Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bulaş Günleri

  • 20 Kasım 2020 Cuma


Mart ayından beri yaşadığımız Covid 19 kabusundan kurtulmuşçasına; hangimiz vurmadık ki kendimizi caddelere, sokaklara, dağlara, denizlere yaz ayları boyunca?... Elbette kurallara uyduk; maske-mesafe-temizlik dediler, dinledik, üstelik evvel ezelden beri maskeli yaşamasak da hep mesafeliydik hem gerçek, hem de mecazi anlamda insanlarla... Hiç sevemedik ahbap çavuş ilişkilerini, hep camdan duvarlar koyduk aramıza... Ne de olsa öyle bir dünyada yaşıyorduk ki kim dost, kim düşman, kim mert kim n'amert ki ne de olsa kişi alası içten, yılkı alası dıştan belli oluyor. Dolayısıyla başka yollarda gezenlerle, siyasal elit olmanın değerlerini ezenler arasındaki ilişkilere de akıl, sır erdiremedik ama erdem bildik Adalet'den yana olmayı ve Hukuk'un üstünlüğüne güvendik ve de Demokrasi'yi en yüce değer olarak özümsedik, içselleştirdik.
İlk yüzyılını tamamlamasına şurada bir kaç yıl kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni; korku imparatorluğuna dönüştürmek isteyen "sözde" kahramanların varlığına da hiç bir dönemde tanık olmadık resmi/biçimsel ilişkiler ağı içinde; ne Türk Siyasal Tarihi kitaplarını okurken, ne de yaşamımız boyunca kamusal alanda benzerlerini görmedik. Görmedik, göremezdik ya da görme özürlü müydük?... Elbette hayır; çünkü biz kimiz ki?... Sıradan ölümlüler, kurallara uymadığında Covid 19 aracılığıyla Ölüm Meleği'nin eline düşmeye aday faniler... Eğer kitaplar yazmasa, eğer iletişim çağında bilgi hemen yayılmasa; nasıl öğrenebilirdik ki bu tür ilişkileri ?...
Ne yazık ki 90'lı yıllarda soyları tükendi sanılan caniler; ülkemizi Latin Ülkeleri'ndeki gibi çetelerin oyun alanına çevirmeye sanki hazır gibiler...
Şu günlerde bir kitap okuyorum; adı Kovadaki Balıklar...
Kitabın içeriği bir dönemin Gazinocular Kralı olarak tanınan Fahrettin Aslan'ın oğlu Sacit Aslan'ın anılarından oluşuyor. Sacit Aslan anlatmış, yazar Necef Uğurlu da yazıya dökmüş.
Oldukça ilginç bir kitap... Nasıl ilginç olmasın ki?... Bugün mafya olarak tanımlanan ama o günlerde kabadayı denilen yasa tanımaz, buna karşın kendi koyduğu kuralları başkalarına dayatan adamların, siyasetçilerle ya da devletin üst düzey bürokratlarıyla kurdukları ilişkilerin bir bakıma belgeselini ortaya koyuyor bu kitap... Okudukça şaşırıyorsunuz meğer geçmişte neler olmuş diye, ama bugünlerde yaşananlara hiç şaşırmıyorsunuz çünkü o günlerde de böylesi adamlar etkili ve de yetkiliymiş karar vericilerin üzerinde, demek ki olağanmış bu tür durumlar Türk Siyasal Yaşamı'nda diye öylece kala, kalıyorsunuz.
Demek ki BULAŞ yalnızca Covid 19 yayılmasıyla olmuyormuş. Dünden, bugüne BULAŞ her alanda gerçekleşmiş bu ülkede...
Yalnızca Cumhuriyet Tarihi boyunca değil; Osmanlı'dan beri süregelen bir kaba güç düzeni, Orman Yasaları'nın Hukuk Yasaları'ndan daha etkili olduğu gerçeği bu topraklarda hep varmış. Hep bir önceki dönemden, yeni döneme/yeni düzene hep BULAŞ-MIŞ.
Birileri Kemal Kılıçdaroğlu'na meydan okurken ki hani şu challenge denilen kavramın karşılığı... Böylesi bir meydan okuma, tehdit ya da astığım astık, kestiğim kestik dayılanması daha önce sanki bu topraklarda yakın tarihimizde hiç mi duyulmadı?...
Susurluk yolunda yaşanan trafik kazasında; arabanın içinde kimler, kimler vardı?... Bursa'da işlenen Malki Cinayeti'nde adı geçenler muhallebi çocukları mıydı?... Az mı kitaplar yazıldı bu ülkede "üçgenler" üzerine?...
Nasılsa şehid cenazesinde Kılıçdaroğlu'na yapılan linç girişimi gibi, bu tehdit olayı da tez günde unutulur, üzeri de örtülür ölü toprağı ile ve hiç kimseler anımsamaz bile...
Çünkü bu ülkede unutkanlık da BULAŞ fiilinin kapsama alanı içinde... Demek ki unutkanlık da BULAŞ-I-CI tıpkı kabadayılık düzeni gibi ya da Covid 19 Virüsü gibi...
Ama Türkçe'yi, dilimizi bilmemek çok daha BULAŞ-I-CI kanımca, çünkü herkes çokça yadırgadı şu BULAŞ fiilini...
Acaba neden?...
BULAŞ-MAK fiilin mastar durumu.
BULAŞ; fiilin geniş zaman kullanımı....

