Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bunu Hep Yapıyorlar

  • 29 Ekim 2020 Perşembe



Tüketim toplumunda, her şeyin kolayca tüketildiği gibi, gündem de çabuk tüketiliyor, tez değişiyor. Öylesine ki gündemin böylesine değişken oluşu, üstelik bu değişimin hızının da olağandan/doğaldan daha yüksek oluşu zamanın akışını sanki daha hızlandırıyor… Yeni yıl geldi, geliyor derken, Corona salgını yüzünden bu yıl nasıl geçti anlamadık, yeni bir yılı kutlamaya hazırlanacağız iki ay sonrasında...

Geçmişte günlerce konuşulan “bir” olay yaşanırken, değil günlerce-aylarca-yıllarca üzerinde tartışılması, yorumlar yapılması gereken “onlarca” olay bir günde gerçekleşiyor da hiç kimsenin umurunda olmuyor. Ne de olsa Hollywood masallarıyla ve ülkemiz televizyonlarının her birinde “gerçek Türk yaşam biçimi” sanki böyleymişçesine sunulan; mafya dizileriyle herkes güncel olayları, sorunları umursamaz oldu, beyinleri uyuştu.
Ama biz televizyon dizileriyle beynimizi dumura uğratmadık, geçmişte yaşananları da unutmadık.
Anımsayacak olursak dünde kalanları...
Su içene yılanın bile dokunmadığı gibi, ibadet edene/dua edene de dokunulmadığına ilişkin inancın, törenin bulunduğu bir ülkede; başka dinden de olsa, bir din adamının, kutsal bir yerde (nasıl ki Hazreti Muhammed’den önceki peygamberlere inanmak; imanın şartları arasındaysa, o peygamberlerin öğrettiği dinlerin kutsal sayıldığı yerlere saygı göstermek de geleneklerdendir), bir de dua ederken öldürülmesi sıradan bir olay gibi algılandı… Ve böylece “yavuz hırsız, ev sahibini suçlu çıkarır” örneği; binlerce suç işlemelerine karşın, her olayda zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmayı beceren Batılı’nın eline de bu cinayetle birlikte çok güçlü bir koz verildi.

Oysa amiyane deyişle, aranan-kaşınan-sopaya dik karşı giden onlardı, onlardı da; Trabzon’daki bir kilisede bir İtalyan din adamının öldürülüşü gerçekten de hiç ama hiç iyi olmamıştı ve bu ölümün ardından; “AB ülkeleri, Türkiye’yi riskli ülke” olarak dünya kamuoyuna duyurdular.

Ve...
Bugünlerde yine şu Charlie Hedbo adlı derginin neden olduğu karikatür sorunsalı, karikatür yoluyla AKBaşkan'a yönelik densizliğin bir benzeri, anımsanacağı gibi İslam Peygamberi Muhammed'i hedef almıştı.
Anımsarsak o günleri...

Sen durduk yerde İslam Peygamberi’ni aşağılamaya kalkış, tepkiler alınca “basın özgürlüğü” savunmasına geç; İslam’a inananlardan (sözlü, yazılı, cinayetli) tepkiler gelince de “medeniyetler çatışması” kavramından söz etmeye yeniden başla…
Bu durumda da adama sormazlar mı; “Şu Hazreti Musa ya da Hazreti İsa ve de Hazreti Muhammed; aynı topraklarda, daha açık bir söyleyişle Ortadoğu olarak adlandırılan topraklarda doğmadılar mı ?... Bu dinlerin çıkış yeri aynı topraklar değil mi ?...Bu dinlerin yayıldığı kültür, aynı kültür değil mi ?... Ve dinlerin doğduğu topraklardaki o ilk insanların ırkları bile ortak değil mi ?...
Sen Batı topraklarında yaşayan bir toplum, bir kültür, bir gelenek olarak; Ortadoğu’da doğan dinlerden birine inanıyorsun diye, yine bu topraklarda doğan-gelişen-yayılan başka bir dine de inanmadığın/o dinin inananı olmadığın için karşı çıkıyorsun, o dini- o dinin peygamberini- o dine inananları aşağılamaya kalkışıyorsun, üstelik de sıkça…
Sen inanıyorsun diye; Hazreti İsa’nın yaydığı din daha mı yüceldi ?...
Sen Batılı olarak bu dini doğduğu topraklardan, Vatikan’a taşıdın diye; Tanrı’nın buyrukları dışında bir şeyler mi eklendi, Ortadoğu’da doğuşundakinden başka konuma ve koşullara mı getirdin Ortadoğulu Hazreti İsa’nın dinini de; “medeniyetler çatışması” diye bir tartışma konusunu attın ortaya, her an Dünya barışını bütünüyle bozmaya, Dünya’yı kana boğmaya hazır bekleyenler için gerekli koşulları hazırlamak uğruna ?...
Kendini-kültürünü, Ortadoğulu’dan üstün gören Batılı; Tanrı’nın buyruklarına kendinden bir şeyler katmışsa...
Ki Hazreti İsa’dan sonra dört ayrı İncil’den söz edildiğine göre; belki de Batı’nın kendi çıkarlarına göre İnciller yazdıkları da tartışılabilir ama dedim ya ben ne din uzmanıyım ne de azmanı… Danimarkalı karikatürcülerin, karikatürlük durumlarına düşmek istemem…
Yaptıkları bir kahramanlık gösterisiymişçesine ortaya çıkmış olan bu sözde kahramanlar; çizdikleri karikatürlere gelen tepkilerden sonra, büyük bir korkaklıkla saklanmışlardı, o düşünce özgürlüğü savaşçıları… Oysa gerçek düşünce özgürlükçüleri; Dünya barışı için söylem ve eylemde bulunurlar, her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran Dünya barışının piminin çekilmemesi için emek vererek...

