Selma Erdal

Tüm Yazıları


Çevre İçin Söz Söylemek

  • 04 Haziran 2018 Pazartesi


İnsanı yaratan da, yaşatan da çevre...
Çevreyi kirletirken, gerçekte bindiği dalı kesen insan; hava, su, toprak bağlamında doğal çevresini kirletirken, değer yargılarındaki bozulmayla, toplumsal çevresini de kirletmektedir. Bu kirletiş; doğal-toplumsal kirlenmenin bir kısır döngüsü biçiminde, gezegenimiz DÜNYA ile bu Dünya'da gezen İNSAN'ın yokoluş sürecini başlatmıştır.
Kuşkusuz zararın neresinden dönülürse kardır diyerek, doğal ve toplumsal kirlenmenin durdurulması önerisiyle söz söylemek gerekir.
Tartışmalara gerek yoktur ki; insanı, doğal çevresini kirletmeye iten dürtü, çevresini daha çok sömürmeye yönlendiren saldırganlığını azdıran içgüdü, en önemlisi de vahşi kapitalizmin acımasız çocuklarının sayısındaki korkutucu artış, toplum değer yargılarında oluşan bozulmadan kaynaklanmaktadır.
Bu anlamda, çevre kirliliğine karşı eylemde bulunabilmek amacıyla ilk aşamada; toplum değer yargılarındaki bozulmanın engellenmesi ve durdurulması ön koşuldurve bu koşulu gerçekleştirmek için de insan soyu bilinçlendirilmelidir.Bu bilinci oluşturmak için de insanın bozulan değer yargıları değiştirilmeli, iyi örneklerle/yapıcı eleştirilerle; çevre dostlarının sayısı çoğaltılmalıve çevre düşmanlarına karşı saldırıya geçilmesiamacınayönelik olarak ÇEVRE İÇİN DAHA ÇOK SÖZ SÖYLENMELİDİR.

"ÇEVRE NEDİR ?" sorusu belki en genel anlamda, DOĞA ile İNSAN arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir.
İnsanın varolmasından beri çevre vardır. Bilimsel merakla, DOĞA ile İNSAN arasındaki ilişki, doğa bilimcilerince incelenmiş, araştırılmıştır. Buna karşın ekonomik-sosyal yönü göz ardı edilmiştir. DOĞA hiçbir şey ödemeden alıp, kullanabileceğimiz bir mal olarak yorumlanmıştır. Gerçekten de hava, su, toprak için Doğa'ya hiçbir şey ödemiyoruz, ama Doğa'yı kullanmakla, Doğa'da bir değişim oluyor.
Doğa'nın, oluşan bu değişme karşı bir direnme gücü vardır. Suya atılan kirletici madde, zamanla su tarafından etkisiz bırakılıyor ya da havadaki kirletici gaz , zamanla etkisini yitiriyor. Kısacası; Doğa'nın kendini yenileme gücü var, ama önemli olan bu gücün ne kadar baskı altında kaldığıdır. Doğa'yı bozma hızı, Doğa'nın kendini yenileme hızından çoksa, işte o zaman sorunlar ortaya çıkıyor ki biz insanlar;bu sorunları 70'lerin başından beri ÇEVRE SORUNLARI olarak tanımlıyoruz ve biliyoruz ki çevre sorunlarının ortaya çıkmasıyla da Doğa'da bir bozulma başlıyor, ama bütün bunları bile, bile hiç durmuyoruz, dolayısıyla biz insanların neden olduğu Doğa'daki bozulma da hiç durmuyor.
Yaşamak için, insan gönencini sağlayabilmek için, çevremizde yaşayan sistemlere "ki orman, böcekler, sular gibi" gereksinimimiz var. Oysaki bir süre sonra bozulan Doğa; insanlara yararlı olmuyor. Doğa kendi içinde denge sağlamıştır, ne yazık ki bizler o dengeyi bozuyoruz. Örneğin; bir balıktürünün, üreme hızından daha çok avlanmasıyla, o balık türü yok oluyor ve sonrasında o balık türüyle beslenen diğer balıklar da bu olumsuzluktan etkileniyor.
Başka bir örnek olarak da ormanların durumu verilebilir. Her orman kendini yenileme gücüne sahiptir. Ancak onun yenileme hızının üstüne çıkılırsa, yok olması kaçınılmazdır ve bunları bile, bile ormanları yok ediyoruz, yakıyoruz. İnsan soyu olarak yarın yaşayabilmemiz için bugünden tasarrufta bulunmamız gerekir. Örneğin sanayinin varlığı Doğa'yı bozmaktadır, bu bozulmayı azaltmak ya da çoğaltmak insanların elindedir. Üstelik çevre sorunları bir ülke çerçevesinde düşünülmemelidir; bilindiği gibi "çevre sorunları sınır tanımaz", sınır ötesi harekat için TBMM'den onay beklemez, Chernobil örneğinde olduğu gibi sınır taşar... Çevre sorunu tüm Dünya'nın ortak sorunudur. Komşu ülkedeki kirli hava ülkeye taşınabilir, bu nedenle ortak çözüm bulmak tüm insanlığın görevidir.
Gelişmiş ülkelerle, azgelişmiş ülkeler arasında çevre sorunlarıyla ilgili tartışmalar yaşanmaktadır. Gelişmişler sermaye birikimi yaparken; Doğa'yı acımasızca kullanmışlar, kirletmişler. Azgelişmiş ülkeler bir atılım yaptığında, gelişmişler çevre sorunlarını ileri sürerek onları engelleyebilmekte; "Kyoto" benzeri sözleşmeleri onlara dayatmaktadırlar. Bu bağlamda azgelişmişlerin, uluslararası çevre korunması için, uluslararası haksızlık ortamına da düştükleri bir gerçektir. Ayrıca çokuluslu şirketler; yabancı sermaye aktarımıyla azgelişmiş ülkelere yatırım yaparak çevre sorunlarını da bu ülkelere taşımakta, azgelişmiş ülkelerin azgelişmiş yöneticileri de ülkelerinin doğal kaynaklarını onların kullanımına sunmak için özel çağrılar çıkartmaktadırlar, RTE'nin yabancı sermayeye yaptığı çağrılar gibi...
Sorun; teknolojik gelişmişlik düzeyiyle başlıyor. Kullanılan teknolojinin sorunları bilindiğinde, önlem de alınabilir. Belki burada bir maliyet artışı olacak, fazladan harcama gerekecektir ama bu maliyet doğal çevrenin yitirilmesinin yanında anılmaya değmeyecek bir maliyettir. Bugün insanlık, dinlerin onlara öğrettiği gibi; Tanrı'nın kendilerine verdiği nimetleri sonuna dek tüketme eğilimleri ve en önemlisi de nüfus artışı, sanayileşme ve kapitalist gelişmenin doğal kaynakları sorumsuzca kullanması sonucu ÇEVRE SORUNLARI adı verilen çok önemli bir sorunla karşı karşıyadır, bu soruna çözüm bulmak için de ne yazık ki gecikecek biranı bilekalmamıştır...
Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü...Dünya'nın düğünü olması gerekirken...Çevre düşmanlarının; kördöğüşü nedeniyle, Dünya'nın da, Dünyalı'nın da ne yazık ki kördüğümüdür yaşanan olumsuzlar...