BULAŞ-I-YOR; şimdiki zaman kullanımı...
BULAŞ-DI; elbette ki di-li geçmiş zaman biçimi...
Şimdi durduk yere; Türkçe dilbilgisi dersleri vermeye hevesli olmayalım ama hangimiz BULAŞ-I-CI demesini ya da BULAŞ-IK kullanımın anlamını bilmiyoruz ki?...

Be hey Türk halkı; BULAŞ filini duyarken sağlıkçıların ağızlarından, sanki ilk türetilmiş bir kavramı duymuşçasına yadırgayışın var ya işte bu tutumun yaktı benim içimi...
Üstelk BULAŞ gibi kullanılan ne çok fiil var Türkçemiz'de; sanki kimsecikler ayırdında değil gibi...
İşte ULAŞ; ki ulaş-ı-yor ve de ulaş-dı deriz.
İşte SAVAŞ; ki savaş-ı-yor ve de savaş-dı deriz.
Daha pek çok örnek verebiliriz kuşkusuz ama şimdi ne yeri, ne sırası...
Çünkü bugünler yeniden BULAŞ GÜNLERİ...
Ortalıkda BULAŞ-I-CI Covid 19 Virusu kol geziyor. İnsanların ciğerlerini eziyor, yaşamlarını eritiyor, sevenlerini üzüyor. Buna karşın hala birileri tehlikeye aldırmıyor, bana bir şey olmaz diyerek dudak büzüyor ama gün geçtikçe tehlike daha da büyüyor.
Kuşkusuz kimseler, kimselerle tehlikeli ilişkiler kurmasın, tehditler havada uçuşmasın, ama bütün bu yaşananlardan daha da kaygı verici olan bir durum varsa o da Covid 19 Virüsü ile BULAŞ fiilinin bedeninizde girişmesi tatbikata... Gün gelir bu ülke gerçek anlamda demokrasiye kavuşur, aydınlık günler gelir, bir gönenç toplumu oluşur ama eğer Covid 19 Virüsü BULAŞ-I-RSA bedeninize, siz bu güzel geleceği hiç göremezsiniz, bilginiz ola !...
Mafya-Mesafe- Temizlik ay pardon Maske-Mesafe-Temizlik; bu kurallara sıkı, sıkı uy ve hem kendine, hem de insanlığa yapmış olursun iyilik!...