Evet, Batı; Hazreti İsa’nın dinine kendinden bir şeyler katmışsa, Tanrı’nın buyruklarının dışında, kendi çıkarları doğrultusunda söylemler eklemişse, bu nedenle de Ortadoğu topraklarında Hazreti İsa’nın ardından peygamber olarak gönderilen Hazreti Muhammed’i ve ona inananları karalama girişimlerinde bulunuyorsa, kuşkusuz bu girişimleri “din adına “değil, Batılı düşünce adına, Batılı sömürü düzeni adına yapmaktadır, Tanrı’nın buyruklarının dışında, insan isteklerine göre biçimlendirilmiş bir “Hıristiyanlık” da din olarak değil; olsa, olsa “felsefi düşünce” olarak tanımlanabilir. Ortadoğu topraklarında doğan; Musevilik, İsevilik ve İslamiyet…

Ortadoğu Peygamberleri; Hazreti Musa, Hazreti İsa ve Hazreti Muhammed… Ama İsevilik; Kudüs’den, Vatikan’a taşınınca “medeni” olduğundan, “medeniyetler çatışması” doğdu ???...
Ve sonrasında; Batı iyice dikince gözlerini Ortadoğu topraklarına, pek işlevsel gelmedi ona “çatışma” sözcüğü… Çevirdi bir kez daha kazı, yanmasın diye Batılı ikiyüzlülüğüne özgü bir girişimle…
Önce İspanya’da, sonra da Türkiye’de toplandı; Medeniyetler İttifakı, 21. yüzyıl Haçlı Seferleri’nin ve de neferlerinin niyetlerini saklamak için…

Ve yıl 2020; dünya küresel bir salgın nedeniyle kaygılı, sancılı, sorunlu... Ama yine o çağdaş, uygar, saygılı Batılı, bir kez daha İslam'a ve İslam'ın pişdarlığını üstlenen bir AKBaşkan'a saldırıyor. İşin gerçeği yalnızca ona değil, onun "şahsında" tüm Türk halkına saldırıyor.Kuşkusuz bu durum hoşgörülebilecek, suskun kalınabilecek bir durum değildir. İktidarıyla, muhalefetiyle; bu densizliği yapanlara karşı tepki verilmelidir. Bu durum adıgeçen derginin daha öncesinde de kendisini savunduğu gibi "basın özgürlüğü" olarak değerlendirilemez. Eğer umursamazlıkla, aldırmazlıkla, bir kaç gün sonra geçecek bir öfkeyle unutulup, giderse bu olay; onlar bu eylemi yeniden ve yeniden gerçekleştirmekten geri durmazlar kolay, kolay... Daha öncesinde de İslam Peygamberi'ni aşağılamaya kalkıştıkları gibi... Bugün de, yarın da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başında kim varsa; ona yine saygısızca saldırırlar, karikatürle de olsa... Biz böylesi saygısızlıkları içimize sindirecek kadar duyarsız mıyız?...

*Alınan son duyumlara göre:
Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı, Charlie Hebdo dergisindeki karikatürle ilgili Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak şiddetle kınanmış.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, görüşmede Fransız Maslahatgüzara, "kişi haklarına ve dini inançlara yapılan bu alçak saldırının, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, Fransız makamlarının, ifade özgürlüğü sınırlarını aşan bu çizimler konusunda gerekli siyasi ve hukuki adımları atmasının beklendiği" vurgulanmış.