasına olanak tanımaz.
Çevreyi soyarak ekonomik zenginliklerini oluşturan bir tutam yağmacı insan ile bu yağmacıların peşine takılarak çıkınlarını doldurmayı seçmiş olan ikinci sınıf yalaka takımına karşı mücadele etmek yurttaşlık görevidir.
Çevre Kanunlarına konan hüküm de bu noktada hiçbir işe yaramamaktadır:
- Çevreyi kirleten, ortaya çıkan kirliliğin faturasını öder!..
Hayır…
Kurnazca önümüze atılmış olan bu yasa hükmü asla çevreyi koruyan gerçek ve caydırıcı bir önlem değildir.
Tam tersine…
Soruna hayatın içinden bakıldığında bu hükmün yağmacılara akçalı-fırsatlar sunan bir katakulli olduğu görülebilir.
Çünkü çevreyi yağmalayanlar, bu hükümden yararlanarak üç-beş kuruş ödeyerek çevreyi kirletme imkanı elde edilmiş olmaktadırlar.
Ali’nin külahını Veli’ye giydirme oyunudur bu…
Toplumun malını yağmacılara pazarlama imkânını yaratan bir tuzaktır.
Paranın gücü hiçbir zaman yağmacılığı meşru kılan bir araç haline getirilemez.
İmar planları, inşaat ruhsatları, iskân müsaadeleri de çoğu zaman yağmacı çetelerin çıkarlarına hizmet eder biçimde düzenlenmekte ve çevreyi harap eden çark, toplumsal ortak menfaatin zıttı yönde döndürülmekte ve her dönüşünde de insanlığın doğal mirasını tüketmekte, harap etmektedir.
Siyasal demokrasi, ekonomik ve sosyal demokrasiyi yaratamıyorsa “kamu yararı”nı kemiren bir virüs işlevini görür. Çünkü o zaman demokrasi, toplumun ortak çıkarı karşısında kendi kişisel çıkarlarını yerleştirmeye çalışanların bir aracı ya da silahı haline gelir.
Oysa gerçek demokrasi halkın egemenliğidir.
Halkın egemenliğinin önde gelen unsurlarından bir tanesi ise, doğanın zenginliklerinden ortaklaşa ve adil bir biçimde yararlanma imkanının sağlanmasıdır.
Bu zenginliklerin korunması ve gelecek kuşaklara yıpratılmadan iletilebilmesi erdemidir.
Kamu yararı esastır.
Kişisel çıkarın çok çok üzerine inşa edilmesi amaçlanan çağdaş bir insanlık değeridir.
İşte çevre bilinci bu değerlerin egemenliğini oluşturma yönündeki mücadelenin enerjisi, dinamosu ve yapı taşıdır.

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr