Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Büyüme söylemi

  • 12 Haziran 2018 Salı


Ekonomide büyüme, ekonomi alanındaki tüm hareketleri içerir. Bu hareketler toplamının bütünü değerlendirilerek büyüme rakamı saptanır. Olayın daha iyi anlaşılması için şu uç örnekleri anımsamak gerek; alınan borç ve verilen borç aynı kapsamda yer alır çünkü, her ikisi de bir ekonomik harekettir. Bu hareketlerde toplumsal fayda ve yararlılık dikkate alınmamaktadır. Örneğin; AKM’nin yıkılması bir ekonomik harekettir. Yani, yapımlar kadar yıkımlarda bu değerlendirmeye dahil edilmektedir.
“Türkiye ekonomisi 2018 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7.4 büyüdü. Gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 7 büyümesi bekleniyordu.Hanehalkının tüketim harcamaları yılın ilk çeyreğinde yüzde 11 büyürken, kamunun harcamaları yüzde 3,4 seviyesinde. İhracattaki büyüme yüzde 0,5'te kalırken, ithalat büyümesi ise yüzde 15,6 oldu. 2017 yılının son çeyreğinde Türkiye yıllık olarak yüzde 7,3 büyüme kaydetmişti.İlk çeyrekte büyüme olumlu gelirken cari açık yükseldi...“(onedio)
Büyümenin temelinde üretim yok, sadece tüketim var. Tüketimi sürdürmek için borç alınıyor ve yaşam borçlanılarak sürdürülüyor. Oysa “büyüme” sözcüğünün toplumdaki algısı; gelirlerin ve buna bağlı olarak refah düzeyinin artması biçimindedir. Geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yoksulluk sınırının 765 TL ve açlık sınırının 221 TL arttığı görülüyor. Yani, büyüme iddialarının olduğu bir ortamda emeğin gelirinin gerilediği görülüyor. Galiba büyürken küçülme saçmalığı bize özgü bir sosyolojik durum(!)
"Gerçeklere gelince...Hiç mi büyümüyor ülke? Büyümez mi? Enflasyon büyüdü mesela...Dolar büyüyor...Sefalet büyüyor...Faizler büyüyor...Cari açık büyüyor...Bütçe açığı büyüyor...Tek zayıflayan Türk Lirası...Hepsi kulak arkası...Zira bir orası kaldı!"(MURAT MURATOĞLU)
Bu gelişmelerin somut sonuçlarına bakmak gerek:
1-Cari açık büyüyor.
2-Döviz fiyatı yükselirken mal ve hizmetlerin fiyatı artıyor.
3-Başta genç ve eğitimlilerin işsizliği olmak üzere işsizlik artıyor.
4-Dışa bağımlılık artarken ülkenin bağımsızlığı elden gidiyor.
5-İthalata bağlı üretimde ithalatın TL karşılığı artıyor.
6-Yoksullaştıran büyümeden sadece bir avuç yandaş rantiyeci yararlanıyor. Bu yararlanma dalgasının nerelere ulaştığı bilinmiyor!
7-Bu olumsuz gelişme sürecinde emeğin milli gelirden aldığı pay azalıyor.
8-İane ile geçinen bağımlı yoksulların sayısı artıyor.
“ Yazımı, Orhan Bursalı’nın okur mektubundan yaptığı alıntı ile noktalıyorum: “ Bizim köyün içinde arka camında Erdoğan ve “ampul” resmi ile dolaşan genç adamın kim olduğunu sorduğumuzda, “Evine dört maaş giriyor. Biri yaşlı ninesi için, diğeri bir biçimde annesine bağlanan emekli maaşı, evde sakat raporu alınan kardeşe ödenen sakatlık maaşı ve ona baktıkları için aileye yapılan ödeme. Yetmedi bir de ona İşkur’dan geçici iş verdiler”
Sözün özü şu: Kontrolsüz, denetimsiz ve gereksiz harcamalardan sonra, acı reçete halka içirilecek. Oysa kemer sıkması gereken devlettir!